Zihnin Arka Sokakları

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 🎵🐝💕🌻🌍🐾

23 Mayıs 2021 Pazar

Ritchie Blackmore'a Sevgilerle


Pazar pazar duşta aklıma Ritchie Blackmore geldi. Onun ne kadar hak ettiği ölçüde övülmediğini farkettim. Oturdum bu yazıyı yazıyorum. Kendisi elbette saygı duyulan ve özellikle Deep Purple ile Rainbow yıllarında yaptığı bestelerle sevilen bir gitar ustası. Fakat ben yine de hak ettiği değeri görmediğini düşünüyorum.

Rock ve metal ile ilk tanıştığım yıllarda ben de çoğu genç gibi "tekniğe" ve "hıza" bakar, onlardan etkilenirdim. Zamanla piştik ve işin duygu boyutunun çok daha önemli olduğunu anladım. Günün sonunda sende fizyolojik birtakım değişiklikler (kalp ritminde artış, tüylerin dikelmesi, gözlerin yaşarması, vs.) gerçekleştiremiyorsa o işin pek tadı tuzu olmuyor. Blackmore, rock müzikle tanıştığım ilk yıllardan beri yakından takip ettiğim isimlerden. Deep Purple'a beslediğim olağanüstü sevginin bunda payı çoktur (oysa bilirim, popülerlikte ne Beatles'la yarışabilirler ne Stones'la; teknik açıdan Led Zeppelin'in bir iki adım gerisinde kalırlar). Keza Rainbow'u da yıllar içinde bir o kadar sevip benimsedim.

Blackmore'u bu kadar çok sevmemin -hatta kendisini tüm zamanların en büyük gitaristi olarak görmemin- birkaç nedeni var. Birincisi "kirli" çalması. Özellikle kendisinin yetmişlerin ve doksanların başlarında yaptığı işlere kulak verin. Baya kirli tondadır. Rock müziğin "kötü çocuk müziği" olması nedeniyle ben bu tarz gitaristleri daha çok benimsiyorum. Dinlerken yüzümün ekşiyip bana "oh yeah" dedirtmesi lazım. Ve tabii duyguyu geçirebilmeli. Ben her zaman duyguyu önplana koyarım müzikte (en sevdiğim gitaristlere bakıyorum da hepsi istisnasız duyguları yükselten sanatçılar; Eddie Hazel, Neil Young Jimmy Page,..). Teknik önemlidir ama bunu duyguyla harmanlamazsanız benim için hiçbir anlamı yok. Metal müzikte ne gitaristler var, robot gibi çalar. Hiç teklemez. Ama duygudan eser yoktur.

İkinci sebebi ise yanlış yapmaktan veya basitlikten korkmaması. Bunu ben demiyorum, bizzat kendisi söylemişti. Ben diğerleri gibi "daha hızlı, daha gürültü"nün peşinde değilim demişti. Hakikaten de Blackmore, yeri geldiğinde "hatalı" çalar. Aksak çalar. İlk bakışta biraz yadırgatır ama ikinci üçüncü dinlemede yapmak istediğini anlarsınız. Yoksa o bilmiyor mu dangır dungur çalmasını? Adam senden benden mi öğrenecek bu işi; altmış senedir gitar çalıyor. Kaldı ki birçok teknik açıdan üstün, eşsiz ve hızlı işleri de mevcut. Stargazer'lar Child in Time'lar hep görkemli meydan okumalardır. Yani "istediğinde" bunu yapabiliyor. Bıraktığınızda muazzam sololar da atabiliyor, minimal barok işler de çıkarıyor. Evet, haşmetmeaplarımız barok müziğe de çok ilgili.

Son olarak adamın bir elinde on marifet olması. Ne demek istiyorum? Bazı rock gitaristleri, elektro gitarı canavar gibi çalar. Adeta dile getirir. Fakat eline başka bir çalgı verdiğinizde adam Akdeniz akşamları çalan ergene dönüşür. Oysa Blackmore, ne çalarsa çalsın onun en iyisine ulaşmasını biliyor. Yeri geliyor metalin dibini yapıyor, yeri geliyor blues öttürüyor, yeri geliyor akustik gitarla folklörik şeyler yapıyor. Tek bir türe veya alete bağlı kalmıyor. Ne verseniz ağlatıyor.

(Purple özelinde bir şeyi belirtmek lazım. Yerine gelen Steve Morse, yıllardır tertemiz çalar. Hiç sektirmez. Takır takır sahnede işler. Fakat hiçbir solosu beni yükseltememiştir veya riff'leri akılda kalmayı başaramamıştır. Kendisini canlı izledim ve bu canlı performansı için de geçerli. Bir de şu Blackmore riff'inin vahşiliğine bakın...badass!)

Peki bu adam çok makbul biri midir? Asla. Duygusal olarak kırgınlıklarım var. Deep Purple'ın bence en iyi olduğu yıllarda grubu pat diye ortada bırakıp çekip gitmesini asla unutamıyorum. Keza orijinal Rainbow'u ayakta tutamamasını da. Ama bunların tek bir sebebi var: adam sorunlu. Gerçek bir bencil. Kendisini dev aynasında görüyor. Diyebilirsiniz ki "yahu adam için en iyi gitarist dedin, bırak biraz şımarsın". Hayır. Öyle olmuyor. Uyumluluk çok önemli; aksi takdirde her şey yarım kalıyor. Ortalama rock dinleyicisi için The Battle Rages On pek bir şey ifade etmese de Purple hayranları için dönüm noktasıdır. O albüm o kadar üst düzey ki, Blackmore o albümün devamını getirebilseydi belki Purple bugün çok daha bilinir olurdu gençler arasında. Safkan bir metal ruhu yakalanmıştı ve müthiş bir sound oluşturulmuştu. Egosuna yenildi. Zaten bu narsistik tavır yüzünden içinde bulunduğu her grup zarar gördü. Vaktiyle Purple ile çıktıkları bir festivalde sırf kendilerine belirtilen saatten önce sahne alacakları açıklandığı için gitarını kıran ve sonrasında sahneye benzin döktürüp amfilerin patlamasına neden olan bir manyaktan söz ediyoruz (olay yerinden heliktoper ile uzaklaşmış sonrasında).

Ayrıca yer aldığı her grubun ismini kendi üstüne zimmetlemesi de (Blackmore's Rainbow, Blackmore's Night) başlı başına bir manyaklık. İlgi budalalığına karantinanın ilk aylarında online yayınlarında da tanıklık etmiştik. Eşi Candice'le birlikte yaptıkları o yayınlarda ikide bir chat'e dalan eşine "benle ilgilensene hatun" tadında gayet sevimsiz çıkışlarda bulunmuştu elinde birasıyla. Yeri gelmişken söylemek lazım. Kendisi ağır alkoliktir. Bu nalet kişiliğini daha üst boyutlara taşıyordur eminim. Ayık hali bile çekilmez. Arkadaş olsak herhalde dakika başı kavga ederdik.

Ama günün sonunda bu adam işinin üstatıdır. Mesela son yıllarda tekrardan kurduğu Rainbow için  müthiş bir kadro topladı. Elbette kimse Dio'yu andıramaz ama yerine gelen Ronnie Romero, çok tatlı bir çocuk. Sahne ışığı var. Ve sesini çok iyi kullanıyor. Ses aralığı açısından belki çok avantajlı olmayabilir fakat dediğim gibi nerede başlayıp nerede duracağını biliyor. Ve ne yalan söyleyeyim Dio'yu çok iyi yaşatıyor. İlk dinlediğimde tüylerim ürpermişti. Bir gün kendilerini sahnede canlı izlemek isterim. Hem Rainbow hem Purple şarkılarından derlenen harika bir listeyle sahne alıyorlar.

Bu aksi, turşu suratlı adamı seviyorum. Rock gitaristleri Olimpos'ta yaşasalar kendisi Zeus'un koltuğuna otururdu. İkisi de karakterleri bakımından çok uyumlular. Yıllarca Purple'a geri dönmeyi reddetmesi ve Lord'un ölümünden sonra aklını başına alıp, ölümün farkına vararak "tek gecelik birleşme" önerisi de ayrıca sinir bozucuydu. Ne diyelim, akıl fikir. Röportajda arkadaşı olarak sadece kedisini ve eşini sayması da hiç şaşırtmıyor.

1 yorum:

  1. Çok keyif alarak okudum ve dinledim; şahaneydi yani... Bir zaman yolcuğu aynı zamanda, emeğine sağlık, teşekkürler:)

    YanıtlaSil