60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

24 Ocak 2017 Salı

En Soniğinden Meydan Okuma (8.Gün)

















"Hep arayış içinde oldum ve hala da öyleyim, fakat yıldızları ve kitapları sorgulamayı bıraktım, kanımın fısıldadıklarını dinlemeye başladım artık."

- Hermann Hesse (Demian: Emil Sinclair`in Gençliğinin Öyküsü)
Eğer buhranlarımı kolaylıkla (!) atlatabildiysem, kendimle yüzleşmeye cesaret edebiliyorsam, bunu yazdıklarıyla beni etkileyen ve değiştiren Hermann Hesse'ye fazlasıyla borçluyum. Filozoflar, politikacılar, şarkıcılar, hatta ressamlar.. Konuşuyor hepsi. Fakat kalbime seslenen o. Kitaplarında iç huzuru buluyorum. Bunu hiçbir zaman saklamadım. Sevdiğim insanlara Hesse önerdim. Gene yazdıklarını tavsiye ediyorum buradan herkese. Nietzsche, Kierkegaard, Platon, Kant, Hegel, Schopenhauer, Sartre, Voltaire veya Thoreau okunabilir. Fakat Hesse'nin yazdıkları okunmalı, kelimeleri özümsenmeli, ne demek istediği bilinmeli ve mümkünse hayata geçirilmeli. Savaşların, nefretin ve bencilliğin önüne set çekebilecek fikirleri var onun. Bozkırkurdu okuduğum en etkileyici kitap. Çok fazla tekrar ettim. Fakat yinelemek istedim burda. Doğu Yolculuğu, Knulp, Siddhartha, Demian, Çarklar Arasında, Boncuk Oyunu,.. okuyun. İyi yürekli nesiller yetişsin artık.

Günün sorusuna, "bir dahaki hayatında kim olmak isterdin ?"e, ivedilikle bağlıyorum, yeniden kendim olmak diyorum. Harika biri miyim acaba ? Alakası yok. Zayıflıklarım var, yumuşak karınlıyım, ama kendimim. Buyum işte. Zihin olarak karşınızda duruyorum. Her ben, kendince değerlidir, ama tanınmaya muhtaç vaziyettedir. Çoğu insan, binlerce yıldır, hep başkası olmaya çabaladı ve benliğini yok saydı. Bireycilik ile bencilliği karıştırdı. Yaşanan acıların ve savaşların da temelinde yatan neden buydu. Kendine yol almaktansa başkalarına yol aldı. Ne kendi olabildi ne bir diğeri. Kendi iç huzurunu sağlayamayan, dengesini kuramayan, ilişkilerinde nasıl başarılı olabilir ?

23 Ocak 2017 Pazartesi

En Soniğinden Meydan Okuma (7.Gün)


"Eğer bir hayvan olsaydın hangisi olurdun ?"

Kedi diyeceğimi sanıyorsanız aldanıyorsunuz çünkü kediler gibi sıcağa alışkın değilim. Fakat cevabım yine özgür ruhlu bir hayvan olacak. Sevgili Leyla ile Mecnun hayranları, şimdi sıkı durun, "at olmak isterdim".

Hayvanların tamamı inanılmaz güzellikte fakat bence at kadar görkemli ve büyüleyicisi yok. Çok bilgeler. Oldukça zekiler. Ve hisliler. Atlar sirklere, zenginlerin çiftliklerine veya devletlerin emrine ait olmamalı. Vahşi doğada özgürce koşturabilmeli.

"Sonra bir anda Johnny hissediverdi, atlar, atlar, atlar tarafından çevrelendiğini, her yönden gelen, beyaz parlak damızlık atlar, burunlarında alevler"

- Patti Smith (Land)

 

Atlara dair çok ilginç bilgileri paylaşayım (*) :

- Kara memelileri içinde gözü en büyük olan hayvan.
- Gözleri kafalarının yanında olduğundan neredeyse 360 derece görüşe sahipler.
- Atlar kulaklarıyla, gözleriyle ve burun delikleriyle -gerektiğinde de yüz ifadeleriyle- ruh hallerini ifade ederler (bir de insanoğlunu görün, kelimelere rağmen, ifade edemiyorlar).
- İnsanlara oranla geceleri daha iyi görürler. Fakat gözlerinin ışıktan karanlığa (veya tersine) geçerken alışma süresi daha uzun.
- Tatlı şeyleri severler ve genelde ekşi veya acı şeyleri reddederler (keyiflisiniz gençler).
- Günde en az 25 galon su içerler (aynı ben!).
- Sosyal canlılardır ve tek başlarına kalırlarsa yalnız hissederler ve eşleri öldüğünde yas tutarlar (ağlattınız şuan).

Bir zamanlar şu şarkıyı ne çok dinlerdim. Vokalde Elton John ve Luciano Pavarotti, geri vokallerde, Liza Minelli, Sheryl Crow, Joan Osborne ve gitarda ise Eric Clapton. Şarkının orjinali Elton John'un The Big Picture albümünde bulunuyor fakat Pavarotti'yle yaptığı düetin etkileyiciliği daha fazla bence. Sözlerini okumanızı öneririm naçizane. At gibi yaşayın komşular.



*Kaynak için buraya tıklayın.

22 Ocak 2017 Pazar

En Soniğinden Meydan Okuma (6.Gün)


Hatırladığın en eski anını anlatır mısın ?

Zayıf bir hafızam vardır. O yüzden kin de tutmayı başaramam, anıları da fazla biriktiremem, sadece ufak ve önemsiz detaylar kalır. Şuan zihnimin arka sokaklarındayım ve hatırladığım anıları sıralayıp hangisinin daha eski olabileceğini düşünüyorum. Parça parça şeyler var ortada. Bir oradan iki şuradan. Fakat en çok zihnimde canlanan sahne araba yolculukları. Arabanın arka koltuğunda kimi zaman yattığımı, kimi zaman oturduğumu hatırlıyorum, geceleri uyumamakta direnir camdan bakardım sanki yıldızları veya doğaüstü bir şey görebilecekmişim gibi.

Değerini kimselerin bilmediği ve maalesef benim de o yıllarda çok üzerinde durmadığım The Cranberries'i yıllar sonra evladım gibi seviyorum diyebilirim. Yirmi sene olmuş Zombie şarkısı yayınlanalı. O vakit zevkle dinledik ve geçtik. Fakat bugün onların ne kadar iyi müzik yaptığını ve olayın Zombie'den ibaret kalmadığını anlıyorum. Zombie'nin de içinde bulunduğu No Need to Argue, doksanlı yılların en iyi rock çalışmalarından biri. Tabii İrlanda'dan kötü müzisyen de çıkmaz. Yeşilinden veya havasından mıdır bilmiyorum ama o adada büyülü şeylerin döndüğü kesin. İzlanda gibi. Dolores O'Riordan'ın sesini de kıymetlim Sinead O'Connor'a benzetiyorum. İyi pazarlar.


21 Ocak 2017 Cumartesi

En Soniğinden Meydan Okuma (5.Gün)


"Her zaman ve bazen özlediğin iki şey."

Her zaman özlediğim şey.. Bunu cevapla(ya)mayacağım.

Bazen özlediğim şey de geçmiş arkadaşlıklar. Kısacası güzel üniversite yılları. Pişmanlığım olmadı. Keşke demedim. Her şeyin sanırım hakkını verdim o yıllarda. Müthiş insanlarla tanıştım, fevkalade zamanlar geçirdim. Fakat zaman girdi araya. Şimdi kaç tanesiyle irtibat halindeyim derseniz, bir elin parmaklarını geçmez, ama bu da yeter. Kuru gürültü olacağına üç beş can Spartalı yeter.

Nostalji damarım tuttu a dostlar. Hep özlüyoruz. Güzel şarkıları. Güzel insanları.


"Mezarımı Kızlar Kazsın Dar Olsun 
Etrafında Lale Sümbül Bağ Olsun
...
Ben Ölürsem Söylesinler Türkümü"

20 Ocak 2017 Cuma

En Soniğinden Meydan Okuma (4.Gün)

Photo courtesy of  Ferdy Damman

Arkadaşlarım dertleriyle yanıma gelip bana açıldıklarında şu hale geliyorum. Aa, bir dakika soruyu paylaşmadım: "etrafındakiler hangi sorunun çözümü için sana gelirler ?"

Yedi yirmi dört açığız efendim. Telefon, kısa mesaj veya Whatsapp. Her yerden sorularla gelin. Zaten hiç tereddüt etmeden gelenler var. Yardımcı olmaya çalışıyorum elbette. Yalnız ne kadar başarılı oluyorum hiç bilmiyorum. Olayına göre değişiyor önerilerim.

Peki genelde hangi sorunlar üzerine danışıyorlar listeleyeyim. Bir numarada kültür-sanat var. Konser haberleri, yeni çıkan kitaplar, albümler ve filmler üzerine sorular geliyor. Mutlu oluyorum. Yalnız bir itirazım var. Lise yıllığımda da üniversite yıllığımda da ben hariç herkesten bahsediliyor. Sevdiğim şarkıcılar, izlediğim filmler. İnsan bir "Zihin şöyle bir insandı" yazar. Operadaki Hayaletim.

Siyaset ve ilişkiler hakkında da sorular geliyor. Fakat o konularda (siyaset özellikle) kimseleri ikna etmeyi başaramadım sanırım, ama ne yapabilirim ki, herkes kendi yolunu çizmeli. Benim yaşadıklarımla sizin bugüne kadar deneyimledikleriniz apayrı şeyler. Çok sevmiyorum o nedenle böyle ilişkiler hakkında nasihat vermeyi. Biz insanlar ne yaşadık ki bir diğerimize öğüt vereceğiz ?

Herkese önerim bu şarkıdaki öğütleri (3:05'ten sonrası "geri dönmem asla" bölümü) dinlemek.

Şu finalden sonra Allah müstehakımı verebilir. "Sürsün fırtına" koymaz bize hiçbir şey "aldırmağğğ".