Zihnin Arka Sokakları | 60'lar, 70'ler ve 80'ler

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 🎵🐝💕🌻🌍🐾

13 Eylül 2019 Cuma

Çöp


Nedense düzenim bozuldu. Perhizi aksattım ve bir adet kilo aldım (panik butonu nerede).
Adetim olmayan tatlılar, içecekler (ayran), krakerler derken... Ne olduysa oldu, film koptu.
Ev dışında bir şeyler yemeyen ben sürekli dışarıda yer oldum.
Bir kereden bir şey olmaz kandırmacalarıyla.
El frenini çekme zamanı geldi. Yoksa şarampole uçacağım.
Uyku düzenim de alt üst oldu. Erkenci kuş ben, yatamıyorum, kalkamıyorum.
Gürültülü müzik çalan yerlere gidiyorum. Eğlenemiyorum.
Konserlerden medet umuyorum.
Eskiden dört saatlik uykuyla yaşayan bir gece kuşuydum.
Yine ona döndüm.
Bu dalgalanmanın sebebini biliyorum. "O" kişisi.
Ah. Yetiş Ferit Edgü, kitaplarına sığınıyorum.
Dua edin de bu rakun dönemimi atlatayım da tekrardan dinamik günlere dönebileyim.

Kış Uykusu diye bir kitap okudum. Goli Taraghi İranlı bir yazar ve İran edebiyatında üst sıralarda.
Sadık Hidayet'in melankolik atmosferi ile Virginia Woolf'un bilinçakışı tekniğini birleştirin,
İşte öyle bir kitap. Ayrılık, ölüm, arkadaşlık, yabancılaşmak gibi konular işlenmiş.
Bir arkadaş grubunun zihin dünyalarının içine dalıyoruz. Her bölümde farklı bir kişinin beynindeyiz.
Çoğunluk pek sevmemiş ama benim son zamanlarda okuduğum en güzel kitaptı.
Ama zor kitap vesselam.
Karanlık ve çetrefilli kitap sevenlerin hoşuna gidecektir. Nefes almayı unuttuğum anlar oldu.

Onun üstüne Haruki Murakami'nin Uyku kitabını da okudum ama hiç sevmedim.
Konu şu, uyuyamayan bir kadın karakter var. Bildiğiniz uyuyamıyor.
"Ne yapsam, ne yapsam" derken Rus edebiyatından bir şeyler okumaya çalışıyor.
Sonra olaylar geliş(em)iyor. Ve yine pat diye bitiyor.
Murakami'de hep böyle oluyor. Ya çok seviyorum ya zerre hoşlanmıyorum.
Ortasını tutturamadık. Çünkü sonu olmayan kitaplarını pek sevmiyorum.
Okumaktan zevk aldığım bir yazar ama iyi midir değil midir hala karar veremedim.
Yukio Mishima hazretleri de bir kalem, Murakami de. Hangisine iyi diyeceğiz şimdi.

Kitaplardan yine konuşuruz. Hatırlatınız.
Arıza adam Gaspar Noé'nin yeni filmi Climax'ten bahsetmek istiyorum.
Bu şevkimin kırık olduğu dönemde neden izledim bir fikrim yok.
Moralimi daha da bozdu diyebilirim. Güzel film. Ama Love ve Enter the Void'u aratıyor.
Love'ı neden sevmediler bilmiyorum ama yaptığı en duygusal şeydi bence.
Beynim Enter the Void en iyi filmi dese de kalbim hep diğerinden yana.
Climax de aslında bir kariyer özeti gibi.
Müthiş renk paleti, deli şarkılar, şiddet ve kanla gözyaşı. Bir Noé sayıklaması daha.
Son 15 dakikası tam bir "kabuslardan kabus beğen" olmuş. Şahane işlenmiş. Tarihe geçmeli.
Yine de diğer filmlerine göre görsel dehşet daha hafif. Ruhsal sarsıntı ise hala kuvvetli.
Filmi izlerken şu hisse kapıldım, acaba Noé, geçmiş günahlarından arınmaya mı çalışmakta.
Kamu spotu tadında ve mesaj kaygısı kuvvetli. Detaya girmeyeyim, izleyenler anlamıştır.
Sürprizbozan sayılır mı bilmem ama filme dair en sevdiğim şey,
Toplumda herkesin karanlık tarafını nasıl gizlediği ve dizginler bırakıldığında,
O "normal" insanların nasıl çirkinleşebildiği.
Nietzsche'ye de selam çakılmış hem. Ahlak ahlak diyen karakterlerin yaptıkları, vs.
Ve en sarsıcı olanı, bizi en çok düşünenlerin, bize en çok zararı verenler olmaları.
Neticede sarsıcı bir film daha. Deli işi.
Şarkıların hepsi inanılmaz. Hele ki o Thomas Bangalter imzalı Sangria. Of of.
Cerrone'un Supernature'üne ne diyeceğiz. Akıl dışı. Hipnotik. 
Arıza adam iş başında.
O meşhur dans sahnesini bir başkası çekemezdi. Buyrun.


11 Eylül 2019 Çarşamba

Regular Show


Ara ara bu çizgi diziden bahsetmiştim. Fakat oturup da bir yazı yazamadım.
Vaktiyle Gumball'dan bahsetmiştim (buradan okuyabilirsiniz). Regular Show'a sıra gelmemiş.
2017'de final yapmış bu diziye neden bu kadar önem verdiğime gelirsek...
Bir kere her bölümde çocukluğuma götürüyor beni. Seksenler ve doksanlar çocukları, dikkat.


Mordecai ve Rigby, tutunmaya çabalayan, büyümemiş iki koca çocuk.
Rigby (rakun) lise terk, bitirememiş. Mordecai (mavi karga) da sanat okulu terk.
Rigby, ikilinin muzip ve haylaz yüzü iken, Mordecai, daha zeki ve bütünleştirici yüzü.
Yirmilerin sonu, otuzların başı bir yaştalar muhtemelen.
Şehrin ortasındaki devasa bir parkta çalışıyorlar. Ya da çalıştıklarını sanıyoruz.
Çünkü onların en sevdiği şey video oyunları oynamak ve haytalık yapmak.
Atari düşkünü, korku filmi izlemeyi seven (ama sonrasında da uyuyamayan),
Video kaset kiralayıp izleyen, müzik dinlemeye tutkun, seksenler ve doksanlar çocukları tam.
İyi kankalar. Bir gazoz açıp dertlerini hemen unutuyorlar.
Ne olursa olsun bir arada olmaya çabalıyorlar. Uzayda bile!

 "Seni özledim!"

Parktaki arkadaşları da kendileri kadar renkli karakterler.
Patronları, ciklet kutusu Benson. Asabi ve titiz. Ama yufkayürekli de. Kadınlarla başı dertte.
Yeşil ve göbekli Kas Adam. Pink Floyd dinlemeyi seven tipik bir "geek". 
Eşek şakalarına bayılıyor ve karavanında kankası Çak Beşlik Hayalet'le yaşıyor.
Çak Beşlik?
Çünkü çak beşlik hareketi yapan bir el var tepesinde. İşte aradığım sürreal mizah.
Lolipop kafalı Pops. Eski zaman beyefendisi. Radyo dinler. Nostaljik araba sürer.
Ve Yeti canavarını andıran, meditasyon yapan, hippi van süren Skips (Mark Hamill seslendiriyor).
İsminin hikayesini açık etmeyeyim. Acıklı bir hikayesi var.
İzleyenler bilir. Ah Skips ah.

"+ Gerçekten korkunç bir şey yapalım!
- Erkenden yatağa girip,
Düşüncelerimizle yalnız kalabiliriz."

Stephen King, Star Wars, Indiana Jones, Geleceğe Dönüş, Double Dragon, Madonna,
Evil Dead, Big Trouble in Little China, Twin Peaks, D&D... dizideki göndermeleden bazıları.
Bizim neslin çocukları için oldukça doyurucu.
Stranger Things sevenler, bu diziye ve göndermelerine bayılacaktır.
Tabii bu gönderme bombardımanları bir yana, dizinin alt metni de çok zengin.
Yalnızlık, aşk, ayrılık, arkadaşlık detaylıca işleniyor.
Bugünün çocuklarının anlamakta zorlanacağı bir çizgi dizi anlayacağınız.
Muhtemelen anlık şapşallıklara gülüyorlardır.
Zira eni konu bir erişkin dizisi.
Bugün yirmilerinin sonunda, otuzlarında ve hatta kırklarının başındaki kuşak için cennet.

"Güneşe doğru uçurun beni, ki bir daha,
Çok üzgün olmak zorunda kalmayayım."

Dizinin finaline dair şimdi söyleyeceğim belki kısmen sürprizbozan olarak sayılabilir,
Ama paylaşacağım. Dizinin sonunda "dünyayı sevgi ve affetmek kurtarıyor".
Bu naif mesajını veriliş biçimi de çok şık ve duygusal.
Ve son dakikalarında, o dönem öleli bir sene olan David Bowie çalması da bir hayli dokunaklı.Bu fevkalade samimi ve yer yer duygusal diziyi hissediyorsunuz.
Kaç defa seyrettim, hala da tekrarlarına denk geldikçe izliyorum.
South Park ve Simpsons tarzı dizilere göre çok daha samimi ve bizden bir dizi.
Hiçbir çizgi dizinin bunlar kadar sevindirdiğini veya baya baya ağlattığını hatırlamıyorum.
Efsane.

"+ Bu işe yaramaz. Gitmeme izin verdiğin an seni patlatacağım. 
- Biliyorum. Bu yüzden seni bırakmayacağım."

"Galiba buraya kadar. Bizi dinleyen varsa, bir yunus olarak geri gelmek istiyorum."

"'Gülmeyi severdi. Dünyayı kurtardı. O arkadaşımızdı.'"


Gazoz içip, acılı kanat yiyerek hayatını sürdüren,
VHS-DVD-Lazer Disk'lerin savaşına tanıklık eden (doğru okudunuz),
Synthesizer kapışmasının canlı şahitleri,
Radyoların ve dj'lerin artık giderek öneminin azalmasına dikkat çeken,
Uzay maceraları, aşk maceralarından daha kolay geçen,
"Erkekler Gecesi" ile ortalığı birbirine katan,
Bu ikilinin hayatına bir şans verin. Seyrettiğiniz diziler arasında özel bir yer edinecektir kendisine.
Onların dediği gibi, ooooohooooooo!

7 Eylül 2019 Cumartesi

Bir Anathema Konseri


Karikatürdeki gibi "milleti üze üze ev yapan" gruplardan biri de Anathema.
Ülkemizde şimdiye kadar otuzdan fazla konser vererek rekor kırdılar.
Muhtemelen Türkiye'de en çok konser veren yabancı grup olabilirler.
Fakat dün geceki konser diğerlerinden daha farklıydı.
Zira şarkı listesinin yarısını onlar yarısını biz belirledik konser öncesi.
Tıpkı 2014 yılında Metallica'nın yaptığı gibi, önceden oylar ile belirlendi şarkılar.
Tek fark, Metallica'da bütün şarkıları seyirci seçiyordu.

Anathema'nın hayranı olduğumu söyleyemem. Fakat şarkılarına aşinayım.
Türkiye'de yaşayıp da Anathema'ya "maruz kalmamak" elde mi?
Türk insanı gruba bayılıyor. Çünkü depresifler.
Her konserleri böyle mi bilmiyorum ama dün gece de bir hayli melankolikti.

4 Eylül 2019 Çarşamba

Morrissey


Bu yazı muhtemelen onun hakkında yazacağım son yazı olacak. Aynı zamanda son iki yıl içinde ona dair yazdığım ilk ve tek şey. Çünkü kendisinden adeta nefret ediyorum. Nefret gibi olumsuz ve oldukça güçlü bir duyguyu besleyecek kadar ne oldu diye sorabilirsiniz. Zaten bu da yazımın konusu. Takvim yapraklarında geriye gidelim şöyle.

The Smiths'in sesi, seksenlerin utangaç indie-pop yıldızı kariyeri boyunca her daim tartışılacak açıklamalar yaptı. Bunu muhtemelen her The Smiths hayranı yaşamıştır. Evimizde, arabamızda şarkılarını dinlerken bir anda gazete manşetlerinde birbirinden saçma açıklamalarına maruz kaldık yıllar boyu. Irkçılık, veganlık, göçmenlik bir çok konu hakkında fikrini sakınmadı son otuz yılda. Herkes fikrini beyan edebilmeli. Burada bir sorun yok. Zaten alışmıştık onun fikir şematiğine. Bir sonrakinde ne söyleyeceğini tahmin edebiliyorduk artık. Fakat son on yılda söyledikleri ve yaptıkları öyle çirkin bir hal aldı ki artık katlanmak ve görmezden gelmek imkansız bir hale geldi. Bizim gibi "kaşar" hayranları bile "yeter" dedi. Bu kadarı da fazla gerçekten.

Peki neler oldu?