60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

20 Nisan 2017 Perşembe

Tarla Kuşları

"Konuşmak yalan söylemektir."

William Burroughs'a atfedilir ifade. Kim söylemiştir inanın ilginemiyorum. Fakat sözün doğruluğu önemli. Sözcükler hiçbir zaman tam olarak hissedileni yansıtmaz. Eylemler sözcüklerden daha güçlüdür. Bu yüzden konuşmaktansa susmak daha yerindedir, inandırıcıdır. Susmak neticede bir eylemdir. Yalansızdır susmak.

Acıları susarak ifade etmek en dürüstüdür.

Kim bilir, bu yüzden Virginia Woolf da Dalgalar'ı yazarken sözcüklerden ziyade seslere önem vermiştir. Beyninize çarpan dalgaların metalik soğukluğunu hissettirmenin tek yolu sesi hissettirmektir. Dalgaların sesini.

Sözcüklere güvenmem.

En sonunda ve en önemlisi de sözcükler onu yarı yolda bıraktı, der Camus. Beni de yüzüstü bıraktılar.


Gözler sahicidir.
Gözyaşları.
Bakışlar.
Kirpikler.
Ses.
Müzik sahicidir.
İyi uykular.


19 Nisan 2017 Çarşamba

Son Günlerde


Bakalım hayatımda olan bitenler...

Ek bir iş bulmuştum fakat ne oldu bilmiyorum ses çıkmadı. Sevmiyorum iş görüşmelerini ve yalama faslını. Rahat hissedemiyorum kendimi takım elbise içindeyken. Soyunasım geliyor. Denemedim.

Uzun zamandan sonra heyecan içinde bir albüm satın aldım (yazı için buraya). Gayet de iyi buldum, huzur dolu, kaliteli ve son günlerdeki moralimi toparlamaya katkısı oldu.

Gene korku filmlerine sardım. Uzaklara bakmalı sanat filmleri ve korkunç trajik dram filmleri harici en sevdiğim tür. Fakat son zamanlarda şansım yaver gitmiyor. Saçma sapan, düşük bütçeli, hiçbir şey vaadetmeyen şeyler izleyip sonra da kendime sinirleniyorum. Ne bekliyordun ?

The Prowler diye bir film izledim. Bayadır arıyordum. Kendisi altın yılların, yani seksenlerin, bir ürünü. Sonunda izledim ve içim geçti. Okulda mezuniyet balosu var, yurtların oradaki bir evde gençler dans ediyor eğleniyor falan. Sonra Bay Katil çıkageliyor elinde dirgenle. Hababam önüne gelene saplıyor ve geride kalanların üstüne gül bırakıyor falan. Tamam o dönemin kült korku filmlerinden biriymiş fakat o döneme yakışan bir film olduğunu düşünümüyorum. Sadece efektleri dönemine göre çok başarılıydı. Yoksa evlerden ırak mazallah.

Ev temizliğinden nefret ediyorum. Sanki evimde beş milyar insan yaşıyor, bu kadar toz nereden geliyor ya ? Toz almaktan bıktım. Reklamdaki kadınlar bağırıyor ya hani "aaaaa öğğğğ brrrrr" diye, yakında ben de öyle sesler çıkarıp, evi kendi haline bırakacağım da yapamıyorum.

Dışarda yemek yemeyi pek sevmiyorum aslında fakat bazen mecbur kalınca yiyorum tabii. Geçenlerde bir arkadaşla çıktık. Sofraya bir "uzaylı" indi. Şunca senedir yemek yiyorum öyle bir şey görmedim. Bildiğiniz toprak. Adam toprağı kazıp tabağa süsleyerek koymuş. İsmini sorduk. Bzbzbz. Evden çıkmamak lazım arkadaşlar. Ha sorun bakalım ne kadar iyi aran yemek yapmakla diye ? Sordunuz mu. Hadi sorun. Makarna konusunda her erkek gibi başarılıyım. Sos hazırlıyorum hiç üşenmeden oturup. Kabak, patlıcan, patates ve envai çeşit sebze yemeklerinde de kısmen tatmin edici olduğum söylenebilir. Tatlı yapamıyorum, denedim, fena olmadı aslında. Lakin aram olmadığından sevgimi katamıyorum. Yeni hedefim zeytinyağlı ıspanak !

Yazın gitmeyi planladığım 1 (bir) tane bile konser yok. Malum, ülkeye gelen yabancı şarkıcı sayısı, geçen yıla oranla üstsel olarak azaldı. Konsersizlikten şuan artık çıtam Lady Gaga'ya kadar düştü ama nerde... Gaga demişken, Coachella'da söylediği, yeni şarkısı The Cure ne kadar da fiyasko. Kendisi ve rakibi Katy Perry emin adımlarla dibi bulmak üzereler artık net. Çare Lana Del Rey.

Marguerite Duras'ın melankoli dolu kitaplarında kaybolmak istiyorum. Gerçekten ilginç bir yazar. Felaket istikrarsız. Hiroşima Sevgilim ve Sevgili gibi über kitaplar yazmayı başarırken bir yandan da birbirinden kötü kısa romanları var. Geçen sene mesela bir kitabına sinirlenip (aslında bir tanesini de uyuklayarak tamamladım fakat diğeri kadar kötü değildi) onu okumayı bırakmıştım. Sonra barıştık tabii kendisiyle, fırtınalı bizim okuma ilişkimiz, yeniden kitaplarını okumaya başladım. Moderato Cantabile ve Mavi Gözler Siyah Saçlar'ı bulursam alıp okuyacağım hemen. Yalnızlık.

Süt ürünleriyle ilgili bir firmayı boykot etmeye çağırıyor insanlar, görmüşsünüzdür medyada, saçma buluyorum. Neden derseniz, vegan olup, hepsini tamamen hayatınızdan çıkarmak mümkün.


17 Nisan 2017 Pazartesi

Bob Dylan - Triplicate (2017)


"Yaşayan efsane" tabiri bana çok klişe gelse de Bob Dylan'ı başka türlü nitelendirmek de zor. Neredeyse altmış senedir rock müzik sahnesinde. Kılıktan kılığa girdi hep. Folk, rock, blues, gospel, pop (seksenli yıllardaki bazı albümleri) ve country gibi birbirinden uzak bir sürü türde albüm sığdırdı yıllara. Son iki yıldır da, Great American Songbook dediğimiz canon'dan şarkılar okumakta. Yani geleneksel pop formatındaki eserlerden derlemeler. Shadows in the Night (2015) ve Fallen Angels (2016)'da Sinatra şarkıları okuyan Dylan, yeni albümü, üç disklik Triplicate setinde de ağırlıkla Sinatra'dan okuyor ve ilk defa caz müziğe bu kadar yakın.

Caz müzikten, Broadway sahnesinden, folk müzikten, müzikallerden ve swingten etkilenerek yazılan popüler şarkılara deniyor "geleneksel pop". 1920'lerden 1950'lerin sonuna, hatta rock müziğin popülerleşmesine kadar olan süreçte de Amerika kıtasının hakim müzik türü oluyor. Neden Great American Songbook deniyor peki ? Türk Sanat Müziği'ni düşünün. Bazı besteciler vardır, birçok kült eserin altında imzası vardır, onların imzaları eserlerden eksik olmaz. Great American Songbook da böyle aslında, belli başlı bestecilerin yazdığı şarkılarının bütününe deniyor (canon oluşturuyor). Milenyum jenerasyonu bilmez pek, Gershwin, Berlin, Arlen, Kern, Hart, Porter, Rodgers bu canon'un en büyük isimlerinden bazıları. Yaşadıkları dönmenin popüler şarkıcıları ve kimi caz yorumcuları, bu türün en büyük icracılarından diyebiliriz.

Vaktiyle folk müzikten rock müziğe direksiyon kıran (ve bu süreçte "yalancılık" ve ve "Yahuda'lıkla" suçlanmıştı hayranları tarafından) Dylan, geleneksel pop türünü popüler sahneden indiren rock müziğe katkı verirken, bugün tozlu raflarda duran türü kendi elleriyle yeniden canlandırmakta. Müzik yolculuğunun cilvesine bakın.

Kimisi onu özensiz bir şarkıcı olarak nitelendirse de ben aksini düşünüyorum. Bazı albümlerindeki olmamışlık hissi onun bunlara özenmediğini göstermez. Dylan, orkestrasını seçerken bile üzerinde kafa patlattığını düşünüyorum. Mevcut turne bandosu en iyi kanıtı. Günümüzde benim diyecek nice rock grubunu cebinden çıkaracak derecede yetenekli adamlarla çalışmakta. Charlie Sexton ve Tony Garnier özellikle. Kendilerini dünya gözüyle sahnede izlediğim zamanlarda hiç şaşırtmadılar. Her gece ayrı büyülendim. Sinatra kayıtlarını bu ekiple stüdyoda kaydetmesi çok yerinde bir karar bence. Şarkıların düzenlemeleri yine benzersiz. O baygın ve melankolik steel guitar kullanımı ancak Donnie Herron'ın elinden çıkabilir sadece. Korno düzenlemelerinde yine James Harper var.

Genelde şarkı söylemek yerine hikaye anlatmayı tercih eden Dylan'ı belki de ilk defa bu kadar alışılmış tarzda bir şarkıcı olarak görüyoruz. Vurguları yerinde, kalıplara uyan, şarkıyı şarkı gibi okuyan bir şarkıcı. Alıştığımız mırıldanmalar ve yutmalar son albümlerinde rastlanmıyor. Yıllarca kendisini eleştiren muhafazakar müzik yazarları bu kayıtları dinlerken eminim dillerini ısırıyordur. Tabii bunda Dylan'ın okuduğu şarkılarla arasında kurduğu özel bağın da bir etkisi var. Saygıda kusur etmemek ister gibi bir hali var. Yüreğinden okuyor ama mirasın getirdiği ağırlığın altında da kendisine fazla kıpırdanacak alan bırakmamış gibi. Belki böylesi daha iyi. Caz ağırbaşlılığı.

Netice itibariyle farklı bir Bob Dylan karşımızda yine. Kim derdi acaba kendisi bir gün çıkıp da These Foolish Things, I Could Have Told You gibi şarkılara albümünde yer verecek diye.

Bob Dylan, Amerika demektir. Yaşayan bir Amerikan kültürü. Damarları, kasları, bedeni olan bir Amerika. Yerel halk türkülerini, 60'lı yıllarda gündeme taşıyan, "folk müziği, rock müzikle aynı yatağa sokan", altmışlarında blues okuyan ve yetmişlerinde Amerikan klasik pop şarkılarını yorumlayan bir şair. Onu kaybettiğimiz gün, müzik dünyası telafisiz bir yara alacak.

"Merak eder dururum bazen, 
Neden yalnız gecelerimi,
Tek bir şarkıyı düşleyerek geçiririm.
İşte o melodi yakamı bırakmaz,
Ve bir kez daha seninleyim.
Aşkımız tazeyken,
Ve her öpücük esinlenmeyken
Fakat çok zaman önceydi
Ve şimdi benim tesellim
Şarkının yıldıztozunda."


Bunları Dinlemek Lazım: The September Of My Years, It Gets Lonely Early, Once Upon A Time, Braggin', As Time Goes By, How Deep Is The Ocean, Day In Day Out, Stardust, Why Was I Born