Zihnin Arka Sokakları | 60'lar, 70'ler ve 80'ler

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 🎵🐝💕🌻🌍🐾

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Mucizeye İnandıran Bir Konser


Kendimi övecek değilim burada fakat hatrı sayılır sayıda konsere gitmişimdir ama hiçbirinde cuma geceki konserdeki kadar heyecanlanmamıştım. Çok heyecanlandım, çünkü seyredebileceğime katiyen ihtimal vermediğim, rüyalarımda bile kendisini seyredemediğim bir müzik devini seyrettim, Terry Riley'i. Minimal müzik okulunun ordinaryus profesörü diyebileceğimiz bu öncü müzik adamını oğlu Gyan'la beraber sahnede izlemiş olmak zevkin de ötesinde, benim için bir şerefti. Çünkü minimal müzik en çok dinlediğim ve etkilendiğim türlerden biri. Haliyle bu türün öncülerinden birini canlı canlı dinlemiş olmak bir deneyimin de ötesindeydi (bir de yakında Philip Glass izlesek keşke). 20.yüzyılın dahisi Terry Riley! 

İzlediğim en iyi konserdi diyemem, çünkü bu buluşma konserin ötesindeydi. Uzay yolculuğu yapmış gibi hissettim. Muhtemelen o mekandaki çoğu insan da böyle hissetmiştir. Onu seyretmek, Mars'a gitmek kadar sıradışı ve benzersiz.


Zorlu PSM bünyesindeki Touché'yi böylelikle ilk defa görmüş oldum. Touché, yabancı ülkelerde gördüğümüz caz kulüplerinin bir benzeri. Ama iyi örneklerinden diyebilirim. 120 seyirci kapasiteli ve yemek-içki servisi yapılıyor (yemek servisi doğal olarak konser başlamadan sonlandırılıyor). Daha fazlasını merak edenler sitelerine bakabilir. Bilet fiyatına bir içki veya yemek dahildi. Seçim size kalmış. Zorlu PSM'deki neredeyse bütün salonları deneyimledim. Studio'nun ışıklandırmasını ve ana sahnenin cüssesini düşünmezsek kompleks bünyesindeki en iyi sahne Touché'de diyebilirim çünkü her bir notayı tertemiz işitiyorsunuz. Kendine has bir ruh taşıyor ayrıca. Merak edenler için üç sahneyi de tavsiye ederim. Hepsinden çok memnun ayrıldım (ana sahnenin balkonundaki ses patlamaları hariç). Unutmadan söyleyeyim, eğer Touché'de bir şey izleyecekseniz, masa rezervasyonu yaptırmalısınız. Tek başına izleyecek olanlar maalesef gerideki bar kısmına yakın yerde oturuyor. İki ve daha fazla kişi sayısında iseniz önlerdeki masalarda oturabiliyorsunuz. İyi ki tek gitmemişim. Üstadı bir nefes mesafeden izlemek paha biçilmezdi.

Terry Riley arkadaşlar. Yazarken bile "gerçek miydi" diye düşünüyorum. 84 yaşında bir müzikal dev. Steve Reich, Philip Glass, Kronos Quartet, John Adams gibi türün duayenlerini etkilemiş, elektronik müziğin bir nevi öncülüğünü de yapmış, deneysel çalışmalarıyla altmışlar rock müziğini de etkilemiş (örneğin The Who'nun rock tarihine damgasını vuran rock marşı Baba O'Riley ona ithafen yazıldı ve The Velvet Underground ilk albümünü kaydederken kendisinden etkilendi) bir sanatçıdan bahsediyoruz. Sadece minimal müzikle değil, bir çok farklı müzik türüyle de ilgilendi. Defalarca Hindistan'a giderek oranın müziğinden etkilendi ve Pran Nath gibi klasik Hint müziğinin üstadlarından birinden dersler aldı, caz müzisyenlerini dinledi, doğu ezgilerini elektronik öğelerle harmanlayarak avant-garde işlere imza atmış oldu. Ta 60'ların başında bestelediği In C eseri bugün hala müzik tarihinin en önemli eserleri arasında.


Konser kendisinden bekleneceği üzere doğaçlamalar üstünden gitti. Oğlu Gyan'ı oturtmuş gitara, kendisiyle beraber notalar aracılığıyla atışıp duruyordu. Gyan Riley de bereket versin çok sempatik bir adam. Hem sohbetiyle hem de babasına attığı muzip bakışlarla seyri zevklendirdi. Yaklaşık bir saat kırk dakika boyunca Rileygiller dinleyenleri karanlık uzay boşluğunda dolaştırdı. Çoğunlukla piyanosunun başında caz formunda şarkılar çalsa da ikinci şarkıda klavyesinin başına geçti ve o an içimden geçen "uçur bizleri Riley Baba" dileğini gerçekleştirdi. Onun ellerinden çıkan deneysel işleri dinlemek müthiş bir haz. Hele ki konserin sonuna doğru kendisi piyanosunun başından kalkarak synthesizerına yumuldu ki olan biteni anlatmak zor. Hatta o deneysel anların sonunda Gyan bile dönüp "ne halt oldu öyle" diyerek şaşkınlığını bizlerden gizleyemedi. Riley baba bizleri süpernovalara, kara deliklere soktu. Peşinden Gyan biraz sonra çalacaklarının son şarkı olacağını söylediğinde seyirciden tatlı itiraz sesleri yükseldi. Gyan, Türkçe'de daha sözcüğünün karşılığını sordu bizlere ve öğrenince seyirciye dönerek "daha" dedi ve ne güzel bir sözcük olduğunu söyedi. Yalnız Gyan çok yetenekli birisi (babası kim!) çünkü Türkçe'ye epey hakim. Konser sırasında merhaba, nasılsınız gibi klasik seyirci karşılama lafları ederken telaffuzu oldukça düzgündü ve hatta son şarkıyı çalmadan "bir, iki, üç, dört" bile dedi. Kendisinin buraya üçüncü gelişiymiş (bu şehri çok sevdiği için babasına ısrar etmiş buraya beraber gelmesi için-mekanı da önceden bildiğini ve çok etkileyici bulduğunu da söyledi). Kim bilir, babasıyla beraber ikinci bir konser daha verir gelecek tarihlerde (zaten biss için tekrar geldiklerinde Gyan "şimdi kısa bir şarkı daha çalacağız" dediğinde seyirci uzun olması arzusunu dillendirdi ve onlar da bizleri kırmayarak uzun bir veda yaptılar). Uzun ve güzel bir ömür dilerim her birine. Çok teşekkürler. Çok teşekkürler. Sevincimden içten içe ağladım arkadaşlar (hele ki o Terry'nin yüzünde gördüğüm memnuniyet ifadesine).

"Müzik evrene ruh, zihne kanatlar, düşleme uçma yetisi ve her şeye yaşam verir." - Plato

3 Mayıs 2019 Cuma

Yıldızlar Arasında Bir Diva

Courtesy of Bettina Rheims

 "Gelecek günlerin belalı sularında yüzüyorum. Bekliyorum sonu.
Çok ağır bir havanın içinde, süzülüyorum, neredeyse hiçliğin.
Eğer yüksekten düşmem gerekiyorsa, bu düşüşüm yavaş olacak
Rahata ulaşamadım; ilgisizlik hariç.
Ve yine de masumiyetimi yeniden elde etmek istiyorum
Fakat hiçbir şeyin manası yok artık ve hiçbir şey yolunda değil
Bir ruh arıyorum bana yardım edebilecek
İnancını yitirmiş bir nesilden geliyorum ben..."
- Mylène Farmer (Désenchantée)

"Her şey gri iken, acı benim arkadaşımdır.
Ruhumsa nemlidir.
Tüm benliğim alabora oldu
Ah, yalvarıyorum, hadi gel, senin de dostun o
Benim hezeyanlarımın iksiri kendisi
Melankoliyi seviyorum."
- Mylène Farmer (Je t'aime mélancolie)

Eski yazılarımdan bazılarını tarihin çöplüğüne gönderirken yanlışlıkla bazı güzel yazılarımı da gönderdiğimi farkettim. Mesela şuanda blogumda ne Patti Smith hakkında, ne Nico hakkında ne Mylène Farmer hakkında derli toplu bir yazı bulunmamakta. Kendi hatam. Hazır yeni takipçilerim son sürat gelmişken, onlarla bu sevdiğim şarkıcıları tanıştırayım istiyorum. Eğer tanışmamışlarsa. Müziğini dinlememiş olsanız bile kendisini son dönemin en çok konuşulan korku filmlerinden biri olan Ghostland'deki anne rolüyle hatırlayabilirsiniz.


1 Mayıs 2019 Çarşamba

Konser Haberleri, Müzik ve Günlük Şeyler


Baştan verelim. Overkill (İstanbul, İzmir, Ankara), Evanesence (İstanbul) ve Loreena Mckennitt (yine bu üç şehre) geliyor. One Love Festival dirildi. Henüz kimler çıkacak bilinmiyor. Fakat iptal edilen 15.festivalin yerini güzel bir dönüşle alacaklarına eminim. Rock N'Coke ve Masstival de hortlasa keşke. Olur mu olur belki, dua edelim.

Madonna'nın yeni şarkısının ("Medellin"-burada paylaşmıyorum) ve klibinin ne kötü olduğu konusunda hemfikirizdir muhtemelen. Tamam, o yaşta ve konumda dilediğini yapmaya özgür olabilir, neticede kimse kraliçe ünvanını elinden alamaz bu noktada. Fakat bu nedir dostlar? Şarkı güya düet fakat Madonna yok şarkıda? Vah ki ne vah. MDNA faciasından sonra Rebel Heart ile eski günlere göz kırpan ve bilindik kalitesini sürdüren efsanenin bu gidişle en kötü albümü geliyor.

Yeni keşiflerimden Boy Harsher'ı muhakkak dinleyin. Synthpop, darkwave, biraz synthwave, elektronik, EBM hepsi var. Müthiş karanlık bir grup ayrıca. Daha ilk dinleyişte gerildim. Ama bir o kadar da erotik yanı var. Anlayacağınız enteresan bir grup. Careful bu yılın öne çıkan çalışmalarından.


Jean-Michel Jarre bayadır iyi kayıtlar yapamıyordu. Fakat Equinoxe Infinity ile yetmişlere dönüş yapmış resmen. Ayakta alkışlanası albümlerden biri.

Senenin bekleneni vermeyen albümleri ise şimdilik Knife+Heart soundtrackiyle M83'e ve Agenda kısa çalarıyla Pet Shop Boys'a ait. Koca koca hayalkırıklıkları maalesef.

Başıma bir iş gelmeyecekse, Gaye Su Akyol'un işleri bana hitap etmiyor, ilgimi çekmiyor. Farklı bir şeyler denediği için takdir ediyorum fakat haddinden fazla övgüye boğulmasını da anlamlandıramıyorum. Gene de son klibi hoşuma gitti: İstikrarlı Hayal Hakikattir. Retro havası ve klibinde halkın her kesiminden insanı (trans kadın, mahallenin delikanlısı, lise talebesi, klasik teyze, emekli amca) bir araya toplaması güzel. Saykodelik havası. Dolmuşla uzay yolculuğuna çıkıp uzayda elektro saz çalma fikri nedir dostlar... Cidden harika.

Rammstein, Bruce Springsteen, The Cure, Pixies gibi isimlerin albümleri çok yakında.

Rak-ın-rol öyleyse.