60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

2 Ekim 2016 Pazar

İmece Meydan Okuma (7.Gün)


Elimi böyle tutan biri olsa Dünya'ları gezerdim.

Günün sorusu "korkmasanız denemek isteyeceğiniz şey". Tüm sorular ise burada.

Herkes gibi ben de gezmeyi çok seviyorum ve kendi imkanlarım dahilinde yurtiçi yurtdışı gezmeye çalışıyorum. Düşlerimin kıtası Güney Amerika'ya henüz gidemedim ama esas "çekindiğim" bir gezi rotam var. Çekinme nedenim belli. Güvenlik (savaşlar). Hatta mevcut rotam bu savaşlar yüzünden kırpılmış vaziyette. Önce rotamı paylaşayım, üstüne konuşuruz sonra.


Yol Programı: Fas (Marakeş-Kazablanka-Rabat-Tanca), Cezayir (Cezayir), Tunus (Tunus), Mısır (Kahire), Lübnan (Beyrut), Türkiye (Adana-Diyarbakır), İran (Tebriz, Tahran, Şiraz), Pakistan (Karaçi), Hindistan (Yeni Delhi, Bombay, Jaipur), Nepal (Kathmandu) ve Tibet (Lhasa).

Kuzey Afrika ve Ortadoğu'ya büyük bir ilgim var. Müthiş bir tarih coğrafyası. Zengin kültürler. Fakat ne yazık ki parababalarının yeni silahlarının deneme bölgeleri haline geldiler. "Medeniyetin beşiğini soyuyorlar (talan ediyorlar)" diyor ya Patti Smith bir şarkısında. Aynen öyle. Bu gezi programıma dahil etmek istediğim ama edemediğim yerler ise Libya, Suriye ve Irak. Tek dileğim bahsi geçen ülkelerin bir an evvel huzura kavuşması. Kaç nesil savaşlara kurban verildi. Iraklılarla bu mevzuları konuştuğumda bunu daha iyi anladım. Hayatlarının ötelendiğine tanıklık ediyorsunuz. Korkunç.

Bence önyargılar olmasa, çıkar odaklı, maddiyata önem veren insanlar olmasa sınırlar da olmazdı. Böylece bu rotayı ve daha birçok farklı rotayı rahatlıkla dolanabilirdik. Milletler kaynaşır, kültürler zenginleşirdi. Kimse Irak'a gitmekten korkmazdı. Beyrut yıkılmazdı. Elimize kitaplarımızı, sırtlarımıza da çantalarımızı alır otobüs, tekne ve trenlerle ülkeleri gezerdik. Yeni insanlar tanırdık. Belki orada yaşamaya bile karar verirdik. Kim bilir. Hesse'nin, Burroughs'un götürdüğü yerlerde.. Buda'nın sözlerinin toplandığı kitap Dhammapada'nın beşinci bölümünde kendisi şöyle der,

"Uykusuz olana gece uzundur; 
Yorgun olana yol uzundur. 
Yüce Yol'u bilmeyen ahmaklara, dünyadaki varlığı uzundur."

O zaman "zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !"


1 Ekim 2016 Cumartesi

İmece Meydan Okuma (6.Gün)


Etkinliğin en önemli sorusuna geldik bugün; "dünyada değiştirmek istediğiniz beş şey nedir" soruluyor. Kalan sorulara buradan ulaşabilirsiniz dedikten sonra cevabımı vereyim.

Dünyadan hiç memnun değilim. Müziği değiştirsek yeterli.


Hazırgelmişken sizlere "Kadıköy'ün yağmurlu ve puslu sokaklarında hazırlanan" bir kitap önereyim bari. Yukarıkdaki tanımlamadan anlaşıldığı gibi bu Altıkırkbeş'ten çıkan bir kitap; Mykle Hansen'in "İmdat ! Ayı Beni Yiyor !" kitabı. Konusu basit. Orta yaşlarda beyaz yakalı bir abi, sevmediği çalışanlarını ve nefret ettiği karısını tatil için bir doğa parkında kampa davet eder. Yaşanan bazı hadiselerden dolayı kamptan ayrılan bu adam dönüşte çok sevdiği jipiyle kaza yapar ve küçümsediği, müthiş iğrendiği ve sadece üretime hammadde sağlayan bir depo olarak gördüğü ormanın, hayvanların, kısaca doğanın şefkatli kollarına düşer. Kitaptaki adam için kısaca "dangalak" ifadesini kullanmam lazım. Tam karşılığı bu. Portresi bana Jean-Luc Godard'ın Week-end'deki ahmak burjuvaları hatırlattı.

30 Eylül 2016 Cuma

İmece Meydan Okuma (5.Gün)


Bir dakika. Meydan okuma yarılandı mı? (alper tunga öldü mü ?) Sorular için buraya tıklayın.

"İlham veren şarkı sözü" seçmemiz isteniyor. Hangi birini sayacağım ki, yüzlercesi vardır. Fakat bir tanesi aklıma geliverdi şimdi. Bugüne kadar çok şükür sevdiğim birçok şarkıcıyı dünya gözüyle sahnede izledim; ama hala birkaçı var ki seyredemediğim için içimde ukte kaldı. Patti Smith ve The Rolling Stones'u saymazsak bu listenin tepesinde Bruce 'Patron' Springsteen var. Bir lakap ancak bu kadar yakışabilirdi bence. Adam gerçekten Patron. Rock müziğin patronu. Hırıltılı vokali, enerjik sahne performansı (dvdlerini izleyin, çıldırırsınız) ve yazdığı müthiş dizelerle her daim takipçisiyim.

Dancing In The Dark, I'm On Fire, My Hometown, Thunder Road, Born to Run, Jungleland, Badlands, Adam Raised A Cain, Racing In The Street, Prove It All Night, Reno, Ghost Of Tom Joad, Streets of Philadelphia, Spirit in the Night, American Skin (41 Shots), Human Touch, 57 Channels (And Nothin' On), Radio Nowhere, Girls in Their Summer Clothes, Atlantic City, Mansion On The Hill, State Trooper, Lonesome Day, Worlds Apart, The Rising, Drive All Night, Hungry Heart, The River, New York City Serenade, Outlaw Pete, Queen of the Supermarket, We Take Care Of Our Own, Wrecking Ball, Land Of Hope And Dreams,.. hangi birini sayayım ?

Springsteen deyince aklıma hep uçsuz bucaksız Amerika, tutkulu gençlik aşkları ve gençlik düşleri geliyor. Orta sınıftan ve işçi sınıfından kişileri konu alıyor genelde şarkılarında, dinlerken yabancılık çekmiyoruz hikayelere. Küçük insanlar, büyük aşklar. Haksızlıklar. Mücadeleler. Klasik arabalar.

Born in U.S.A. birçoğumuzu etkilemiştir herhalde ? 80'li yılların en popüler albümlerinden biriydi kendisi. Her bir şarkısı popüler oldu. Radyolarda çaldı günlerce. Springsteen'i dinlerken beni heyecanlandıran, kimi zaman nefesimin kesilmesine sebep olan iki şarkısından biri de yine bu albümde; No Surrender'dan bahsediyorum (diğer şarkı Last to Die). Çünkü bu şarkı sözleriyle ilham veriyor. Tam anlamıyla bir mücadele şarkısı. Ölümsüz dostluk şarkısı. Çocukken hayallerinin peşinden giden iki hayalperest kan kardeşi dostun hikayesini anlatıyor. Tüm hayat zorluklarına rağmen pes etmeyeceklerine ve ayrılmayacaklarına dair söz veren hayalperestler. Müthiş.

"Sınıftan tüyüverdik, uzaklaşmamız gerekiyordu tüm o aptallardan
Okulda öğrendiğimizden daha fazla şey öğrendik üç dakikalık bir şarkıdan
Bu gece mahallede davul sesi duyuyorum, kalbimin güm güm atmaya başladığını hissedebiliyorum.
Yorulduğunu söylüyorsun bana, sadece gözlerini kapamak ve hayallerini takip etmek istiyorsun.

Söz vermiştik, ant içmiştik, her zaman anımsayacağız
Geri çekilmek yok bebeğim, vazgeçmek yok
Bir kış gecesinde savunmaya yemin etmiş askerler gibi
Geri çekilmek yok bebeğim, vazgeçmek yok

Genç yüzler artık yaşlanmaya, kalplerin ateşi ise soğumaya yüz tuttu
Yemin etmiştik rüzgara karşı, kan kardeşiyik; yeniden genç olmaya hazırım
...
Şimdi bu gece sokak ışıkları kararıyor, 
Odamın duvarları kuşatıyor dört yanımı
Dışarıda süregelen bir savaş var; sen diyorsun ki, "bizim kazanacağımız bir savaş değil artık"
Huzur dolu bir gökyüzünün altında, sevdiğimin yatağında uyumak istiyorum
Gözlerimin içinde uçsuz bucaksız memleketim ve kafamın içinde tüm o romantik düşler
...
Kan kardeşiyiz, fırtınalı bir gecede savunacağımız sözle beraber
Geri çekilmek yok bebeğim, vazgeçmek yok."


29 Eylül 2016 Perşembe

İmece Meydan Okuma (4.Gün)


Normalde soğuk havaları her zaman olsun sıcağa tercih ederim fakat birkaç gündür Ankara fazla üşüttü beni. Geceleri yatmadan ne bulduysam üstüme atıyorum fakat hala buzdağı gibi kalkıyorum. Kağıt üstünde bir bahar çocuğuyum, fakat ne gezer. Doğduğum ayın bahara denk gelmesi bence tamamen tesadüf. Ruhum İskandinav. Kar yağsın tonlarca. Böyle kürekle temizleyelim. Yeniden yağsın. Kafa bu. Günümüzün sorusu da, "sizi ifade ettiğini düşündüğünüz mevsim"le alakalı.

Sanırım cevabım Aralık. Çünkü ben dışarıdan bakıldığında fazla mesafeli, soğuk hatta ruhsuz duruyorum. Bunun farkındayım ve zamanla arkadaşlardan da benzeri dönüşler alıyorum, "Zihin seni başta çok farklı tanıyorduk" gibisinden şeyler. Meğer "eğlenceli biri"ymişim, sıkıcı biri değilmiş. Pekala bunun Aralık'la ne alakası var derseniz, Aralık soğuk bir ay gibi duruyor aslında -aynı ben- fakat soğuk olmasına rağmen her sabah güneş açar Aralık'ta. Kendine has sıcaklığı vardır yani.