Zihnin Arka Sokakları

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 🎵🐝💕🌻🌍🐾🍉

6 Eylül 2018 Perşembe

Mim


Ufak bir ev kazasının ardından devam. Meraklanmayın, ölmüyorum.

Sibelynka yeni bir mimden bahsetti. Öyleyse yapalım. Havamız değişsin şöyle. İsteyen varsa buyursun. Sorular pek güzel.

1) Bu sene okuduğun en güzel kitap?
Hermann Hesse'nin Klein ve Wagner'iydi. Üstad yine boş geçmemiş valla. Kısacık bir kitap olmasına rağmen yine düşünce dünyamı uyardı. Hesse'nin galiba her kitabı bir yolculuk. Bozkırkurdu, Doğu'ya Yolculuk, Knulp, Siddhartha,... Ruhsal çözümlemelerin yüce kalemi.


2) Bu sene dinlediğin en duygu yüklü şarkı?
Uzak durun diyeceğim bir şarkı Like a Motherless Child. Hem insanda bağımlılık yaratıyor hem de duygularını sömürüyor. Moby iyi müzik yapmakta ısrarcı. Bileğimi doğramadan paylaşayım.

"Kimi zaman annesiz bir çocuk gibi hissediyorum. Evinden çok uzakta.
Hayat böyle bir şeydi ve böylesi daha güvenliydi. Her şey yabancıydı ve giderek yabancılaşıyordu."



3) Bu sene etkisinden çıkamadığın ve defalarca izlediğin film?
Muhtemelen en az sinemaya gittiğim yıl buydu o yüzden cevap veremiyorum. A Quiet Place (Sessiz Bir Yer) yılın en sevdiğim filmiydi ama.

4) Bir renk olsaydın hangisi olurdun.
Mor olurdum herhalde. En sevdiğim renktir. Ve doğada bulunmadığı söylenir.

5) Karşı cinste aradığın 3 özellik?
Geldi ahiret soruları yine. Müzmin bekar biri olarak vereceğim yanıt şöyle: empati, zeka, açıksözlülük. Gerisi boş. Düşünün, Brigitte Bardot'nun yaşlandığı ilginç bir dünyada nefes alıyoruz. Fiziksel beklentiler her zaman sizi hayalkırıklığına götürür.


6) Bu sene en beğendiğin yabancı dizi?
Neredeyse iki senedir düzenli olarak bıraktım dizi izlemeyi. Vakit ayırmaya dayanamıyorum.Sadece başladıklarımı izliyorum ki şimdiye dek verdiğim emekler uçmasın. Onun harici bu sene başladığım tek dizi Gumball muhtemelen. Denk geldikçe uyumadan bakıyorum yeni bölümlerine. Bana sorarsanız yeni bölümleri daha kaliteli. Genelde insanlar ilk sezonlarını tercih ediyor ama ben beşinci sezon ve devamını çok eğlenerek izliyorum. Ne olur bitmesin.



7) Gelmiş geçmiş en iyi Türk dizisi?
(Son sezonları bozsa da) Avrupa Yakası veya (yarım bırakılan) Leyla ile Mecnun diyebilirdim ama Ezel, müzikleri, çekimleri, kadrosu, göndermeleri ve fazla uzun sürmemesiyle herhalde burun farkıyla alır. Başta vurdulu kırdılı dizi sanıp soğuk dursam da bir iki izleyince sarmıştı. Garip bir şekilde yüzlerce defa izlememe rağmen Kanıt'a da rastladıkça bakarım geceleri.

8) Bir yerden yüklü bir miktar para kazanırsan ne yaparsın?
Haydan gelen paraysa direk huya gider, yerim. Bir kısmını hayvanlara ayırır kalanıyla dünya turuna çıkar, istediğim plak koleksiyonunu oluşturur, muhtelif memleketlerden kayıtlar toplardım. Güney Amerika ve Güney Afrika ülkeleri bizi bekler.


9) Aşk her şeyi affeder mi?
Evet. Bu yüzden de aşk hastalıklı bir durum. Neyse ki aşk ölüyor zaman geçince. Tekrardan bireyler beyinleriyle düşünür oluyor.

10) Evde yangın çıktı ve hemen çıkman gerekiyor. Kendinle birlikte neyi çıkartırsın?
Kedim.

11) Şimdiye kadar yaptığın en büyük çılgınlık?
Vaktiyle parasailing yapmıştım. Onun harici yaptığım çılgınlıklar sıcak havada Kızılay'a inmek, yemek yaparken yağ katmamak, sağlıklı yaşam çabaları, konserler...

12) En garip alışkanlığın?
Nedense yazarak öğreniyorum. Bir şeyleri mesela ezberlemem veya öğrenmem gerekiyorsa ufak notlar almalıyım. Hiç olmadı kaynağın aynısını tekrar yazarım. Kafa mı almıyor nedir artık.


2 Eylül 2018 Pazar

Müzik Notları


✅ Mamma Mia'nın devam filminde rol alan Cher'in yakında bir Abba saygı albümü çıkaracağı haberi fazlasıyla heyecan vericiydi. Dancing Queen ismindeki bu albümden şimdilik iki şarkı paylaşıldı. SOS'i onun yorumuyla dinlemek hoşuma gitti. Acaba diğer şarkılar da (özellikle The Winner Takes It All) bu kadar iyi midir ? Öyleyse yılın pop albümü Cher'den geliyor diyebiliriz. Tüylerimiz diken diken eşlik ediyoruz (yine hanımefendi hunharca autotune kullanmış).



✅ 2016'nın sonunda keşfettiğim Dev Hynes veya şimdiki sahne ismiyle Blood Orange, son yılların en büyük keşfiydi benim için. Freetown Sound'u o sene yılın en iyi albümlerinden biri seçmiştim. Hatta öyle ki sadece 2016'nın değil tüm zamanların en unutulmaz albümlerinden olduğunu iddia edebilirim. Bu nedenle 2018 çıkışlı Negro Swan albümü piyasaya sürülmeden önce beklentim yüksekti. Bir kaç defa aralıklarla dinlememe rağmen bir önceki albümün eşsiz tadını alamadım. Fakat neredeyse bütün müzik eleştirmenleri tam not vermiş. Yetmedi, bir çoğu da Hynes'ın en iyi albümü şeklinde yazdı. Sanırım zaman vermem gerekiyor kendisine. Zira Hynes'ın kötü bir albüm yapacağını hiç sanmam. Bizim melankoli kralımız. Şu şarkıya bakar mısınız allasen.


✅  Benim dream pop çocuklarından Still Corners da albüm çıkaralar arasında. Slow Air, yine efil efil pembe mor esen bir albüm olmuş. Yine de belli bir çıtanın altında kalmış. Kötü mü ? Değil. Daha iyilerini yapabildiklerine tanıklık ettiğimizden ötürü müşkülpesent davranıyorum. Yoksa çok güzel şarkılar var yine. In the Middle of the Night  ve The Message özellikle üst üste dinlendiğinde insanı hayallerle baş başa bırakıyor. M83, Cocteau Twins, Slowdive, My Bloody Valentine, DIIV, Galaxie 500, Beach House gibi grupların yanındaki yerini aldılar çoktan. Yolları açık olsun. 


✅ Neden kimse bana Bon Iver'i önermedi ? Hafif Sufjan Stevens'ı hatırlattı. Bu grubu folk ve alternatif müziğin naif bir vokalle sunulması şeklinde özetleyebilirim. Zaten herkes tanıyor kendilerini. Geriye bir ben kalmışım tanımayan. Holocene ne dehşet bir şarkıymış arkadaş.

Mylene Farmer, Eylül ayının sonuna doğru albüm çıkarıyor. Fransız popunun kraliçesi bakalım neler yapacak ? Albüm Rolling Stone ve N'Oublie Pas şarkılarıyla görücüye çıkmıştı. N'Oublie Pas benden geçer not aldı. Rolling Stone da hiç yoktan iyidir dedim. Monkey Me kalitesinde bir albüm olursa değmeyin keyfime.

✅ Tunus'u gezerken yerel insanına sordum. Dedim, "Fairuz meşhur mudur sizde?". Yanıt şu oldu, "olmaz mı, özellikle sabahları dinleriz, Fairuz sevilmez mi?" Müziğin coğrafyalar üstü olduğunun bir göstergesi.Gerçekten de Arap coğrafyasında özellikle de anavatanı Lübnan'da kendisi sabahları dinlenen ilk şarkıcılardan biri. Hatta Beyrut'ta insanlar onun şarkılarıyla güne uyanıyordu. Söylenenlere inanmıyordum ama gidince kendi gözlerimle deneyimledim.

✅ İsrail konserini "Filistinli seyircilerle İsrailli seyircilerin eşit muamele gördüğü bir yarına kadar" erteleyen Lana Del Rey yine eleştirilerin hedefi oldu. Kendisinden böyle cesur bir çıkış beklemezdim. Şaşırdım ama sevindim. Demek ki dışarıdan göründüğün aksine plastik bir pop şarkıcısından fazlasıymış (yanlış anlaşılmasın müziğini sevsem de imajından pek hoşlanmıyorum).

✅ Yeni bir kitap çıkardı Led Zeppelin'in yaşayan üyeleri. İsmi Led Zeppelin. Grubun 50.yılına özel hazırlanmış görsel bir kitap. Paramız yeterse alırız (hem ithal kitap hem görselli-mazallah).

✅ Beatles'ın yaşayan kayda değer tek üyesi Paul Mccartney'nin yeni albümü Egypt Station bir an evvel çıksa da dinlesek. Gelen ilk yorumlar olumlu yönde.

Eminem pat diye albüm çıkardı. Bir ara onu da dinlemeli. Kapağında Beastie Boys'a selam çakması da bizim gibi Boys'cuları duygulandırdı.

Low ve Wild Nothing de albüm yapmış. Haberim olmadı. Bereketli bir yıl ama. Sevdiğim şarkıcıların neredeyse hepsi yeni işleriyle karşımda. Madonna da yıl sonu golünü atacak muhtemelen. Doksana vurması temennisi ile.

Müzik hakkında nihayet adam gibi bir şeyler yazabildim. Özlemişim. Müzik yazarken iyiyim.

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Yolda


Hasta hasta bana yazı yazdırdılar.

Ekşi Sözlük adlı platformda ilginç bir tartışma dönmekte. Konunun üst başlığı, "gezip tozmayı kutsallaştıran yeni nesil". Tahmin edeceğiniz üzere gençler yerden yere vurulmuş. Şu kadar ülke gezdim demek hava atmak içinmiş, kitap okumazlarmış, falan filan. Can sıkıcı bir başlık çünkü gençlerin her şeyine karışmaktan usanmayan bir kesim var. Öncelikle size ne ?

Kabul ediyorum, bir kesim var ki onlar gezmekten ziyade sadece orada varolup fotoğraf çekip hikaye atmak için para dökmekte. Instagram müptelaları. Müze gezmezler, sokaklarda kaybolmazlar, insanlarla ilişkiye girmezler. Varsa yoksa kare çekme derdindelerdir. Evet böyle insanlar var aramızda. Fakat yine de ne kadar eleştirmeliyiz ? Hiç yoktan iyi değil midir ? Bu kişiler diğer şehirlere veya ülkelere gitmeseler ne yapabilirler ? Kafelerden hikaye çıkarırlar. Bunun kendisine bir katkısı var mı, yok. En azından insan başka şehir veya ülke gördüğünde iyi kötü bir görüş sahibi olur. Ama eksik olur ama fazla.

Thy'nin hazırladığı bir video var. Ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gidiyor (buradan izleyebilirsiniz). Yolda olmak insanın kendi sınırlarını tanıması demek. Vücudunu tanıması, ruhunu tanıması, nereye kadar ilerleyebileceğini görebilmesi. Çünkü yoldayken kontrol tamamen sizin elinizde değildir. Korumasızsınızdır. Ve her duruma göre bir refleks geliştirmek zorundasınızdır. İnsanlarla iletişim içinde bulunmalısınız, sıcağa veya soğuğa dayanmalısınız, yükseklere çıkıp yerin altlarında gezmelisiniz. Hep bir kendini sınama hali. Yolda olmak olgunlaştırır.

Bu dediklerim Instagram çocuklar için bile kısmen geçerlidir. İyi kötü onlar da yolda kendilerini tanırlar. Keşke gittikleri o yerin kültürünü, yemeğini, dilini, yaşam tarzını olabildiğinde öğrenmeye çalışsalar. Fakat yine de hiç yoktan iyidir. Bırakın gezsinler. Bırakın Doğu Ekspresi'ni keşfetsinler. Salda Gölü'nü, Bangkok'u, Prag'ı,... Gezgin değil turist bile olsanız size ucundan kıyısından bir şeyler katar. Herkesin kendileri gibi değişime kapalı yetişmelerini isteyenler olabilir. Dinlemeyin. Gidin ve gezin.

Ben şu kadar ülke gördüm bunları yaptım şunları ettim demeyeceğim. Kendi halimde elimden geldiğince gezmeye çabalıyorum. Ama Türkiye hudutları ama dışı. Ölene kadar da durum vaziyet elverdiği sürece gezmek isterim. Çünkü gezmekle okumak farklı şeyler. Şimdi ikisini karşılaştıranları da çok eleştiriyorum. Çünkü ikisi tamamen farklı şeyler. Hem okumalı hem gezmeli. Birisi diğerinin tamamlayıcısıdır. Yerine asla geçmez.

Yorumlar arasında biri çok hoşuma gitti, hemen paylaşayım.



Gene sinir olduğum bir takım insanlar var. Siz eğer yurtdışını geziyorsanız "yurdumuzu bitirdin de oralara mı geldi sıra" diyenler. Bakın, elma ile armut bir mi ? Değil. Bir Mardin daha var mı ? Yok. Ama bir Kahire daha da yok. Kyoto bir. Alaska bir. Her yer biricik. Keşke imkanımız olsa da hepsini görsek. Yurtiçini bitirmeden diğer ülkeleri gezmek neden ayıp olsun ? Hepsi görülmeye layık yerler. Ki hatrı sayılır şehir kasaba gördüm bu ülkede. Şimdi beni ilkokula döndürüp "gezsen Anadoluyuuu" dedirtmeyin. Bilakis Anadolu üstünde bulunmaktan dolayı gururlanıyorum. Tarih deseniz var. Yemek deseniz var. İnsanı çeşitli, iklimi zengin, denizleri var, daha ne olsun. Gidiyorsunuz ne ülkeler görüyorsunuz dikili taşı yok tarih adına. Ne Diyarbakır'ları var, ne Assos'ları. Dünyayı gezerken aksine ülkenizin zenginliklerini (ve fakirleriklerini) dışarıdan gözlemleyebiliyorsunuz.

Sonuç olarak gezmek tanımaktır. Kendini, ülkeni, öbür diyarları. Dünyaya bir kere geldiysek gezmeliyiz. Bu beden emanet edilmiş. Ait olduğu yere yollara vurun kendisini. Bütçenize ilgi alanınıza göre. Boşverin sosyal medyayı. Alın bir kamera, ufak bir çanta. Hepsi yeterli işte.


26 Ağustos 2018 Pazar

Güneşin Altında Yasemin ve Zeytin Ülkesi

Tek karede ülkenin özeti: tarih, zeytin ağaçları, güneş ve bayrak

Ailenizin müziksever insanı, Ortadoğu ve Balkanların dost gezgini Zihin yine kendini yollara vurdu. Rota bu sefer de Tunus'tu. Kartaca'nın, Roma'nın, Bizans'ın, Osmanlı'nın, Fatimilerin, Vandalların ayak bastığı topraklar. Topraklarında sayısız zeytin ağacının göğe yükseldiği ülke. Deniz kentleri, sahil kasabaları, Berberi köyleri, örenyerleri ve birbirinden müthiş müzeleriyle yüzölçümünün küçüklüğünün aksine devasa bir yer. Çok sevdim kendisini. Hem de çok. Gelin biraz laflayalım.


19 Ağustos 2018 Pazar

Şekerlerinizi Alın


Aşk hayatım korku filmi gibi. Fakat bunu konuşmayacağız. Belki daha sonra.
Bu aralar çok uyuyorum nedense. Uyanıyorum tekrar uyuyorum.
Tembelleştim. Fakat hala arada spor yapmayı savsaklamıyorum.
İnşallah hedefim bayram sonrası sahalara dönmek. Daha yakacak kaloriler var.
Kış geliyor. Havaya aldanmayın yakında çalar kapımızı soğuklar.
Depomu doldurdum kitaplarla. Bu kış Yunan ve Roma klasikleriyle geçecek. Umarım.
İtalyanca öğrenme hayalim depreşti. Fakat nerede nasıl olacak acaba bilemiyorum.
Yaş aldıkça da öğrenmek zorlaşıyor. Elbette mazaret değil.
Halil İnalcık sekseninde öğrendi bu dili (hoş, onun zekasının yarısı var mıdır bende meçhul).
Aretha Franklin inanılmaz kaprisli ve hırslı bir kadındı. Rakip tanımazdı.
Lakin son kertede dinlemeyi severdim. Bol toprak.
Bayram çok yakında. Hepimiz için güzel olmasını diliyorum. Şeker tüketmemeye çalışın.
Hiç anlamadığım mevzular şu ekonomi mekonomi. Tek isteğim konser biletlerinin ucuzlaması.
Müzikle yaşıyorum çünkü.
Su kadar önemli.
Yeni albümler dinleyip kaydediyorum.
Güzel müzik zaafım. Çok farklı hissettiriyor.
Death Cab For Cutie'yle tanışmam Six Feet Under dizisine dayanıyor.
O gün bugündür ilgi alanımdalar.
Yeni bir albüm çıkarmışlar, Thank You For Today, muazzam bir şey.
Daha bismillah ilk dinleyişte gözyaşı dökecektim sevinçten.
Death Cab geri dönmüş arkadaşlar !
Bu nasıl şarkıdır yarabbi... Tüyler diken diken.