60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

20 Eylül 2017 Çarşamba

Fleetwood Mac Dinleyen Çocuk


Dünyanın en önemli icracı grubu diyemeyiz belki ama bence rock tarihinin en özel gruplarından biri. Fleetwood Mac. Kırk senelik bir efsane. Mevcut kadrosuyla çoğu genç gruplara taş çıkarır. Hayranlığım öyle ki, benim bu grupla hatırlanmamı istiyorum. Ne Rolling Stones, ne Pink Floyd, ne Doors. Arkamdan "rahmetli Fleetwood Mac dinlerdi" densin. Bu grup çok farklı şeyler hissettiriyor.


Bünyesinde bir zamanlar Peter Green ve Bob Welch gibi müzisyenleri de barındıran, yola blues rock ile başlayan grup, kariyerinde daha hafif rocka yöneldi. Yetmişlerde çıkadıkları albümler iyi satış grafiklerine ulaşmayı başardı. Öyle ki Rumours çalışması tüm zamanların en çok satan sekizinci albümüdür. Ortalama kırk milyon resmi kopya satan albüm, bir çok eleştirmen için mihenk taşıdır. Meşhur Rolling Stone dergisi, hazırladığı özel bir seçkide, bu albümü tüm zamanların -beş yüz albüm içinde- en iyi yirmi altıncı albümü seçmiştir. Bin dokuz yüz yetmiş sekiz yılında yılın albümü ödülünü Grammy'lerde kazanan Rumours halen bugün geçerliliğini korumakta. Rumours, Dreams, Never Going Back Again, Don't Stop, Go Your Own Way, Songbird, The Chain, You Make Loving Fun, Gold Dust Woman şarkılarıyla başucu albümüdür dostlar.


Müthiş solist Stevie Nicks, gruba ismini de veren efendi adam Mick Fleetwood, yumuşacık sesiyle vokalist Christine McVie ile şahane gitaristlerden Lindsey Buckingham.

Onları dinlemek zevk veriyor. Çünkü gariptir, şarkıları insana şunu hissettiriyor, güzel anıları. Güzel zamanları. En ufak üzüntü, karanlık bazı dürtüler, keder veya benzeri kötü hislere yer yok ! Eğer şuan Fleetwood Mac dinliyorsanız odanızda içeriye güneş doğacaktır. Bunu Beatles lakayıtlığıyla gerçekleştirmiyor. Sizi inandırıyor. Gece yolculukları, aşk zamanları, tek yaşadığınızda, neşeliyken, üzüntülüyken iyi gider. Sevinç gözyaşlarına yer bırakır. Kedere değil.


Genelde rock gruplarının hit şarkıları bir süre sonra bayar. Eliniz uzanmaz. Fakat bunların bir çok eseri esrarengiz cazibeye sahip. Bin kere üst üste dinleyin şarkıyı, bin birinciyi istersiniz orada.

Peki en çok neyi seviyorum derseniz, Fleetwood Mac şarkılarına esrikçe eşlik etmeyi, tertemiz bir müzik ile bağıra bağıra. Zararlı alışkanlıklarım şükür yok. Bu grup varken insan neden mutluluğu başka yollarda arasın ? Kim sevmez ki Stevie Nicks'i (yakında zaten solo albümlerini de yazarım)?


Hani diyorlar ya o şarkıda, "seninle her yerde olmak istiyorum ben". Evet, bu şarkılarla her yerde, ne olursa olsun her zaman beraber olmak istiyorum ben. Sesi açın. Kim bilir, Zihin'in belki sesini duyarsınız, şarkıların arkasında. Bir çok popüler şarkısının yanında aralara özel, pek bilinmeyen hazineler de sakladım, saygılar. İyi dinlemeler.

17 Eylül 2017 Pazar

İyi Pazarlar

Courtesy of Vincent Peters
"Bir şeyleri kaybettiğimiz zaman tatlıdır. Biliyorum çünkü zamanında bir şeyi istiyordum ve de elime geçti. Bu kadar çok istediğim tek şey oydu. Elime geçtiğindeyse avuçlarımın içinde unufak oluverdi."- F.Scott Fitzgerald (The Beautiful and Damned)

Herkesin aklındaki Kylie Minogue portresi üç aşağı beş yukarı aynı sanırım. Pop müziğin yaşlanmayan kraliçesi. Aslında hep kendisi için genç tabirini kullanıyoruz, Madonna ve dönemdaşlarına dayanarak, fakat kendisinin de yaşı ilerliyor. Problem mi ? Elbette hayır. Genç Kylie'dense bugünkü halini tercih ederiz. Her bakımdan (no comment). Dünyanın en güzel tebessüm eden kadını, genelde cıstak parçalarıyla tanınıyor, fakat onun başka şarkıları da var. Bu pazar onları dinleyelim (varsanız eğer). Biraz seksi, kışkırtıcı, bolca arzu ve duygu yüklü parçalar listesi. Fazla gürültülü olmayan "şeyler".


"But what is love
Without the finer feelings? 
It's just sex
Without the sexual healing.
Passion dies
Without some tender meanings
It ain't love 
Without the finer feelings."


12 Eylül 2017 Salı

Twin Peaks Finalinin Ardından


Sanırım herkes Laura Palmer'ın hissettiklerini finalde paylaşmıştır. Çığlıklar içinde üçüncü sezonu noktaladık böylece. Kafada milyonlarca soru işaretiyle. Ne oldu peki ne bitti kimse anlamadı. 25 yıldır beklenen yeni sezon beklemeye değdi mi ? Maddeler halinde sezonu inceleyelim.

* * Ötesi sürprizbozan * *

11 Eylül 2017 Pazartesi

Sarajevo // Saraybosna

"Cesaretle ve ortaklaşa dökülen,
Şerefli Yugoslav Ulusal Ordusu'nun,
Bosna-Hersekli, Hırvat, Karadağlı ve Sırp
Tugaylarının kanlarıyla;
Ortaklaşa çabaları ve fedakarlıklarıyla,
Saraybosnalı yurtseverlerin,
Sırpların, Müslümanların ve Hırvatların;
6 Nisan 1945 yılında,
Saraybosna,
Bosna ve Hersek Halk Cumhuriyeti'in başkenti, özgürleştirilmiştir.
Saraybosna'yı ve bizim Anavatanımızı özgürleştiren,
Göçen Kahramanlara
Ebedi Şeref ve Şükran.
Kurtuluşun birinci sene-i devriyesinde,
Minnettar Saraybosna."


İşte bu satırlar işlenmiş Ebedi Ateş'in (Eternal Flame) duvarına. Savaşta ölen askerler için, farklı grupları kardeşilik ve dayanışma duygusuyla tek çatı altında toplamak için, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşananları unutmamak için yakılmış bir birlik ateşi. Şehrin merkezinde. Üç caddenin kesişim noktasında. Mula Mustafa Bašeskije, Mareşal Tito ve Ferhadija caddelerinin kesişimi.

Bu kadar güzel bir "kesişim" nasıl oldu da yıllar sonra etrafa saçılıverdi ? Komşular karşı komşusunu vurabildi ? Çocuklar öldürüldü ? Nazi'lere karşı beraber savaşan gruplar zamanla birbirine kan davası güdebildi ? Tito'nun kardeşlik ruhuna ne oldu arkadaşlar ? Yugoslavya ruhu ?


Bir yıl önce uğradığım Sırbistan'dan çok etkilenmiştim. Doğasıyla, insanıyla, tarihiyle ve sokaklarıyla müthiş bir deneyimdi. Elbette Yugoslavya'nın izini takip etmeye çalışmıştım. Müzeleri dolaşarak, tarihe şahitlik etmeye çalışarak, okuyarak. Bu durumun diğer Ex-Yugo ülkelerine uğramakla sonuçlanacağı belliydi. Kaçınılmaz gerçekleşti, bu yaz döneminde, Bosna ve Hersek'e gittim.

Yine hüzünlendim, yine düşündüm, yine Tito'yu saygıyla andım ve yine kardeş Yugoslavya'nın bıraktığı küllere dokundum. Bu ülkelerin yaşadıklarından çıkarılacak çok ciddi dersler var. İşin politik ve tarihi kısmı bir yana dursun. Ben Saraybosna ve çevresinden bahsedeyim. Nasılsa yazım sürecinde Tito'ya ve Yugoslavya'nın parçalanmasına geliriz. İlk adımı atalım öyleyse.