60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

6 Mart 2017 Pazartesi

Hayalet, Brautigan ve Aşırı Hippi Şarkılar


"Hepimizin tarihte bir yeri vardır. Benimki de bulutlardı." (Tokyo-Montana Ekspresi)

Günaydın olsun. Haftanın ilk günü. Serin Ankara. Birazdan ısınır. Fazla sıcaklamasın ama havalar. Kesinti için özür diliyorum. Toparlayamadım kafamı. Normalde üzerinden vakit geçti fakat bir ölüm hadisesini atlamadım sanırım. Şimdi kafanızın içinde, benim çok üzülüp, kendimi yerlerde sürüklediğimi falan canlandırmayın. Hayır, böyle bir şeyler olmadı. Sadece boşluk. Telefona bakıyorum mesela hala. Arar mı diye, yok. Evine gidiyorum, sessiz, boş. Bir kenara en iyisi not düşün, ölen birisinin vaktiyle yaşadığı eve, bir süre ara verdikten sonra girin. Hayaletler olabiliyor.

* * *

Courtesy of John Fryer

"Kusursuzluğa en yakın şey, gökbilimcilerin yakın zamanda uzayda keşfettikleri devasa büyüklükteki boş deliklerdir herhalde. Eğer hiçbir şey yoksa, bir şeyler nasıl yanlış gidebilir ki ?" (Talihsiz Kadın)

Şimdi size çok naif bir yazardan söz edeceğim. Öncesinde Cessie'ye teşekkürlerimi iletmeliyim. Richard Brautigan'la tanışmamı sağladığı için. 1950'ler ve 1960'ların yeraltı edebiyatına olan yoğun ilgimi biliyorsunuz. Özellikle de Beat Kuşağı eserlerini severek okuyorum. Fakat Richard'ı ayrı bir yere koyuyuorum; çünkü ismi Beat dönemiyle birlikte anılsa bile malum arkadaş çevresinin uzağında yaşamış ve büyülü gerçekçilik ile kara komedi türlerinde eserler vermiş. Eserlerini şöyle özetleyebilirim: Kerouac'in tükenmeyen yol kitaplarından daha eğlenceli, Ginsberg'den daha şiirsel ve en az Burroughs baba kadar hayal gücü güçlü. İşte bu kadar iyi bir yazardan söz ediyorum.

Photo courtesy of Merritt
Aşk Şiiri

"Ne güzeldir,
Sabahları uyanmak
Yapayalnız halde
Ve kimseye söylemek zorunda olmamak,
Onları sevdiğini,
Sen onları
Artık sevmez iken”

Dedim ya naif bir adam diye, gerçekten öyle. Çoğunlukla kitaplarını okurken yaptığı tespitlere şaşıveriyorsunuz. Bir insan bu kadar mı doğal ve incelikli olabilir diyorsunuz. Sarılma hissi... Ama bir yandan da çok komik ! Sürreal espri anlayışına hayranım (Meksika şapkası hakkında kitap yazması). Hayatı alaya alan tavrını örnek almalı.



Sanırım kendisi bu hayatı tek sefer ciddiye aldı. Onda da başına dayadığı 44'lük Magnum ile kırılgan kafasını dağıttı. Yaşasaydı eğer, bu sahneyi şöyle anlatırdı, "ve çiçekler, ayışığına rağmen, odanın dört bir yanına saçılıverdi". Böyle hassas insanlar için dünya cehennemden farksız.

"Kahvemi içtim ve eski kitaplar okudum ve yılın bitmesini öylece bekledim."
(Amerika'da Alabalık Avı)

Big Sur'un Güneyli Generali kitabındaki karakterlerin hepsine selam olsun. Lee Mellon, dedesinin Güneyli bir general olduğunu iddia etmektedir, fakat resmi kayıtlarda dedesine ait herhangi bir ize rastlanmaz. O ise bu yalanı "gerçekmiş" gibi yaşamakta ısrarcıdır. Hayatın tüm zorluklarına rağmen, her şey "iyiymiş" gibi davranmamıza benziyor sanki ? Karakterler de öyle yapıyor zaten. Hayallere tutunuyorlar. Yalanları gerçekmişçesine yaşıyorlar. Hayaletler görüyorlar, timsahlarla konuşuyorlar. Tüm sistem dayatmalarına rağmen, bir "yalana" (hayale) tutunanlar grubu. Zaten Brautigan'ın Güneyli General metaforu boşuna değil. Vaktiyle İç Savaş zamanı, Birlik orduları, Güneyli gruplarına oranla oldukça kalabalıktı ve teknolojik olarak da üstünlükleri vardı. Kitaptaki karakterler de, Güneylilerin bir zamanlar yaptığı gibi, sonunu bile bile "yenilgiye" doğru dört nala koşmakta ve namlularını bilinmezliğe doğru yöneltmekteler.

Into the Wild'cılar bu romanı kaçırmasın.

Karpuz Şekerinde ise bizlere insanlığın kıyamet sonrası yaşamından bahsediyor. Aslında ortada bir kıyamet mi var yoksa başka bir şeyler mi dönüyor kimseler bilmiyor. Tek bilinen şey, benÖLÜM komününde eşyalar karpuz şekerinden yapılıyor. Yasak bir bölgemiz var kasabanın dışında yer alan. Ve toplumun dışında yaşayan bazı çetevari insanlar burada vakit geçirmekte. O gün kapıya dayandığında, onlar kasabaya inerler ve her şey kökünden sarsılır. Bir zamanlar kaplanların insanları katlettiği o bölge, huzursuzluk, ölüm ve intiharla tanışır yeniden.

Hippivari bir topluluk karşımızda

Kürtaj: Tarihi Bir Aşk Romanı 1966, kendinden yıllarca kaçan, deyim yerindeyse aynadaki aksini tanıyamayacak hale gelmiş bir münzevinin aşk ile yeniden "dış dünyaya" açılmasını anlatıyor. Garip bir kütüphanede (sürprizleri bozmayalım!) üç senedir aralıksız çalışan 30'larının başında bir adam. İlk günden beri kütüphanenin dışına adımını atmamış. Bir gün danışmaya dünyalar güzeli, çekingen bir kadın gelir. Deyim yerindeyse "big bang" yaşanır ve iki güzel beden birbirinin çekim güçlerine kapılır. Vida, Milo'nun Venüs'ünü kıskandıracak derecede çekicidir. Fakat bu alımlılığının, kendisine sürekli dert getirdiğini düşünür. Erkekler, onun içindeki güzelliği görmek yerine iri göğüslerine ve aşık edercesine yaratılmış hatlarına kapılır gider. Oysa bizim kütüphaneci, onun sadece güzel bedenini soymayı değil, ruhunu da soymayı bilir. Tijuana yollarında bir "dışa yolculuk" hikayesi.

Kitap boyunca sürekli aklımda Nick Cave şarkıları çaldı.

Sombrero Bir Japon Romanı ise yazarın herhalde en güzel kitabı. "Hayatta hiçbir şey göründüğü gibi değildir" cümlesiyle hafızama kazınan bu romanda ise iki farklı hikaye anlatılmakta. Japon sevgilisi tarafından terk edilen adam, bir yandan "gökten düşen eksi yirmi dört derecelik bir Sombrero" hakkında hikaye yazmaya çalışırken, diğer yanda ise bu ayrılığın küllerinin izinden gider. Anılar kovalar onu geceler boyu. Siyah saçlarıyla, yanında kedisiyle, geceyi başka bir evde geçiren Japon kadının ise arkasından girişilen bu umutsuz arayıştan haberi yoktur.

Gecenin beraberinde getirdikleri; neşe ve keder.

"Herkes seni kilit altında tutmaya çalışırken inancını koruyabilmek oldukça zor."
(Big Sur'un Güneyli Generali)

Photo courtesy of Corbis
İşte böyle bir adam. 
Rüzgar gibi. 
Su gibi.
Şiir gibi.
Yüzün serinleten, tebessüm ettiren, kalbi ısıtan.

Talihsiz Kadın'da -intihar etmiş birinin evinde yaşadığı, öz kızıyla evliliği yüzünden arasının açıldığı, yakın bir arkadaşının da kanserden öldüğü zamanlarda kaleme aldığı o kitapta- tavuğun biriyle, Hawaii'de fotoğraf çektirmeyi denediğinden söz eder. Sanırım onu bu anısıyla hatırlayacağım daima. Şuan mutludur umarım.

Gönül ister ki, diğer bütün kitaplarını yazayım, fakat uzun yazıları sevmiyorum. Takip etmesi zorlaşıyor. Siz iyisi mi, kitaplarını okuyun ve okutun. Çiçek gibi nesiller lazım bize. Savaştan ve nefretten uzakta büyümüş. Mellon gibi hayalperest olmalılar. Aşık olmalılar. Aşk olmalılar. Verin müziği. Bulutlar ışısın.



12 yorum:

  1. Ağğ yorum yazmıştım pencere kendini kapatınca silindi! Gözümü açar açmaz bunu okudum, şimdi gözümü geri kapatacağım. Gece uykularım çok kalitesiz yine. Okula gitmeyeceğim galiba bu gün. Benim Brautigan maceram biraz Utku ile (Bodoslamadan Kitap) biraz Ender'le başladı. Seneler seneler önce Utku'nun bir yazısını gördüm, Talihsiz Kadın galiba, baskısı yoktu o zaman. "Ay ben de okumak istiyorum" dedim sonra unuttum gitti. Seneler seneler sonra Ender bir pasaj attı, nette gezelerken denk gelmiş herhalde, yazarı tanımıyordu. Kim ki bu acaba diye kurcalarken Brautigan'a tosladım yine. Sonradan söyledim herhalde, bak sen tanıştırdın beni bu yazarla diye ama hatırlamadı da :D Utku diyor ki Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek > Karpuz Şekerinde. Sen de diyorsun ki Sombrero > Karpuz Şekerinde. Bu iki kitabı ömrümün son deminde okuyacağım galiba ahahah. Bu kadar sevmene çok seviniyorum <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bodoslamadan Kitap'ın yazarıyla tanışmasam da ne zaman internette okuduğum yeni bir kitap hakkında bir şeyler araştırsam karşıma çıkıyor. Demek kafalar uyuşuyor bizlerin :) Sombrero, Karpuz, Big Sur ve hadi ucundan zorlasak Kürtaj en iyi kitapları bence. Henüz Richard okurken "bu ne biçim ya" demedim :) Sanırım bir tek Alabalık "meeeh" oldu biraz. Willard'ı önermiştin sen bana ilk olarak ve memnun kalmıştım. Hatta onu da hemen başka bir arkadaşa önermiştim fakat bu tarz kitaplar çok okumadığından pek sevmemişti - sssh çaktırmayın :D

      Sil
    2. Ay Utku çok iyi kitaplar okuyor, ben aç kurt gibi takip ediyorum blogunu. Askere gitti geldi, evlendireceğimiz günü de heyecanla bekliyorum :D Onun dışında "ay ben aşk acısı çekiyorum" diye feysten darlamışlıklarım falan da var (hanginizi darlamadım ki ahahah :D) Ben kimselere önermiyorum aslında Brautigan'ı, bana kalsın bencilliği. :D

      Sil
    3. Ne yazarlar var paylaşmadığım kimselerle (off the record itiraflar) :D

      Sil
  2. Çok şükür komşum, buradasın.

    Çok merak ettim yazarın kitaplarını. Hele Into The Wild'cılar dedin ya (ben o gruptayım) bir sonraki kitap alışverişimde mutlaka alacaklarım arasına girdi.

    Güzel bir hafta diliyorum. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay em bek :)

      Brautigan'ın kitaplarının kısalığını, mizahını, cümlelere saklanmış hüznünü ve akıcılığını çok seviyorum. Genelde bir oturuşta biten kitaplar. Tıkanma yaşadığın dönemlerde okumalık :) Gerçekten o kitabı Into the Wild'a benzettim çünkü kitapta da bir grup hayalperest, kendi komününde, doğayla baş başa yaşamayı seçiyor. Güzel olsun bu hafta :)

      Sil
  3. Brautigan'ı tanımıyordum. Hemen internet mağazalarından inceledim ve birkaçını sepete yolladım. Sözleriniz merak etmemi sağladı.
    Başınız sağ olsun. Yeni hafta güzelliklerle gelsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir nebze olsun sizi merak ettirdiysem ne mutlu :)

      Teşekkür eder, güzel bir hafta olmasını dilerim ben de.

      Sil
  4. Gözüme kestirdim bir iki kitabını okuyacağım ;)
    Yağmurlu bir günde Şimşekli gife bayıldım ama listeye daha bir bayıldım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumlara da ben bayıldım, herkes yazarla ilgilendi :)

      Sil
  5. Ayy ne güzel yazmışsın, bayıldım. Zevkle okudum :). Bir de ilk üç alıntı harika ve ne tesadüftür ki benim okumadığım tükenen kitaplardan alıntılar, yine bir Brautigansızlık kapladı içimi :(. Öyle güzel yazıyor ki elimden bırakasım gelmiyor, yakın hissediyorum kendimi, bazen de onu anladığımı. Mizahı da güzel hüznü de. İyi ki yazmış, şiirlerini de hiç okumadım, eksiklik hissediyorum :(.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Ben de çok bekliyorum Tokyo-Montana Ekspresi'nin baskısını. Duyun sesimizi :p Naif bir adammış kendisi, okurken kelebekler çıkıyor midemden, hiç bitmese onun kitapları.

      Sil