Zihnin Arka Sokakları

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 🎵🐝💕🌻🌍🐾

19 Temmuz 2022 Salı

Gergin Başlayan Ama Duygusal Biten Konser


Nefes al, ver. Tam 19 sene öncesine gidiyoruz. Zihin ergen. Aklı havada (şimdi nasıl?). Bir gün ilk defa yakınlaştığı kişi ona yaklaşıyor ve diyor ki, "Placebo diye bir grup var dinlemelisin". Artık grubun isminden mi etkileniyor yoksa o anın eşsizliğinden mi bilemiyoruz. Ve şapşal Zihin o şarkıyı dinliyor. Ama nasıl (daha ne Youtube var ne Spotify-taş devri)? Televizyonun başında bekliyor. Klipler dönüyor. Müzik albümleri satan yerlere gidiyor. Her yerdeler. Placebo popüler. Ben aşık.

Burayı eskiden beri takip edenler için sürpriz değil; hayatımda bir diğer grubun hiç bu denli yer ettiğini söyleyemem. Tanıştığım ve kafalarımızın uyduğu her insanın Placebo hayranı çıkması bir tesadüf değildir herhalde. Bir şekilde bizi yakınlaştırıyor. Farklı şekillerde tanışıyoruz. Ama konu Placebo'ya gelince "aa sen de mi" oluyoruz. Ve daha önemlisi bu grup hayatım boyunca her yol ayrımında yeni albüm çıkararak beni kucaklıyor.

Dün gece bu hikayenin son sayfasını yazdık. Elbette bu macera devam eder; ama bir dönüm noktasıydı. Bu hikaye yirmi senedir bir konserle taçlandırıl(a)mamıştı. Onlar hep gelseler de her seferinde ıskaladım. Never Let Me Go'nun haberini duyduğumda "bu kez mutlaka ama MUTLAKA izleyeceğim" diye kendime söz verdim. Olaylı oldu (en ürküteni korona yüzünden hemen önceki iki konserin iptal haberiydi) ama başardım.

Çok farklı şeyler hissettim dün gece. Gelin...

Konser öncesi ekrana yansıtılan (Türkçe) uyarı metnine göre konserde fotoğraf çekimi yasaktı. Anons yapıldı vs. Ama buna aldırmayanlar çoğunluktaydı. Şahsen ben son zamanlarda neredeyse hiç fotoğraflamıyorum. Genelde de blogum için üç kare çekerim. Keyfime bakarım. Bu defa zorladı. Yeni albümden Forever Chemicals'la oldukça gürültülü ve agresif bir giriş yaptılar. Agresiflik sadece müziklerine değil Brian Molko'nun yüzüne de yansımıştı. Ses sisteminin akıl almaz kötü oluşu yüzünden vokaller biraz gümbürtüye gitti şarkı boyunca ama kimin umrunda. Karşımda yeni bıyıklarıyla "drama kraliçesi Molko" duruyor. Şarkıya eşlik ediyorum: "her şey yolunda, hiçbir şey farketmezken; her şey yolunda, kimse umursamazken". Sonra yeni albümün tanıtım yüzü Beautiful James'i çalmaya başladılar ve ilginçtir korkunç yoğun bir biçimde seyirciden eşlik geldi. Hatta baya gürültücü şekilde. "Beni hayata döndür, gitmeme asla izin verme" dedik. Genç dostlar bile şarkıyı ezberlemişler, mutlu oldum. Loud Like Love'dan güzel bir şarkıyla, Scene of the Crime'la, devam. Aşk konusunda kapımızı aralıyoruz çünkü ateş bacayı sarmış:"saklayacak bir bedenim var, senin ise sergilenen bedenin ve bedenlerimiz birbiri içine geçtiğinde bileceğiz cenneti". Not edelim, Brian bu sıralarda bir yandan seyirciye kafa sallayarak "çekmeyin" diye hareketler yapıyor- az sonra başımıza iş açılacak. Happy Birthday in the Sky tahminimden de iyi ve depresif bir şekilde yüzümde patlıyor. Normal zamanda dinlerken bazen daralıp geçsem de konserde nefessiz dinledim. Ama yine de o son enstrumantal kısımda dudaklarımı ısırdım. Sonra gecenin en tatsız anı yaşanıyor ve Molko sıradaki şarkıya geçmeden bol küfürlü, sinirbozan, asabi bir uyarı çekiyor: "hala bazılarınız kameraya çekiyor, bu çok bencilce, lanet olası bencillersiniz, diğer izleyiciler için, beni kızdırıyorsunuz ve ben ne kadar sinirlenirsem konseri de o derece az umursarım; lanet olası telefonlarınızı kaldırın, (ekranı göstererek) sizleri kibarca uyardık, (sert bir şekilde) teşekkür ederim". Yani. Bir yerde haklı, son dönemlerde ben de tabak gibi telefonlar yüzünden konserlerde sinirleniyorum, dikkat dağıtıyor, hele bir de canlı yayın yapıyotlarsa onlar bir de suç işliyor fakat bu uyarıyı daha sakin yapabilirdi (hem beğenmesek de yeni dünya böyle-etkileşim peşinde) zira ertesinde kendisinin de seyircinin de keyfi kaçtı. Baya tatsız bir Bionic söyledik. Ne o güldü ne biz. Aklımdan uçtu gitti şarkı.

Fakat bu "küslük" Surrounded by Spies'la bitiyor. Albüm düzenlemesi için tekinsiz kelimesini seçersek bu canlı düzenlemesi için ancak şeytani olarak nitelendirebiliriz. Müthiş keyifliydi. Gerçekten yeni albümden çalınanlar içinde en iyisiydi. Turne başında setlistte One of a Kind'ı görünce aklımı yitirmiştim (çünkü şarkı bir dönem özel hayatımın marşı niteliğindeydi). Yanlış hatırlamıyorsam Türkiye'de verdikleri hiçbir konserde de daha önce söylemediler. Çalmasalardı eksik kalacaktı (Brian'ın kollarını açarak şarkının en güzel yerinde "bakın, kalabalıklar içindeyim ve hala yapayalnızım" demesi...). Şarkı öncesi arkadaşım "kesin ölürsün bunda" dedi. Şunu farkettim ki bugüne kadar hiçbir konserde bir şarkıya böyle eşlik ederken paralanmamışım. Şarkıyı bence söylemedim yaşadım. Avazım çıktığı kadar bağırdım. Brian duymuş olabilir sesimi. Öyle yani. Her satırında aklımda bir şeyler canlandı. Fiziksel olarak mümkün olmasa da bence kulaklarımdan ve hatta gözlerimden de şarkı sözleri döküldü. Çünkü bu benim şarkımdı. "Sınıfın arkası, olduğum yerdi; sessiz sessiz durur aptalı oynardım. Görmez misin semanın kopmasını?" Ve son dizeyi değiştirip karanlık bir şekilde bitiriyor: "ana rahminden dışarı, boşluğun/bilinmezliğin içine doğru".

"Şimdi rock n'roll dansı yapacağız, biz rock n'roll çalacağız, dans edeceksiniz" diyerek yeni favorilerimden Sad White Reggae'nin startını verdi memnuniyetsiz Molko. Dans edecek gücüm azalsa da elimden geleni yaptım hoplayarak (bu denli enerjik çıkacağımı sanmazdım; 6 buçuk saat konser sırası bekleyen, tüm bel ağrısına rağmen açılınca kapılardan içeri depar atıp en öne yapışam ben miydim?-ah hayır şuan belim boynum ve bileğim sinyal vermekte). Gainsbourg'un aşkına selam durduğumuz, acıya boyun eğmeme sözü verdiğimiz, aynaya gülümsediğimiz bir şarkı. En hoşuma giden ansa Brian'ın yan dönerek "artık etten ibaret değilim" kısmını söylediği yerdi.

Sonra çevreci şarkımız geldi. Try Better Next Time fazla heyecan yaratmadı ama son dizelerdeki "okyanus toplantısına" bizleri davet edercesine hepimizi eliyle göstermesi hoştu. Balık olmaya geliriz be canımız Molko.

"Okyanusun ortasında bir yer var
Ve işte orada buluşacağız.
Balıkların ayaklarımızı ısırdığı
Çok uzaklarda bir yer."

Genelde sevilmediğini bildiğim ama Türkiye hayranlarının sevindirici bir şekilde bildiği ve benimsediği Too Many Friends galiba zirvelerden biriydi. Baştan sona eşlik edildi. Ben de var gücümle yüklendim: "ne farkı var ki zaten, tüm insanlar günboyu telefonlarına boş boş bakarken."

Albüm çıktığında Went Missing'e başlarda ısınamadım. Fakat şarkıları döndürürken haksızlık ettiğimi anladım. Dolayısıyla beklentim yüksekti. Sonuç? Gecenin en iyi şarkısı mıydı tartışılır; ama Brian'ın en hissederek söylediği şeydi. Gözlerinden anladım. Mimiklerinden. Öylesine yazılmamış. Kürek kürek toprak attılar tepemizden (konsere gitmeden arkadaşıma söylemiştim-bunu okurlarsa solo kısmında mahvoluruz diye).

Gecenin enerjisi bu noktada itibaren durdurulamaz şekilde yükseldi. Müşkülpesent Brian'ı bile arada gülerken yakaladım. For What It's Worth ile kurtlar döküldü. Oh. Slave to the Wage ile maaşlı fareler olduğumuzu yeniden hatırladık. Special K'yi iyiden iyiye çatallaşmaya başlayan sesimle söyledim. Nasıl da ba-ra-bababa diye eşlik etti millet. Valla başardık. Eski toprak Placebocular ölmemiş.

Her ne kadar gösteri başlamadan amfinin üstüne tütsü dikse de, yıllar boyunca Budizme sarılsa da, Brian röportajlarında hala "şeytanlarıyla" başa çıkamadığını hissettiriyor. Sahnede bunu net gördük. Ne bir merhaba dedi, ne bir kucaklayıcı söz. Bir kez şöylesine teşekkür etti hepsi o. Ama Stefan Olsdal (grubun sabırlı insanı, yiğidimiz, birleştirici tutkalımız) her zaman seyirciyi hoş etmeyi biliyor ve o tehlikeli dengeyi gözetiyor. Yüzunden tebessüm eksilmedi.. eh o kuir dans figürlerinden eser kalmasa da birkaç kıvırış yakaladık. Sevindik. Esprili ve yaşına göre hala canlı. Memnuniyetini ve keyif aldığını bizlere de hissettiriyor. Brian ise maalesef 50'lerin ekşi sularında pupa yelken ilerliyor. Ve üzülerek söylemem lazım ki Placebo'nun daha uzun yıllar albüm yapabileceğini zannetmiyorum. Stefan'ın sabrı olmasa zaten on kere bu grup dağılırdı. Ama gerek 10 yıllık verilen ara gerek son turnelerin hep "iş gereği" yapılıp geçilmesi, grup o ateşini yitirmesine sebep olmuş. Oasis gibi bir gün dağılirlarsa şaşırmam (ama üzülürüm). Stefan'cım yazık seyirciyi bölümler halinde yarıştırdı (o sırada Molko sırtı dönük bir vaziyette amfinin üstündeki küllüğyle birlikte sigara içiyordu). Herkese bir "ooo" çektirdi. Bir sağ taraf bir sol taraf. Sonra balkon (Molko sonlara doğru bir kaçamak bakış attı "helal size" dercesine). Derken kıymetlimiz Stefan bir anda parmaklarını dudağına değdirdi.."şşşş"

Sessizleşti mekan.

Geldi o an. Placebo yolculuğumun başladığı The Bitter End! Tarif edilmezdi. Sadece şu kadarını hatırlıyorum geçtiğimiz üç senede hiç ağlamadığımın farkındaydım ve bu şarkı başlar başlamaz musluklar açıldı. Nasıl ama şıkır şıkır. Engel olamıyorsun. Hiç beklemiyordum. Düdüklü tencere gibi patlayıverdim. Sevinçten mi üzüntüden mi onu da pek anlamadım. Bir yandan artık tamamen kısılan sesimle eşlik ediyorum bir yandan şarkının hatırlattıkları geliyor aklıma. Zıplıyorum yanımdakilerle birlikte. Beyaz ışıklar patlayıp duruyor gözlerimizde. Şu yaşıma kadar valla böyle bir an yaşamadım. Duygulandıklarım oldu. Eğlendiğim zamalar da oldu. Ama The Bitter End bambaşka bir şey oldu. Dozer gibi geçiverdi. Allah için grup da harika çaldı, o tatsız hava kalmadı. İzlediğim en iyi konser değildi ama bu şarkı canlı tanıklık ettiğim en iyisiydi.

Infra-red gelmeseydi nasıl toparlardık? Yeşil ledler kırmızı spotlarla söyledik. Hepimizin yüzleri güldü.

Bis için kulise giderlerken Running Up That Hill alttan alta başlamıştı bile. Kalp atışı gibi. Dakikalarca mavi ışıkların dönüşünü izledik ritimle beraber. Sonra olan oldu. Herkes feryat figan söyledi (Stranger Things dizisiyle tekrardan popülerleşen şarkıya genç arkadaşlardan da firesiz destek geldi). Benim en sevdiğim satırda ("bebeğim kalplerimizde gök gürültüsü var") yanımdaki kızın da aynı şekilde bağırarak (ve kalbini tutarak) söylemesi tebessüm ettirdi. Demek ki o hissi yaşayan tek ben değilmişim. "Tanrım, söyle, ikimiz de önemliyiz değil mi?" derken Brian'ın göğe bakması unutulmaz detaydı.

Aşık olduğumda yanımdaydılar. Kötü günlerimde de. Placebo yirmi yıldır kalbimde. Yine bugünlerde yardım için yanımdalar. Bir virajı almam lazım özel hayatımda. Destek çıkıyorlar. Müzikal olarak ortalama bir konserdi ama anlamı büyüktü. Ruhsal olarak çok iyi geldi. Katarsisti. Her bir şarkıda binbir hatıra geldi aklıma. Belgesel gibiydi adeta. Hayatımı seyreder gibi. İyi ki varsınız huysuzlar.

4 yorum:

  1. Valla ne diyeceğimi bilemeyecek durumdaydım. Kendimi tekrar da etmek istemiyorum. Müthişti... müthişsin her zamanki gibi. Kısaca okumadım oradaydım, yaşadım diyeyim de sen anla:) Çok teşekkürler.... :)

    YanıtlaSil
  2. Muhteşem bir deneyim yaşamışsın ve yazıya o duygu geçmiş, çok etkileyici, çok çok çok sevindim!!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Deneyim" kesinlikle! 20 senedir bekliyordum :) Ve hayatımda ilk defa baştan sona bir konserde her şarkıyı firesiz söyledim. 90 dakika boyunca susmadım. Yazıda paylaşmamışım ama o gece konser çıkışı neredeyse sabaha kadar uyuyamadık. İstanbul'un esen serin rüzgarında oturduk konseri baştan sona yorumladık. Sesim çok komikti. Keşke kaydetseymişiz. Düdük yutmuş gibiydim.

      Sil