Zihnin Arka Sokakları

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 🎵🐝💕🌻🌍🐾

10 Temmuz 2021 Cumartesi

Bryan'a Ne Oldu


Geçenlerde Youtube üstünden bir şeyler izlerken yorumları okuma hatasına düştüm. Kafamı duvarlara vurdum. 76 yaşındaki Bryan Ferry için "eskisi kadar yüksek notalara çıkamıyor" demişler. Vallahi de bunu demişler. Arkadaşlar siz manyak mısınız? 50 sene önceki vokaliyle bugünkünün aynı olmasını nasıl beklersiniz? Laf yani. Ben de farkındayım, kendisi son 2-3 yılda ciddi bir gerileme içinde. Ama yani bir zahmet hoş karşılamalı. Seksenine yaklaşmış durumda. Varlığına ve hala sahnelerde olmasına şükredeceğiniz yerde yok şöyleydi yok böyleydi. Napsın adam sizi hoş etmek için yaşlanmasın mı? Biz müzikseverlerde hafif bencil bir taraf var. İlla bizim hayalimizdeki, gönlümüzdeki şeyi görmek duymak istiyoruz. Ama sanatçının da özgür bir insan olduğu ve fizik kurallarına göre yaşadığını unutmamalı. Kaldı ki o yaşta sahnede yirmiden fazla şarkı okuyor. Daha napsın? Bomba gibi setlistlerle çıkıyor sahneye. Roxy günlerinden, Dylan şarkılarından, solo döneminden birçok güzel şarkıyı harmanlıyor. Cazdır poptur havalarda uçuyor. Açık söyleyeyim iyi ki aynı dünyayı paylaşıyorum dediğim üç beş kişiden birisi. Canlı izleme fırsatım olmadı. Ama bir yerlerde hala aktif olarak sahneye çıkması beni mutlu ediyor. Sağlıklı olması. Mucizevi sesler yok değil. Charles Aznavour doksanında bile sahnede çok iyi bir performans çıkarabiliyordu ama böyle seslerin sayısı üç beş. Kabul etmeli, yetmişten sonra genelde bu iş bitiyor. Talihi yaver gider, sesini de bir şekilde koruyabilirse seksenine kadar bu süreç uzayabiliyor. Leonard Cohen'ı izlediğimde kendisi 78 yaşındaydı. Boru gibi olmuştu sesi. Ama onu izlemek bir keyifti. Aile büyüğünü ziyarete gitmek gibi düşünün. Tatsız bir laf da etse, yemekleri eskisi kadar tat vermese de tebessüm etmez misiniz? Eski günlerin hatırna. Ben de böyle rütbeli şarkıcılara öyle yaklaşıyorum. Sesi varsın eskisi kadar iyi olmasın. Ne yapalım yani. Joni Mitchell gibi sağlık sorunlarıyla boğuşmasından iyidir. Yine Eric Burdon'ı 78'inde izledim. Sesi her şeye rağmen iyi denebilecek bir durumdaydı ama öküz altında buzağı ararsak elbette 1960'lardaki kadar etkileyici değildi. Dert bile etmedim valla. Kütür kütür Hold On (I'm Coming) söyledik hep beraber. Bunun mutluluğu yetiyor. Hayatım boyunca "keşke gitmeseydim" dediğim çok az konser oldu. Onlar da genelde ya organizasyon sıkıntısından ya da başka sebeplerden. Canlı performans başka şeye benzemez. Stüdyo kaydı temizliğini beklemek fazla naif. Canlının olayı zaten o. Heyecanlı. Hata da olacak, normalin üstünde şaşırtacak numaralar da. Mükemmeliyet arasak zaten orada ne işimiz var. Konserlerin güzelliği o atmosferi. Biz bir buçuk senedir konser yüzü göremiyoruz. Değerini her geçen gün daha iyi anlıyorum. O enerjiyi hiçbir konforlu stüdyo kaydından alamazsınız. Overkill konserinin bir yerinde Blitz gülümseyerek şöyle demişti, "sizi duyuyorum, sizi kokluyorum". Olay bu. Konserler çok boyutlu deneyimler. Güzel abimize laf edenler şu son konser kaydını dinlesin. Mamouna yıllarından ne farkı var bu sesin? Ben bu şarkıda otuz senedir ölüyorum. Adam ısrarla söylüyor. Müzik dünyasında en çok kıskandığım hemcinsim kendisidir. Müthiş bir aurası var.



Youtube demişken. Bigflo & Oli üşenmemiş kendi konserlerini yüklemiş. Aslında hip-hop ve rap müziğe karşı pek bir ilgim yok ama Fransa'dan çıkan rap grupları cidden keyifli oluyor. Hem politik oluyorlar, hem müzikal olarak keyifliler, hem de dilleri elverdiği için acayip zevzeklikler yapıyorlar. Var bir hayalimiz diyerek o konseri buraya bırakıyorum (Promesses'i hep bir ağızdan söylemek..)

"On aura deux enfants, une villa sur la mer
Pour toujours, tout le temps, les promesses, les promesses, les promesses."




Yok biz iyice kopalım diyenler için Meute'ümüz vardır. Buyursunlar.