60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Bob Dylan - Fallen Angels (2016)


Şairler şairi, "rock müzik ile folk müziği aynı yatağa sokan adam", yaşayan en büyük rock efsanesi Bob Dylan, otuz yedinci stüdyo albümü Fallen Angels ile karşımızda bu defa. Peşpeşe ölümlerle sarsılan rock dünyasının kitabını yazan üç beş isimden biri olan Bob Dylan, ilerleyen yaşına rağmen (75) halen sahnelerde ve düzenli olarak yeni kayıtlar çıkarıyor. 2015 Şubatı'nda kaydettiği ve Frank Sinatra şarkılarından derlenen Shadows in the Night ile bizleri fazlasıyla şaşırtmıştı kendisi. Folk müzik, blues, country, rock hatta gospel denemelerine bile imza atan Dylan, bu albümde yeniden bir ilki hayata geçirmiş, geleneksel pop formatında şarkılar söylemişti. Koyu bir Sinatra hayranı olduğunu bildiğimiz Dylan, sevgisini tek albümle göstermekle yetinmemiş olacak ki geçtiğimiz haftasonu yayınladığı Fallen Angels'ta da Sinatra şarkılarından okumaya devam ediyor (albümde Frank Sinatra'nın okumadığı tek bir şarkı var - Skylark).

Photo Courtesy of MARTÍ E. BERENGUER

Öncülü gibi Fallen Angels da geleneksel pop şarkılarından oluşmakta ve Dylan bu albümde de "şarkı söylüyor"; hem de tahminimizden çok daha başarılı şekilde."Nasıl yani, zaten Dylan bir şarkıcı değil mi, elli küsür yıldır şarkı söylemiyor mu" diyenleriniz olabilir, açıklıyorum hemen. Dylan'ın tarihine bakarsak kendisinin hiç de başarılı bir vokal olduğunu söyleyemeyiz. Vasat bir sesi oldu ve o bunun farkındaydı. Peki diğer şarkıcılarla olan aradaki farkı nasıl kapattı, Bono'nun vaktiyle Rolling Stone dergisinde dediği gibi, "sanata ulaşmak için hüneri yıktı". Evet, çok iyi bir sesi olmayabilir fakat her zaman doğruları söyledi. Martin Luther King'in Washington D.C.'deki ünlü "I Have a Dream" (Bir Hayalim Var) konuşması öncesi alandaki Dylan şarkılarını söylüyordu yüz binlere. O yüz binler ki, orada eşit haklar ve hürriyet için toplanmışlardı. Kongre ile Başkan'a, Afro Amerikan'ların ve diğer ötekileştirilenlerin sesini duyurmak için oradaydılar. Ve Dylan o dönemki sevgilisi Joan Baez ile özgürlük şarkılarını söylüyordu. O bir şarkıcı olmadı, doğruları söyleyen, haksızlıklara uğrayan, öldürülen, eziyet görenlerin hikayelerini aktaran bir masalcıydı. Kimi zaman mırıldanarak söyledi, kimi zamansa hırıltılar çıkararak. Ama her zaman sesimiz oldu. Shadows in the Night ve Fallen Angels albümlerinde ise bu geleneği bozarak bir şarkıcı gibi "şarkı söylemeye" başladı. Ne söylediğinden ziyade, nasıl söylediğine dikkat ediyor artık. Yıllar içinde yıpranan ve bir kaplanın kükremelerini andıran vokalini bu albümlerinde çok daha sağlıklı şekilde duyabiliyoruz ve Dylan hayranı olduğu Sinatra gibi vokalini konuşturuyor.

Courtesy of Andrea Orlandi

Dylan bu albümünü uzun süredir dünyanın en uçsuz yerlerini beraber arşınladığı müthiş müzisyenlerle kaydetti. Gitarların birinde üstat Charlie Sexton var. Stu Kimball ve Dean Parks ise kalan gitarlarda. Emektar George Recile yine davulda yerli yerinde. Bassta ise dehşetengiz Tony Garnier. Bu isimler neden önemli ? Çünkü hiçbiri alelade bir turne çalgıcısı değil. Bob Dylan'ı ve grubunu sahnede izleyenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Dylan'ı ve ekibini iki defa canlı izleme şansına eriştim ve ikisinde de grup anlamında çok büyük keyif aldım. Öyle ki, bu kadroyu Neil Young'ın kırk yıllık turne grubu Crazy Horse'una benzetiyorum.

Ekibin büyülü dokunuşu her şarkıda kendini hissettiriyor. Özellikle gitar tonları enfes. Dedim ya, bu albümde "Dylan vokali" diye bir şey de var diye, işte bu gitarlar vokalle buluşunca ortaya keyifli bir tablo çıkıyor. Belki orjinal şarkılardan oluşan -şimdilik son- Dylan albümü olan Tempest (2012) kadar keyifli bir albüm değil, diskografisinde de çok parlak bir yerde durmuyor; ama Dylan'ı yarım asır sonra ilk defa şarkı söylerken görmek bambaşka bir duygu yaratıyor dinleyende.

Açılışı yapan pop balladı Young At Heart, albümün de en iyilerinden. "Peri masalları da gerçek olabilir, senin başına da gelebilir, eğer kalpten genç isen" gibi naif bir açılış her Dylansever gibi beni de şaşırtıyor. Son yirmi yılda kalemi giderek "kararan" Dylan, bu Sinatra parçasıyla bambaşka bir manzara çiziyor. Hazır Dylan arkasına kaliteli bir ekip almışken onların etinden sütünden sonuna kadar faydalanmayı iyi biliyor ve albümdeki kimi şarkılarda neredeyse meydanı çalgıcılarına bırakıyor. Bir küsür dakikalık enstrumental açılışıyla Polka Dots And Moonbeams bunun en iyi örneklerinden. Grup o kadar iyi çalıyor ki, bir noktada "keşke şarkı hiç başlamasa da çalgılarla polkaya devam edebilsek" deyiveriyorsunuz. Fallen Angels'tan yayınlanacak ikinci single olarak seçilen All the Way'i dinlerken uzaklara dalıp dalıp gittim. Sinatra'nın ruhunu yansıtan bir Dylan vokaliyle karşı karşıyayız; "bu yol bizi nereye götürür kim bilir, sadece bir ahmak yanıtlayabilir ama eğer seni sevmeme izin verirsen şurası kesin ki seni seveceğim her şekilde, her şekilde". Hemen unutmadan, şarkının bir yerinde ("taller than the tallest tree is" ve peşinden gelen dizelerde) Dylan'ın tonlaması ve müzik eşliğinin "It Ain't Me Babe"yi anımsattığını da not düşelim.

Zamanında Sinatra'nın kullandığı Capitol Studios'ta iki aya yakın bir sürede kaydedilen albümün en güzel parçalarından biri olan Nevertheless, dopdolu bir aşk şarkısı; "belki haklıyım belki de haksız, belki güçsüzüm, belki de sapasağlamım ama yine de sana aşığım". İlk tekli olarak seçilen ve -yine- fevkalade uzun sözsüz girişi ile benden tam puan almayı başaran Melancholy Mood tam bir müzikal şölen. Ama şu bir gerçek ki, bu prodüksyion harikası albümün bana göre açık ara zirvesi kapanştaki Come Rain or Come Shine oldu. "Seni seveceğim, kimselerin sevmediği gibi. Hadi gel yağ üzerime ya da güneş aç, dağlar kadar yüksek ve nehirler kadar derin".

Courtesy of IBM

1988 yılında başladığı ve o günden bugüne -hastalık yüzünden ölümden döndüğü bir seneyi saymazsak- ara vermeden devam ettirdiği The Never Ending Tour, 2015 sonu itibariyle 2700 küsürüncü gösterisini tamamladı. Yılda 80 ile 100 gece arası değişkenlik gösteren bu uzun soluklu "hiç bitmeyen turne", bitecek gibi de gözükmüyor. Dylan, bu sene bahar aylarında Japonya'yı turladı ve rotayı Kuzey Amerika'ya çevirdi (ön grup olarak da bir zamanlar aşık olduğu kadın, efsane r&b/soul şarkıcısı Mavis Staples uygun görülmüş).

Prince'in ve David Bowie'nin öldüğü, Black Sabbath'ın veda ettiği, The Who'nun teklemeye başladığı bir senede Dylan ne yapsa yeridir. Her yaptığına eyvallah, çünkü ataları Kağızman'dan göçen Dylan'ın öldüğü gün her şey bitecek ve rock müzik sessizliğe gömülecek. Bize şimdilik rock şairi Dylan'ın Sinatra şarkılarıyla derlediği ileri yaş planlarına saygı duymak düşer.

Bunları Dinlemek Lazım:
Young At Heart, All the Way, Melancholy Mood, Come Rain or Come Shine

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder