60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

2 Temmuz 2015 Perşembe

Konser Değil Adeta Miting

Bundan tam beş yıl önce Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde Bob Dylan'ı seyretmiştim. İlk Dylan konserimdi ve heyecandan bütün gece boyu sus pus izlemiştim kendisini. Dün ise 22.Uluslararası İstanbul Caz Festivali kapsamında aynı yerde, Dylan'ın bir dönem sevgilisi olan ve 60'lı yılların özgürlük hareketlerinde hep önplanda yer almış bir ismi, folk müzik efsanesi, aykırı şarkıcı Joan Baez'i izledim.

Siyah elbisesi, boynunda kırmızı fularıyla sahneye tek başına çıkan Baez, akapella olarak, 60'ların Afro-Amerikan marşlarından Land of 1000 Dances'ı okumaya başladı ve "İstanbul'daki güzel insanları" nakarata eşlik etmeye davet etti. Protest bir konser olacağı daha ilk dakikasından belliydi, öyle de oldu. Daha sonra gitarını eline aldı ve büyülü ses akmaya başladı.
 
Kendisinin bence son albümünde (2008) okuduğu en güzel şarkı olan God is God'la başladı. Seyirci için güçlü bir giriş olmadığının farkındayım ama şahsım adına çok güzel bir açılıştı. Hemen ertesinde gecenin ilk savaş karşıtı şarkısı geldi There but for Fortune ile; "bana o ülkeyi göster, bombaların düşmesi gereken şehri, bir zamanlar çok yüskek olan binaların yıkıntılarını göster bana".  Daha sonra Baez'in "şimdi tipik bir folk şarkısı okuyacağız" şeklinde anons ettiği ve benim çok sevdiğim bir anonim şarkıyla devam edildi; Lily of the West.


Yazımın girişini Dylan ile yapmamın bir sebebi var çünkü Baez, ayrılmalarının üstünden yarım asır geçmesine rağmen Dylan'ın şarkılarını okumaya devam ediyor. Gecenin ilk Dylan klasiği It's All Over Now, Baby Blue oldu ve daha ilk notaların işitilmesiyle mekanı büyük coşku kapladı. Caz festivalinde sahne aldığından mütevellit sahnede nadiren okduğu bir blues parçasını seslendirdi. Tam emin olmamakla birlikte ismi Stagger Lee'yi galiba. Jerusalem ile Ortadoğu'da silahlara veda çağrısı yaptı; "bu sabah uyandım ve haber hiç iyi değildi. Ölüm makineleri tıkırdıyordu, İsa'nın durduğu yerde.. Ve inanıyorum ki bir gün İbrahim'in tüm çocukları Kudüs'te sonsuza kadar kılıçlarını indirecekler". Güzel sesli asistanıyla sahnede beraber okuduğu romantik şarkı Just the Way You Are'dan sonra gecenin ilk "ağır top"u da geldi.


Joan Baez denince akla ilk gelen şarkı belki de Diamonds & Rust'tır. Fevkalade karanlık bir tonda okuduğu bu klasiği ile alkış kıyamet tüm alan coştu. Ama süprizler yeni başlıyormuş; asistanı elinde bir tomar kağıtla geldi ve Baez, Nazım Hikmet'in Kız Çocuğu şarkısını dili elverdiğince Türkçe olarak seslendirdi. Tabii seyrici de yardımcı oldu kendisine. Zamanında hamile olarak sahne aldığı efsanevi hippi müzik festivali Woodstock'a da Joe Hill ile selam çaktı.

Daha önce de bahsettiğim gibi Baez, 60'lı yıllarda Afro-Amerikan özgürlük hareketinin içinde aktif olarak yer almış bir isim. Kendisi Bob Dylan'la birlikte 1963 yılında Washington'daki büyük mitingte de Martin Luther King'den önce sahne almış ve barış şarkıları okumuştu. Baez, yeni şarkıya geçmeden önce Martin Luther King'le olan anısını paylaştı. King bir gün konuşma öncesi kilisede dinleniyormuş ve zaman yaklaştığı için uyandırılması gerekiyormuş fakat herkes çekinmiş. Joan Baez gönüllü olmuş ve King'in yanına gelip kulağına bir ilahi fısıldamış. King uyanmadan mırıldanmış ve "sanki melekler fısıldıyor" demiş. İşte o ilahi dün akşam bir kez daha bize fısıldandı; Swing Low, Sweet Chariot. 74 yaşında olmasına rağmen hala bu zor şarkıda tiz notalara çıkabilmesi mucize.

Folk şarkılarının genellikle hüzünlü olduğundan söz eden Baez, neşeli bir folk şarkısıyla devam etti; Give Me Cornbread When I'm Hungry. Şarkı sırasında Baez gitaristiyle dans ederken, davulcusu da bir yandan çalmaya bir yandan da Gökkuşağı Bayrağı sallamaya çabalıyordu.


Gecenin kuşkusuz benim için en özel anıysa The House of the Rising Sun'dı. Defalarca söz ettiğim gibi, yabancı müziğe ilgi duymamı sağlayan şey bu şarkıdır. Baez sahnede okurken, babamın şarkıyı ilk dinlettiği güne gittim. Yıllar ne çabuk akıyor.. Baez konseri olur da, Gracias a la vida olmaz mı ? "Bu şarkı hayata teşekkür ediyor, ayaklarımıza teşekkür ediyor, ki onlar bunca yıllık yürüyüşler ("marches") sonunda artık yorgun durumda" şeklinde bir anonsla şarkıya başladı ve herkes nakarata eşlik etti. Açıkhava sahnesi yekpare bir koro halini aldı şarkıda.

Gecenin süpriz konukları ise Kardeş Türküler'di. Baez ve Türküler hep birlikte Türkçe olarak Tencere Tava Havası okudular. O sırada ekranlara Gezi çocukları yansıtıldı ve Baez fularını beline dolayıp göbek atmaya başladı. Seyirci ise "heryer Taksim heryer direniş" sloganları atıyordu. İşte o anlar (neyse ki birisi çekmiş de yüklemiş):


Son şarkımızsa yine Baez klasiği olan Donna Donna'ydı. Tüm alan yıkıldı ve Baez sahneden ayrıldı. Yoğun alkış karşısında bizleri kırmadan iki defa bis yaptı. İlkinde Lennon klasiği Imagine'la kalpleri fethetti, hemen üstüne Simon and Garfunkel'dan The Boxer okundu ki gecenin en çok eşlik gören şarkısı bu oldu. Dakikalarca hep bir ağızdan söyledik ve son bis için geri döndüğünde Baez, Dylan'dan unutulmaz savaş karşıtı Blowin' in the Wind'i seslendirdi. Konser çıkışı insanlar sokaklarda hala bu şarkıyı mırıldanıyordu.

İyi ki varsın Joan, iyi ki hala direniyorsun. Bildiğinden şaşmıyorsun. 60'larda ne dediysen bugün de oradasın. Dünya iyi bir yere gidecekse, böyle insanlara daha fazla ihtiyacımız var.

Not: Resimler bana aittir (sonuncusu Muhsin Akgün'ün Twitter hesabından).

12 yorum:

  1. Ay ağladım videoya, iyi ki gitmişsin, iyi ki yazdın.
    Çok istedim annemle gideyim, yıllardır İstanbul'a gitmeyi reddediyor tuhaf bir şekilde, sebebini sormaya korkuyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baez Hanım'ın Türkçe "Aman aman şiştik valla, bu ne kibir bu ne öfke? Gel yavaş gel yerler yaş" dediğini gördüm ya, artık daha umutluyum düne göre :) Kız Çocuğu'nun videosunu henüz bulamadım fakat o baya insanları ağlattı ya.

      Kargaşadan olabilir belki de. Şehri ne kadar çok sevsem de gereksiz bir insan karmaşası var. Dün biraz kafa dinlemek için Galata'nın sokaklarında gezdik. Kedilerle sohbet de ettik :) Bu kadar fazla kedinin olduğu bir mahalle olamazdı herhalde. Malı mülkü satıp Galata'ya taşınıyorum artık.

      Sil
  2. İsme bakıyorum ok evet, resime bakıyorum cemil topuzlu, evime 5 dk, yazıya bakıyorum ok Zihin yazmış, AMA YOK YANİ, BİR MESAJ ATACAKSIN BİR KAHVE ISMARLICAM AMA YİNE HABERIMIZ YOK, GELİYOR GİDİYOR FELAN ÖYLE...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahhahhaha çok beğendim bu fırçayı :D <3

      Sil
    2. "İstanbul'da boynu büküklerde" bu hafta djakljskadj

      Sil
    3. Duruuun geldim.
      Tüm konserleri haftaiçine sığdıran organizatörler saolsun :(( Rahat bi zamanda olsa, iki gün kalmak da istiyorum aslında. Kahve sözlerim çokça birikti. Günübirlik yolda gitmek de iğrenç bir şey zaten. Fakat işler de bizim arkamızdan masabaşından sesleniyor; "Zihin nasıl bırakırsın bizi bu şehirde" Pfffff. Bir an evvel hayalimdeki plakçı dükkanı işine kanalize olmam lazım.

      Sil
  3. Vee yine bir klasik durumla başbaşayız biz sadece gitmek isteriz , zihin ister ve gider :)
    Türkiye'ye geleceğini duyunca çok sevinmiştim bi ihtimal gidebilirim diye ama belki de öncelik sıralamasında biraz geride kaldığın için gidemedik neyse ki sen gitmişsin gözümüz kulağımız oldun gitmiş kadar olduk :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yaz pek fazla konser yok gibi ? O yüzden paraya kıydım diyebilirim. Zaten Joan'u yıllardır seyretmek istiyordum. Geçen yaz her ay 1-2 iyi konser vardı ama bu sene kıtlık yaşanıyor adeta.

      1969 Woodstock'ta sahne almış ve hala yaşayan sanatçıları kaçırmama isteğim var. Santana, Rose Stone, Neil Young ve Joan Baez'e koşturarak gitme sebebim bu esasen :) The Who gelse mesela yaşayanlardan, onlara da seferberlik ilan eder, gitmeye çabalarım. 40-50 yıl sonra bile o ruhu taşıyor olmaları muazzam :)

      Sil
  4. çok güzeldi.. ama sen daha güzel anlatmışsın :)
    ama tüm Bob Dylan klasiklerine rağmen.. Baez'in Kardeş Türkülerle birlikte, tencere tava yorumuna mest oldum ben :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gecenin en iyi Dylan klasiği bence Seven Curses'tı. Bob'tan çok daha iyi yorumladığını düşünüyorum :) Özellikle şarkının hikayesini başta paylaşması da hoş bir detay oldu.

      House of Rising Sun, Swing Low Sweet Chariot ve Boxer en özel anlardı benim için ama her şarkı ayrı güzeldi sanki :) Açılışta çıplak sesle okuduğu Land of Thousand Dances çok etkileyici değil midi ? :) Tencere'yi de baya ezberden okudu, helal dedim :D

      Sil
    2. kesinlikleee.. çok güzeldi:) zaten Dylan ile olan aşklarını düşündükçe.. ayrı bir hayran oluyorum ben Baez'e:D
      arkadaşlarımın aksine ben de senin gibi Land of Thousand Dances'e ve ardından gelen God is God'la olan açılışa bayıldım.
      ilk şarkıya başladığında hala açıkhavanın dışındaydım; nasıl koştum anlatamam:) o adrenalinle ayrı bir sevdim galiba :D

      Sil
    3. God is God'ı söylemesi için totem yapmayı düşünüyordum :D

      Sil