60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

15 Haziran 2015 Pazartesi

Türk Korku Sinemasının İflası

"Türk sineması son 20 yılda ciddi yol katetti. Hem çekilen filmlerin sayısı arttı hem de daha nitelikli filmler boy gösterir oldu."

Kısmen doğru bir önerme. Sanat filmi diye adlandırabileceğimiz filmlerin sayısı ve niteliği gerçekten de arttı. Bununla da gurur duyuyorum. Lakin aynı tabloyu diğer türlerde (komedi, aksiyon, korku, vs.) görmek ne mümkün ! Yabancıların "blockbuster" diye nitelendirdiği büyük bütçeli "devasa" filmler ne yazık ki bizim pazarımızda yer bulmuyor. Eli yüzü düzgün aksiyon filmimiz de yok denecek kadar az. Komedi filmlerine baksanız üç beş kemikleşmiş seri mevcut ve onun dışında "gençlik komedisi" tarzında filmler var. Korku sineması da "ecinniler" muhabbetine saplanıp kalmış durumda.

Dün sinema salonunda filmin başlamasını sabırsızlıkla beklerken fragmanlar dikkatimi çekti. İzleyeceğim film gerilim filmi olduğu için fragmanda da hep korku filmleri vardı. Heyhat tamamı da yerli yapımların fragmanlarıydı. Biraz izledim ve gerçekten rahatsız oldum. Neden ? Aynı tas aynı hamam ! Hep o bilindik hikaye; "inançsız" orta sınıftan bir aile, yakın çevresinden biri tarafından büyülenen kadın, evin sağından solundan fışkıran muskalar, küçük çocuklar ve ecinniler. Üç aşağı beş yukarı hikayeler bu.


Cinli perili bu akımın popülerleşmesine katkıda bulunan Hasan Karacadağ, zamanında bir röportajında şöyle demişti: "Türk korku sinemasının belli bir temele oturmasını istedim". Doğrudur, bizim korku sinemamız 2000'li yıllara kadar belli bir zeminin üzerine oturmuyordu. Sene içinde çekilen 2-3 tane bağımsız deneme harici "korku sineması" olarak adlandırabileceğimiz bir şey bile yoktu ! Şuan Türk korku sinemasından bir sektör olarak bahsediyorsak, Karacadağ'ın ismini anmadan geçmek olmaz. İlk zamanlar filmlerini yakından takip ediyordum ve ne yalan söyleyeyim hoşuma da gidiyordu. Fakat umudum son yıllarda giderek yokoldu. Çünkü Karacadağ ve onun açtığı yolda ilerleyen diğer korku filmi yönetmenleri deyim yerindeyse kısır bir döngüye girdi.


Benzer hikayelere sahip, dini referanslara boğulmuş, yeni fikirlere kapalı ve düşük prodüksiyonlu korku filmleri artık ilgi çekiciliğini kaybetmiş durumda. Şu noktadan sonra Karacadağ gibi cesur yönetmenlerin çıkıp, bu "korku temeli"ni genişletmesi lazım. Korku sinemasının diğer alt türlerinden (slasher mesela) örnekler ortaya çıkmaz ve gişedeki zaferlere aldanıp bu ecinniler muhabbetinden vazgeçilmezse büyük ihtimalle Türk korku sineması "fazla doyum"dan ötürü iflas edecek. Bu hep böyle olmuştur. Hatırlayın, 2000'lerin başından 2010 yılına kadar dünya korku sineması "torture porn" adı verilen alttüre ait sayısız örnekler verdi. Yılda onlarca birbirine benzer film çekildi ve o doyum noktasına ulaşıldı. Şuan korku sineması bambaşka yönlere savruldu.

Son bir şey daha.. Türk korku filmi yönetmenlerine sesleniyorum, lütfen yeterli bütçeniz ve teknik olanağınız yoksa, bilgisayar efektlerinden uzak durun. Artık beyazperdede "cin" niyetine bilgisayar oyunlarındaki animasyonlardan fırlama tipler görmek istemiyorum. Filmin bütün korkunç atmosferini yok ediyor böylesi efektler.

Zihin.

6 yorum:

  1. ahahah :D o en son paylaştığın fotoğraftan korku değil de çok güzel bilimkurgu filmi olurmuş :)
    Korku filmlerinden biliyorsun pek haz etmiyorum ama yine de Türk filmlerinin bu konuda berbat olduğu konusunda hem fikiriz. Çok korku filmi kategorisine girmese de gerilim anlamında "beyza'nın kadınları" nı çok severim bilmiyorum belki demet evgarın oyunculuğunu çok sevdiğimden de olabilir çok oldu izleyeli ama halen bugün dahi açıp izleyebilrim . en azından izleyiciyi illa ki gergin anlar yaşatacağım kasıntısı olmadan gayet doğal çekilmiş bir filmdi bunun dışında korku deyince Türk sinemasında başarılı film bulmak zor evet.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En sevdiğim tür galiba korku :) Dram ve müzikallerden de hoşlanıyorum tabii ama korku filmi izlemek gibisi yok bence. Hele bir de izlerken korkutuyorsa film ne ala ! Fakat bu Türk yapımı filmler korkutmanın yanından dahi geçemiyor. Beyza'nın Kadınları'nı zamanında seyretmiştim. Çok gözüme batmamıştı fakat hafızamda da fazla yer bulmamış ne yazık ki. Küçük Kıyamet fena değildi bence. Daha doğrusu kötünün iyisi :)

      Sil
  2. Korku filmlerini severim de maalesef bence Türkler bu işi bırakıp, başka alanlara yönelmeliler. Dediğin gibi sanatsal ya da absürd/dram karışımı yapımlarda bence umut vaat ediyorum.
    Gerçi ben artık Türk korku filmi izlemiyorum, o kadar başarısız filmlere denk gelmiştim ki. (Yani destek için bile katlanamıyorum.)
    Bu konudaki tespitim, asıl problem filmlerin sonu. Bazen korku filmlerimiz iyi başlasa bile sonunu kotaramıyoruz. Hatırladığım kadarıyla; Okul, Beyza'nın Kadınları iyi başlayıp kötüye saran filmlerdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de o destek işini Dabbe 5 Zehr-i Cin'den sonra kestim. Illuminati'den bahsedip, perilere cinlere bağlayarak feci derecede sıtkımın sıyrılmasına neden olmuştu :D Hele bir de o finalde kullanılan efektlerin ucuzluğu.. Aman yarabbi. Stüdyolardan ırak :p
      Kesinlikle! Mesela Okul örneği çok güzel bence. Normalde iyi başlıyor film, lakin sonlara doğru sapıtıyor. Gen de öyleydi mesela. Aslında biraz üstüne gidilse iyi filmler çıkacak ama kolaya kaçılıyor. Üç beş dini referans koy, ecinniler muhabbeti ekle tamam ! Gişe başarısı garanti denip ötesine yürünmüyor.

      Sil
  3. Korku sinemasını Türkiyede tür sinemasına çevirmek iyi niyetle başlanan, ama çok çok zor olan bir çaba. Algının kapıları içinde yaşadığımız kültür ve ülkeye o kadar açık ki, din teması ile korku kareleri çekmek büyük bir endüstri ve paradan çok, kopyalanmamış bir hikaye ile çok yetenekli bir yönetmen istiyor.

    Ya din temalı korkudan vazgeçmeli ya da korku filmlerinde vazgeçmeliler.
    Ne zamana kadar ?
    Her sanat kendi dehasını yaratır demişler. Bakalım bizden çıkar mı ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son on yılda aslında ciddi bir korku akımı çıktı Avrupa'dan (özellikle Fransa ve İspanya) ve gerçekten de eşsiz hikayelerle seyirciyi korkutmaya çalışıyorlar.

      Bizdeki sorunun kaynağı, hem dini öğelerin fazlaca ilgi çekmesi (Sure adından film ismi çıkaran bir sektörden bahsediyoruz), hem de bu "yeni akım Türk korku sineması"nın öncüsü sayabileceğimiz Karacadağ'ın Japonya'da eğitim görmesi. Çünkü Japonya'da da dini ve yöresel öğeler üzerinden korku filmleri çekiyorlar. O sebepten ötürü Karacadağ da Japon korkusunun taslağını bizim kültürümüze entegre etmeye çalıştı. İyi niyetliydi dediğiniz gibi, ama kısır döngüye girildi.

      Şu aşamada vazgeçileceğini zannetmiyorum ama dediğim gibi, her türün bir doyum noktası vardır. Elbet bir gün insanlar da bizler gibi "bu ne ya" diyip salonları doldurmamaya başlayacak. İşte o zaman bir ihtimal Türk yapımı farklı korku filmlerini görebiliriz. Aslında çok zor bir iş değil korku filmi çekmek. Sadece biraz değişikliklere açık olmak yeterli.

      Sil