60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

21 Haziran 2014 Cumartesi

Dün Akşam Bob Dylan'la Helalleştik

Bob Dylan'ın 2010 yılında İstanbul-Cemil Topuzlu'da verdiği konser dün gibi aklımda. İzlediğim en güzel konserlerden biriydi kuşkusuz. Her ne kadar basın o zamanlar sanatçı için "bir selam bile vermedi", "çok soğuktu", "performansı sönük kaldı" gibisinden "yersiz" şeyler yazsa da şahsım adına ben çok memnun ayrılmıştım (adam Blonde on Blonde'tan dört adet şarkı okumuş, sonlara doğru da Ballad of a Thin Man patlatmıştı be, ayıp lan!). Fakat bir eksikle; o gece Blowin' In the Wind'i okumamıştı. Çıkarken kendi kendime şunu dediğimi hatırlıyorum: "bana borcun var Bob". Ve Dylan borcunu dün gece Blowin' In the Wind ve nicesi eşliğinde ödedi

Kim ne derse desin, Dylan'ın en hoşuma giden dönemi 90'ların sonunda başlattığı blues furyasıdır. Time Out of Mind, Love and Theft, Modern Times, Together Through Life ve Tempest. Hepsi de birbirinden güzel albümler. Hatta bir çoğu tartışmasız 2000'lerin en iyi albümleri arasındadır. O yüzden çoğunluğun kafasında hakim olan "Dylan son yirmi yılda çok bozdu, onun en iyi dönemi 60'larda folk müzik yaptığı zamandı" fikrine katılmıyorum. Bence sanatçıya ve olgunluk dönemi blues albümlerine haksızlık ediyorlar.

Dün gece efsanenin bizlere neler çalacağı önceden üç aşağı beş yukarı biliniyordu. 1988 yılında başladığı ve o günden bugüne neredeyse aralıksız devam eden Never Ending Tour'un bu seneki şarkı listesi geceden geceye pek farketmiyor. 19 şarkı okuyor ve çoğunlukla yeni albümlerinden şeyler seçiyor. Elbette aralarda klasiklerini ihmal etmeden. Bunu bilmeden konser boyunca "Hurricane" ya da "Mozambique" istemek adına (Allah'tan çevremde "One More Cup'çı ergenler yoktu!) böğüren tiplere şaşırdım doğrusu. Adam o şarkıları yaklaşık otuz kırk yıldır okumuyor bile. Hala neyin kafası bu ? Otur da Tempest'tan üç beş güzel parça dinle yırtınacağına.

Zamanında Akademi Ödülleri'nde Yılın Şarkısı Ödülü'ne layık görülen Things Have Changed ile başladı gece. Hem de nasıl başladı ! Fırtına gibiydi Bob ve grubu (Charlie Sexton tam bir gitar canavarı zaar). Ben içimden mırıl mırıl babaya eşlik ettim. Şu dizeleri okurken yüzümde hınzır bir gülümseme belirdi:

"Some things are too hot to touch
The human mind can only stand so much
You can’t win with a losing hand"


Hemen ertesinde bir klasik, She Belongs to Me geldi. Mızıka solosuyla beraber. İki şarkıyı da ayakta söyleyen 73'lük şarkıcı daha sonra piyanosunun başına geçti ve 2009 yılında çıkardığı albümden yayınlanan ilk teklisi Beyond Here Lies Nothin'i çaldı. Burada ufak bir parantez açmak istiyorum. 2010 yılında piyano yerine klavye tercih eden Bob'un -tekrardan- piyanoya geçmesi beni çok sevindirdi. Şarkılarına ayrı bir hava katıyor. Gecenin sabırsızlıkla beklediğim şarkılarından biri (Bob'un 80'lerde yaptığı bence en iyi albüm Oh Mercy'den) What Good Am I? hiç beklemediğim şekilde tüm seyirciyi kavradı ve büyük alkış aldı. Seyircinin bir kısmı tipik "ortam yapmak" için gelen ve bir elinde telefon öbür elinde bira bardağı ortalıkta dolanan tiplerden oluşsa da Dylan'a ve şarkılarına gönülden bağlı iyi bir kitle de vardı (yabancı nüfus hayli fazlaydı) Black Box İstanbul'da (yeni açılan bu mekanın akustiği çok hoşuma gitti).

Daha sonra albümlerinde yer almayan Waiting For You'sunu dinledik usul usul. Şarkının sözlerini neredeyse hiçbirimiz bilmiyorduk, fakat piyano eşliğinde bizleri ziyadesiyle etkiledi. Melodisi gerçekten çok hoş. Seyirci için gecenin ilk "kopma an"ı Duquesne Whistle'da gerçekleşti. İki senelik görece yeni bir şarkı olmasına rağmen tüm salonu daha ilk notasında heyecanlandırması çok hoşuma gitti. Demek ki blues dönemini seven birileri hala orada var. Şükür! Tempest albümünden Pay In Blood'la devam edildi ve ertesinde gecenin en çok alkış alan şarkılarından, eskimeyen bir Dylan klasiği, Tangled Up In Blue geldi. Mızıka soloları ile süslenmiş. İlk yarı akıllara zarar düzenlemesiyle Love Sick ile yapıldı ve yirmi dakikalık ara verildi.

Bütün resimler bana aittir.

İkinci kısım yine bir blues şarkısı olan, banjo destekli High Water ile başladı. Love and Theft albümünün gözdelerinden. Seyirci bir ara banjo ezgilerine yenik düştü ve "yihaaa" tarzı acayip sesler çıkarmaya başladı. Kendilerini Teksas kırsalında falan sandılar herhalde. Düşünün oluşan atmosferi. Sıcağı sıcağına bir başka klasik geldi. Fakat Simple Twist of Fate'e pek rağbet olmadı. Yine güçlü alkış aldı fakat sanırım çoğunluk şarkıyı idrak edemedi. Yoksa alkış kıyamet kopması lazımdı. Dylan'ın alameti farikalarından biri de bu. Turnelerinde şarkılarını öyle farklı şekillerde yorumluyor ki isterse en meşhur şarkılarından bir tanesi olsun yine de insan farkedemiyor. Sözlerine dikkat etmesem ben de farkında olmayacaktım. Yeni albümden Early Roman Kings bilindik blues ezgilerinden dolayı fazlasıyla beğenildi ve çılgınlar gibi eşlik edildi. Ve sıra geldi gecenin zirvesine.

Hiç beklenmedik bir şey oldu. 2009 yılında çıkan albümden Forgetful Heart'ın ilk notalarıyla birlikte salon adeta kendinden geçti ve bir kaç dakika içinde salonda tek tük çakmakların yandığı görüldü. Sonra yenileri eklendi. Telefon ışıkları da destek çıkınca bir anda salon ışıl ışıl oldu. Bu güzel paslaşma Dylan ve ekibinin gözünden de kaçmadı elbette ve çok içli bir mızıka solosu ile resmen karşılık verdi. 
Gördüğüm en özel konser anlarından biriydi.  


 Zülal Kalkandelen hesabına yüklemiş.

Soon After Midnight'ın da piyano eşliğinde icrasından sonra finali yeni şarkı Long and Waster Years ile yaptılar. Ufak bir detay; şarkı sırasında perdenin üzerine yansıtılan yıldızlar çok hoşuma gitti. Saha içinde oturarak seyredenlerin bir anda yerlerinden fırlayıp sahne önüne kenetlendiği, tüm salonun da tek yürek olup eşlik ettiği bir final oldu. Tabi Dylan ile ekibinin sahneyi terketmesiyle alkış fırtınası koptu ve dakikalarca da dinmedi.

Mükafatımız ise öncesinde All Along the Watchtower oldu ve o andan itibaren şarkıya eşlik etmeyen kalmadı salonda. Ritim tutanlar, ellerini açıp kendini kaybedenler,.. Parça 2010'da dinlediğim haline göre daha "sakin" bir tonda çalındı. Fakat sonlara doğru temponun yavaşça düşürüldüğü ve bir anda beklenmedik şekilde yükseltildiği kısım çok güzeldi. Bob'un da o an çok eğlendiği her halinden belliydi. Tam da "yine borçlu kalacaksın bana Booob" diyecektim ki Blowin' In the Wind'in dizelerini duydum. Şarkının kapanışını ise çığlık çığlığa bir mızıka solosu ile yaptı.

Kim ne derse desin. Dylan'ın konserleri -en azından hayranları için- paha biçilemez. Gerek her sene değişen şarkı listesi ile gerekse Bob'un şarkılara getirdiği farklı düzenlemeler ile kırk yıllık şarkıları bile adam yeniden sahnede düzenliyor. Ha bu arada kimse köşesinde oturduğu yerden "yine soğuktu, seyirci ile iletişime girmedi" demesin. Yüz yıldır sahnede konuşmayan Bob, ilk yarının sonunda bizlere açık açık teşekkür etti ve "bir kaç dakika içinde sahnede olacaklarını" ekledi. Bu teşekkür bile yetti bize. Kendisinden "merhaba İstanbul, nassınız" tarzı yağlama yıkama işlerini bekleyenler yanlış konsere gelmişler, bilesinler.

* * *

Black Box İstanbul yeni bir mekan. İki gün olmuş açılalı. Ulaşımı biraz sıkıntılı olsa da içerideki -ücretli- emanet dolapları, -ücretsiz- otoparkı ve en önemlisi adam gibi akustik düzeniyle gelecek vadeden bir konser mekanı. Tek sorun tuvaletlerin yetersizliği. Sayılarının arttırılması lazım.

Türk seyircisine gelince.. Evet diğer konserlere oranla daha "sağlam" bir kitle mevcuttu. Şarkılara alkışlarla, tezahüratlarla eşlik etmeleri güzeldi. Ama yine aralarda tek tük de olsa "parayı verdim, dünya yıldızı izledim, ama kendisi hakkında bir şey bilmiyorum" kafasındaki tipler sinir bozdu. Arkadaşım onca para vermişsin, bir bakar insan, Bob Dylan kimmiş, ne yapmış. Bütün gece telefonuyla oynayanlara diyecek sözüm yok. Yani bu insalara Elvis'i mezarından diriltip getirsek yine aynısını yaparlar ki Dylan'ın da Elvis kadar rock müziğe etkisi olmuştur. Belki daha fazla bile diyebiliriz. Bono'nun da dediği gibi, "Dylan, Marlon Brando'nun oyunculukta yaptığını müzikte yaptı, hüneri yıktı".

2 yorum:

  1. Ah Love Sick'i ne severim, açtım dinliyorum şimdi. İyi ki gitmişsin, çok güzel yazmışsın!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Love Sick'i ben de çok seviyorum. Konserde de baya ilginç yorumladılar. Sözleri efsane bence.

      Sil