60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

7 Ocak 2014 Salı

The Big C (İzleyin, İzlettirin)

2013'te bir çok televizyon efsanesine veda ettik. Bunlardan en bilinenleri Breaking Bad ve Dexter'dı (şu diziyi hala izlemeyen bir ben varım sanırım) şüphesiz.

Sessiz sedasız başlayan ve yine gürültü koparmadan ekranlara veda eden öyle bir dizi vardı ki bence tüm zamanların en iyi televizyon yapımlarından biriydi. Reytingleri pilot bölümü hariç 1 milyon rakamına bile ulaşamayan ve Showtime'ın bizlere armağanı olan The Big C'den bahsediyorum.

The Big C, 40'lı yaşlarında tipik bir banliyö hayatı süren ve eşiyle çeşitli sorunlar yaşayan Cathy Jamison'ın bir gün melanoma (cilt kanseri) olduğunu öğrenmesiyle başlıyor. Cathy'nin bu süreci olabildiğince dramatize etmeden, çevredeki insanlara yük olmadan ve dahası hayata gülerek ve olumlu bakarak hayata tutunuş öyküsünü izliyoruz.

İlk bakışta sıradan bir komedi-drama gibi dursa da bölümler ilerledikçe işin boyutu "kanserli kadının yaşam mücadelesi"ni aşıyor ve bir çok gündelik soruna değiniliyor. Aile içi ilişkilerden tutun da politik gerçeklere kadar.

Zamanın sıkı bir Six Feet Under izleyicisi olan ben, sorunlu aile ve ölüm gibi konuları temelde ele alan bu diziye daha ilk bölümden kanım kaynadı ve sezonlar (4 sezon, toplam 40 bölüm) ilerledikçe diziye iyiden iyiye bağlandım. İlk sezonlar daha komedi ağırlıkta ilerlese de birer saatlik dört bölümden oluşan son sezonda, dizi tamamen koyu bir dramaya rotasını çeviriyor ve seyirci Six Feet Under'ı andıran yoğun dramatik sahnelerle baş başa bırakılıyor.

Laura Linney, Oliver Platt, Gabourney Sidibe, Cynthia Nixon, Susan Sarandon, Idris Elba ve Hugh Darcy gibi birbirinden ünlü oyuncuların rol aldığı bu dizideki belli başlı karakterlere bakalım dilerseniz.

Cathy Jamison (Laura Linney)

40'larını yaşayan bir lise öğretmeni. Dördüncü seviye melanoma teşhisi konulmasına rağmen hayata olumlu tarafından bakmayı tercih ediyor. Zaten bir kaç bölüm sonra kendisinin ne kadar "çatlak" ve hayat dolu olduğuna tanıklık ediyorsunuz. Ben böyle güzel gülümseyen ve kahkaha atan bir kadın görmedim ömrümde. Cathy karakterini canlandıran Laura Linney tam anlamıyla rolünün hakkını veriyor. Öyle ki zaman zaman insanın ekranın içine girip ona sarılası geliyor. Tüm zamanların en sempatik dizi karakterlerinden biri kuşkusuz.

Paul Jamison (Oliver Platt)

Cathy'nin kocası. Nam-ı diğer Mr.J. İlerleyen yaşına rağmen çocuksu hal ve hareketleri ve sorumsuz davranışlarıyla Cathy'nin asabını bozan Paul, ilk bakışta itici görünse de zamanla kendini sevdiriyor. Evet fazlaca tembel ve sorumsuz ama altın gibi bir kalbi var. Cathy'e belli etmese de içten içe onu çok seviyor.


Adam Jamison (Gabriel Basso)

Cathy ve Paul'un biricik oğlu. Tam anlamıyla 100% katıksız ergen ! Dört sezon boyu izleyenlerin ve dizideki karakterlerin kanını kurutmak için yazılmış bir karakter olduğunu düşünüyorum. Hiç sevmedim seni Adam. Salak geldin salak gittin. Nip/Tuck'taki çocukla yarışır salaklıkta.


Sean Tolke (John Benjamin Hickey)

Cathy'nin sistem karşıtı evsiz kardeşi. En az kız kardeşi kadar kafadan çatlak ve dizinin bence Cathy'den sonra en komik karakteri. Hele ki ilerleyen sezonlarda evlilik denemesi yaptığı ve sistemle yavaş yavaş barışmaya çabaladığı zamanlarda..




Andrea Jackson (Gabourey Sidibe)

Cathy'nin liseden "arıza" öğrencisi. Adam kadar ergen olmasa da.. Afrika kökenlerini araştırması, gelecekte moda okumak gibi hayalleriyle kendine has bir kişilik. Zamanla Jamison ailesine katılacak ve Cathy'nin mücadelesinde en yakın destekçilerinden biri olacaktır.  



Marlene (Phyllis Somerville)

Jamison'ların karşı komşusu. Tipik huysuz ihtiyar modeli. Köpeği Thomas'la bütün gün evinde oturmayı tercih eden Marlene, tıpkı Andrea gibi zamanla buzları eritecek ve Cathy'nin en büyük sırdaşı olacaktır. Aynı zamanda Cathy'nin kanser itirafını yaptığı ilk insan.






Rebecca (Cynthia Nixon)

Cathy'nin üniversitede birlikte aynı yurt odasını paylaştığı eski arkadaşı. Bir gün şehre döner ve Cathy'nin doğumgünü partisinde karşılaştığı Sean'a aşık olur. İyi bir pozisyon sahibi olduğu başka şehirdeki işinden vazgeçer ve Mineapolis'e  taşınarak Sean'la ilişki yaşamaya başlar.










Joy (Susan Sarandon)

Eski bir kanser hastası olan Joy, hastalığı yendikten sonra deneyimlerini sermayeye çevirmeye karar veren bir yaşam koçu. Cathy ve Paul, Joy'la kendisinin kanser hastaları için açtığı rehabilitasyon merkezinde tanışırlar. Artık Jamison ailesi eskisi gibi olmayacaktır.




Lee (Hugh Dancy)

Cathy'nin tedavi olduğu klinikte tanıştığı Lee, Budist ve eşcinsel yaşantısıyla Cathy'e yeni dünyaların kapısını aralar ve kavgayla başlayan ilişkileri zamanla büyük bir dostluğa, hatta yoldaşlığa döner.






Lenny (Idris Elba)

Cathy'nin çalıştığı lisede boyama işleriyle uğraşan bir ressam. Aynı zamanda Cathy'nin kısa sürelik de olsa kalbini çalan adam.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder