60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

27 Eylül 2013 Cuma

Kitap Okumayı Sevmiyorum


Kitap okumayı elbette çok seviyorum. Hatta meftunuyum diyebilirim. Peki "kitap okumayı sevmediğim" nereden çıktı ? Başlığı bu şekilde atmamın iki sebebi var. İlki, yazıma dikkat çekmek. İkinci sebepse hayli ilginç.

Evet, normalde kitap okumayı çok seviyorum. Özellikle de klasikleri. Virginia Woolf, James Joyce, F.Dostoyevski, L.Tolstoy ve daha nicesi. Blogumu takip edenler bilirler. Bu isimleri ve daha bir çoğunu çevremdeki bazı asalak insanlara değişmem. Çünkü -kulağa iddialı gelebilir belki ama doğrudur- onların her cümlesi benim beynimde yeni bir çentik açtı ve ufkumun genişlemesini sağladı.

Örneğin Joyce'un ünlü romanı "Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (A Portrait of the Artist as a Young Man)"nin son cümlesini ilk defa okuduğum anı hiç unutmuyorum. Beynimde şimşekler çakmıştı:


"27 April: Old father, old artificer, stand me now and ever in good stead !"

Ne yazık ki ülkemizde kitap okumak sıradan bir eylemden öteye gitmiyor. Hatta yer yer sıkıcı bir eyleme bile dönüşebiliyor. Bu büyük ayıptaki en büyük sorumlu ise yayınevleri.

Artan Kitap Fiyatları

Malum ülkemizde belli başlı üç beş tane büyük yayınevi mevcut. Çoğu klasikler bu isimler altında yayımlanıyor. Ve her biri de son yıllarda işi "paraya dökmüş" durumdalar. Kimse kusura bakmasın, bunun başka bir açıklaması yok. Şu sıralar "piyasa"da 150-200 sayfalık kitaplara genellikle 20-25 lira paha biçiliyor. Ki bazı "sosyetik" yayınevlerinde bu fiyatı 30 lirayı bile gördüğü oluyor. Eh, ülkemizin kitap okuma alışkanlığı ve maddi durumlarımız da ortada. Sonra da birileri çıkıp "okumuyoruz yea" demesin.

Korkunç Çeviri Hataları

Hadi diyelim parayı dert etmiyoruz. Parayı -bir şekilde- gözden çıkardık. Karşılığını alabiliyor muyuz? HAYIR ! Maalesef günümüz "sosyete" yayınevlerinin bir bölümü facia kitap çevirileriyle okuyucu karşısına çıkıyor. Dünya yazarlarının en önemli isimlerinden bir çoğu böylesi gayri-ciddi çevirilerin sonucunda deyim yerindeyse murdar oluyor ! Bazen çeviri o kadar kötü oluyor ki kendi kendime söyleniyorum, "Ulan Zihin, sen mi Türkçe'yi unuttun acaba" şeklinde. Ana dilimde yazılmış kitap çevirilerini anlamakta zorlanıyorum. Orjinal metne bakıyorum, çeviriyle alakası yok.

Şiirin başka dile çevrilmesi zor bir iş, biliyorum. O yüzden şiir konusunda yapılan hatalara kısmen görmezden gelebiliyorum; ama düzyazıyı adam akıllı çevirememek de nedir Allah aşkına? Hem dünyanın parasını veriyoruz kitaplara hem de rezil ve yazının akışını, tüm duygusunu bozan bir çeviriye mahrum bırakılıyoruz. Gönül isterdi ki her dile Türkçe ve İngilizce kadar iyi hakim olabilsek. Ama ne yazık ki konu Alman bir yazar ya da Rus bir edebiyat devi olunca mecbur çevirenin ellerine düşüyoruz. Kısıtlı Almancamla Hesse okumaya kalkıştığımı hayal dahi edemiyorum !

Dipnot ve Açıklama Eksikliği

Hadi diyelim çeviriyi de dert etmiyoruz. Çeviri hatalarını da -bir şekilde- gözden çıkardık. Peki ya devamı ? Shakespeare yapıtlarını ele alalım. Ülkemizde tastamam bir Shakespeare kitabına daha rastlayamadım. Burda konu çevirisi değil, kitabın eklerinin zenginliği. Ünlü yazarın son oyunu Fırtına (Tempest)'sını ele alalım. Bahsi geçen kitabı hem Türkçe baskısından hem de Oxford yayınevinden orjinal dilinde çıkan basımından okumuş biri olarak aralarındaki farkın Himalayalar kadar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Fark neydi derseniz.. Bir kere bizim çeviri kitaplarımızda genellikle dipnot ve referans koyma gibi bir geleneğimiz yok. Mesela X kitabını bir yayınevi çevirdiyse kitaba sadece metnin Türkçe çevirisini koyuyor. Zahmet edip de açıklama gereken yerlere dipnot vb. şeyler eklemiyorlar. Konu Shakespeare'se eğer, dipnotsuz o metinden tastamam bir şey anlamanız zor. Bahsettiğim Oxford baskısından sayfalar dolusu bir önsöz mevcut. Kitaptaki referansları açıklayan ve kitabı okurken bilmemiz gereken elzem bilgileri içeren eşsiz bir ek. Ayrıca Fırtına metninde de bolca dipnot düşülmüş.

Grotesk Kapak Tasarımları

Her şeyi geçtim de bari kapak tasarımlarının üstesinden gelebilsek. Yok, onu bile beceremiyoruz arkadaş ! Bir "büyük" yayınevimiz harika bir formül bulmuş. Kapak tasarımı şu şekilde: kitap içinde kitap. İçerideki kitabın üstünde de hafif açılı şekilde kitabın ismi ve yazarı yazıyor. Dahice (!). Eminim bu tasarım için yıllarca düşünmüştür yayınevinin beyin kadrosu.

Bir başka "büyüğümüz" ne yapmış ? Kitabın ismi ve yazarı yazıyor, arka plansa tek renk. En ufak bir desen, çizgi yok. Resim de yok elbette. Paint programında çok daha iyisi yapılır emin olun efendiler ! Arka plana yazarın herhangi bir fotoğrafını bile koysanız kabulüm. Elin yabancısının kütüphanesinde bulunan ve benimse en sevdiğim 10 romandan biri olan "Çavdar Tarlasında Çocuklar (The Catcher In the Rye)" kapak tasarımına bakın. Bir de bizdeki "sade mi sade" tasarımı gözünüzün önüne getirin.

Türkiye'nin gururu Nevzat Erkman

Türkiye'de iyi şeyler de olmuyor değil. Yukarıda sıraladığım tüm olumsuzluklara rağmen dört başı mamur kitap çevirileri de yapılıyor. Nevzat Erkman'ın unutulmaz "efsanevi Ulysses çevirisi" gibi. Malumunuz, Joyce'un yedi senede kaleme aldığı ve tüm zamanların en görkemli modern romanlarından biri kabul edilen Ulysses'i okumak da çevirmek de her baba yiğidin harcı değil. Zira kitap edebiyat dünyasının anlaşılması en zor kitabı olarak görülüyor.

Bereket versin bu topraklardan bir Nevzat Erkman çıktı ve kitapla adeta güreşerek harika bir işe imza attı. Bir de çevirisinin yanına kitap ekledi; Ulysses Sözlüğü (orjinal metindeki sayısız referansların büyük bir kısmını açıklayan harika bir eser). Zorlu çeviri öyküsünü merak edenler buraya tıklasınlar hemen. Büyük bir azim örneği göreceksiniz ve bu büyük çevirmen karşısında şapkanızı çıkarmadan edemeyeceksiniz. Keşke yaptığı işe kendini bu kadar adayan onlarca çevirmenimiz daha olsa.


Marilyn, Ulysses okurken :)

2 yorum:

  1. Of, hepsine katılıyorum ben bu eleştirilerin. Kötü çeviriler için çevirmenleri suçladım hep, ama bu yayınevlerinin editörleri yok mu yahu? Birileri o çevirileri tekrar okumuyor mu? Bir popüler bilim kitabı almıştım, inleye inleye yarım bıraktım, ana dilimde okuduğumu anlamamak çok acıklı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Çevirmen bir hata yapmış olabilir. Ama editörün gözünden kaçması pek kabul edilebilir bir şey değil bence. Sonuçta işleri bu. Ellerinden gelenin en iyisini yapmaları gerek.

      Sil