60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

17 Ocak 2013 Perşembe

Sinemanın Son Samurayı

Resim de tam şey gibi değil mi: O el bi insin arkadaşım ?! 

Kişisel bir sinema yazısı olacak ama naparsın :( Şimdi bildiğiniz gibi ben sinefil herifin tekiyim. Fırsat buldukça sinemaya gider ya da olmadı film alır, evde izlerim (fazla asosyal bir imaj çizdim sanırım-ama yok öyle birşey, korkmayın). Eski yeni ayırmam; ama daha çok eski filmleri izlediğim-de bir gerçek. Özellikle klasikler ve bazı yönetmenler beni oldukça etkiler. Kim onlar ? Birkaçını sayayım..

Stanley Kubrick (bu adamdan daha iyisi yok, var diyen çıksın karşıma), David Lynch (en korkunç kabusların adamı), Jean-luc Godard (sadece devrimci bir yönetmen değil aynı zamanda fevkalade bir düşün adamı), Lars von Trier (Nazi mazi ama iyi çekiyor), Krzysztof Kieslowski (Üç Renk üçlemesi mükemmelin tanımıdır), Michael Haneke (her filmi şok etkisi yaratıyor bende), Roman Polanski (sağlam adamdır), Bernardo Bertolucci (erotizmi sanatla buluşturan adam), Akira Kurosawa ("sinemanın son samurayı") ,.. liste uzar gider. Ama bu yazının kahramanı Akira Kurosawa ya da bilinen lakabıyla Japon sinemasının imparatoru.

Şimdi lafa nasıl gireceğimi bilmiyorum; ama paldır küldür girsem de sorun olmaz sanki: Ben bu adama hayranım gençler. Hem de öyle böyle değil. Günümüz Hollywood yapımlarına kıyasla göreceli bir düşük bütçe ve kısıtlı teknolojik imkanlarla zamanında (bahsettiğim 50'ler-60'lar) öylesine harika işler çıkarmış ki.. Önünde saygıyla eğilmek düşüyor bizlere. Ne yazık ki ustanın her filmini izlediğim söylenemez. Zaten o da maşallah 30'dan fazla film çekmiş. Yememiş içmemiş film çekmiş yani :D Ama izlediğim kadarıyla "adam fazla iyi".


Demirbaş oyuncusu Toshiro Mifune ile imza attıkları 50'ler ve 60'lardaki siyah beyaz filmler gerçekten sinema tarihinin köşetaşlarındandır. Hele bir de Kurosawa'nın Shakespeare uyarlamaları (Kanlı Taht ve Ran gibi) tadından yenmez. Keşke teknolojik imkanlar el verseymiş de Yedi Samuray gibi über efsanevi bir filmi de Ran gibi renkli çekebilseymiş. Dile kolay yıl 1954. Bütçe iki milyon dolar. Filmin süresi 207 dakika. Ve adam altından ezilmeden kalkabilmiş. İzleyen bilir, bir dakikasında bile "öf" dedirtmez seyirciye.

Peki bu büyük ustanın daha önce filmini izlemediyseniz başlangıç için hangi filmlerini öneririm ? İzlediklerim içinden birkaç tane seçmek gerekse; Yedi Samuray'la başlamakta fayda var. Beğenildiği takdirde Ran ile devam edilmeli (hala filmdeki bulut sahneleri gözümün önündedir-çok etkilenmişim) ve hemen ardından Kanlı Taht izlenmeli (ki müthiş bir Macbeth uyarlamasıdır kendileri). Baktınız gördünüz "Daha fazla Kurosawaaaa!!" oldunuz, Rashomon (çok enteresandır o_O) ve Sanjuro ile devam ediniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder