60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

5 Ocak 2013 Cumartesi

2012'de Sinema ve Yılın En İyileri

Her sene olduğu gibi bu sene de sayısız yerli ve yabancı film vizyona girdi. Bir kısmı başarılı işler iken bazısı ise film çöplüğündeki yerini daha ilk günden aldı. Ben de olabildiğince sektörü takip etmeye çalışan biri olarak bu yapımların bir kısmını izleme fırsatı elde ettim.

Aklıma ilk gelenlerse şöyle; Tinker Tailor Soldier Spy, Melancholia, The Iron Lady, The Artist, Shame, War Horse, My Week With Marilyn, Intouchables, The Avengers, The Dark Knight Rises, Madagascar 3, Prometheus, Dark Shadows, Drive, Titanic 3D, Star Wars: The Phantom Menace 3D, Savages, Resident Evil 5: Retribution, The Expandables 2, We Need to Talk About Kevin, Moonrise Kingdom, The Best Exotic Marigold Hotel, To Rome With Love, The Help, Men In Black 3, Skyfall, Cloud Atlas, Amour, Chernobyl Diaries, Dabbe 3 (sanırım bu sene izlediğim tek Türk yapımı sinema filmiydi-utanıyorum kendimden), The Hobbit: Unexpected Journey, Cabin In the Woods, REC3: Genesis, Ted,...

Dört gözle beklediklerim:

Yılın en iyi 10 filmini seçerken aslında zorlandığımı itiraf etmek isterim. Zira ülkemizde 2012 yapımı olupta hala vizyona girmemiş birçok iddialı yapım var: Django Unchained, Lincoln, Master ve Beasts of Southern Wild (bu filmi çok merak ediyorum) gibi.


Üç boyutlu klasikler:

Yılın en iyi 10 filmine geçmeden evvel 2012'nin genel bir değerlendirmesini yapmak isterim. Öncelikle klasik filmlerin ısıtılıp ısıtılıp 3 boyultu olarak önümüze konulması bu yıl tam anlamıyla zirve yaptı. Önce Star Wars daha sonra da Titanic bu furyaya katıldı. Ne yalan söyleyeyim Titanic, bir nebze olsun bu işte başarılı oldu. Hatta tahminimden iyidi diyebilirim. Okyanusun dibinde olduğumuzu hissettirdi yer yer. En azından birkaç tane üç boyut hissi veren sahne vardı; ama Star Wars için "hüsran"dan başka bir tabir kullanabileceğimi sanmıyorum.


Hormonlular:

2012 senesi birbirinden büyük bütçeli devasa gişe canavarlarının kapıştığı bir seneydi aynı zamanda. The Avengers, bu yarışı burun farkıyla götüren film oldu. Eğlencesi bol bir popcorn filmiydi. Christopher Nolan ise onu Hollywood'un aranan yönetmenlerinden biri yapan ünlü Batman serisine The Dark Knight Rises'la veda etti ki bence üçlemenin en iyisiydi. Açılış sekansını kolay kolay aklımdan çıkaramıyorum. The Expandables 2 ise herhalde yılın en başarılı "büyük bütçeli" filmiydi. En azından bana göre öyle. Barındırdığı kült oyuncular ve tatmin edici düzeydeki aksiyon sahneleriyle bizlerin gönüllerini fethetmeyi başardı. Chuck Norris ve Arnold olur da o film sıkıcı mı olurmuş zaten ? Üçüncüsünü dört gözel bekliyoruz efendim..  Skyfall ise yılın en büyük süprizlerinden biriydi. En sonunda gerçek bir Bond "karakter"i ile karşılaştık. Aradan geçen onca yıla rağmen Bond tiplemesi bir "tip" olmaktan öteye gidemeyen sığ bir aksiyon serisi idi. Hoş, ben Bond serisini genel hatlarıyla seven bir izleyiciyim (hatta favori Bond'um Roger Moore'dur); ama Skyfall bu sefer farklı bir eksende ilerliyor. James Bond'un annesi (!) M ile yaşadığı gelgitli ilişkisi ve orta yaş bunalımı yönetmen Sam Mendes tarafından başarıyla ekrana yansıtılmış. Filmin kötü kahramanı Silva da ortalamanın üstünde başarılı bir kötü adam tiplemesiydi. Hobbit:Unexpected Journey  ise ismiyle müsemma "beklenmedik bir yolculuktu".  Bir "Yüzüklerin Efendisi" hayranı olarak filmi çokta beğendiğim söylenemez; çünkü Hobbit kitabında olmayan bazı şeyler filme sokuşturulmuş. Ayrıca Hobbit aslında bir çocuk kitabı olarak kaleme alınmış ama filmin atmosferi içinde bir sürü gelgitler barındırıyor. Bir bakıyorsunuz çocuk filmi havasında iken bir de bakıyorsunuz etraf kapkaranlık grotesk ! Son bir şey daha, Hobbit gibi kısa bir kitaptan üç film çıkarma arzusunun tek bir açıklaması olabilir; açgözlülük ve düpedüz para hırsı ! Resident Evil 5 içinse diyecek bir söz bulamıyorum. Beni bile seriden soğuttular sonunda. İtinayla kaçın !


Ustalar

Tim Burton bu sefer "olduramadı" ve Dark Shadows çoğu kişi için bir hayalkırıklığından öteye gidemedi. Benim fikrimi sorarsanız, kötü bir film değildi. 70'ler sosuna batırılmış eğlenceli bir Burton yapımıydı. Özellikle filmin soundtracki ve Alice Cooper'ın konuk oyuncu olması beni mutlu eden detaylardı. Ama geriye dönüp baktığımızda büyük usta için yetersiz bir film olduğunu da söylememiz gerek. Woody Allen bir önceki filmi Midnight in Paris ile filmografisinde zirve yapmıştı hatırlarsanız. Bu başarıyı ne yazık ki sürdüremedi ve ortaya To Rome With Love adında bir film çıktı. Yanlış anlaşılmasın. Filmde ziyadesiyle eğlendim; ama bir önceki Allen filminin gerisinde kaldığı da aşikar.

 

Korkunçlar

Malumunuz sıkı bir korku sineması takipçisiyim ve bu sene de gelenek bozulmadı. Vizyona giren korku filmlerinin birçoğunu seyrettim ve diyebilirim ki "vasat" bir seneydi. Silent Hill 2 ve REC3 yılın en iyi korku filmleriydi bana sorarsanız. Aradan geçen onca yıla rağmen Silent Hill 2, beklentilerin çok üstünde bir filmdi. Eğer siz de benim gibi Sessiz Tepe'nin video oyunu serisine hayransanız filmini beğenmemeniz için bir sebep göremiyorum. REC3 ise tam anlamıyla dengeli bir korku-komedi filmiydi. Hala bazı sahneleri hatırladıkça gülümsüyorum. Chernobyl Diaries ise yılın en süpriz korku filmiydi. Çoğunluk tarafından olumsuz eleştirilere maruz kalsa da bence senenin öne çıkan korku yapımlarından biriydi. Özellikle gece geçen sahnelerde yer yer "gözümü kapasam mı" diye içimden geçirdiğim oldu.

* * *

10) INTOUCHABLES Sımsıcak bir dostluk hikayesi.. Çok klişe bir tanımlama oldu belki; ama Intouchables (Can Dostum) daha farklı biçimde anlatabileceğimi sanmıyorum. Yılın en masum tebessüm ettiren filmi. Rain Man'i (Yağmur Adam) sevdiyseniz bu filmi sakın kaçırmayın..

9) CLOUD ATLAS Wachowski Kardeşlerin yeni bombası, Cloud Atlas (Bulut Atlası) aslında daha iyi işlenebilseymiş sadece 2012'nin değil aynı zamanda tüm zamanların da en iyi filmlerinden biri olabilirmiş. Özgürlük üzerine yapılmış çarpıcı bir yapım.


8) THE HELP Amerikadaki zenci ırkçılığı üzerine şimdiye kadar sayısız film çekilse de o korkunç yıllar yeni filmlere konu olmaya devam ediyor. The Help (Duyguların Rengi) de bu kategorinin son yıllarda verdiği en sağlam işlerden biri.

7) THE ARTIST Geçen yılın "En İyi Film" Oscar'ını kapan The Artist, aslında Hollywood'un geçmişine saygı duruşu niteliğinde nostaljik bir yapım. Eğer siz de Hollywood'un sessiz sinema dönemine ilgiliyseniz bu film size ilaç gibi gelecektir
6) WE NEED TO TALK ABOUT KEVIN
Yılın en "enteresan" filmi. Tilda Swinton'ın harika oyunculuğunu görmek ve sinema tarihinin en ilginç "anne-oğul" ilişkilerinden birine tanıklık etmek için izlenmeli.
5) TINKER TAILOR SOLDIER SPY "Tüm zamanların en iyi ajan filmleri" şeklinde bir liste yapsam herhalde bu film başı çekerdi. Gerek Gary Oldman'ın kalburüstü oyunculuğu gerekse yönetmenin yarattığı enfes tedirgin ve paranoyak atmosfer ile tam bir modern başyapıt.
4) DRIVE
80'ler sosuna batırılmış, sanatsal bir aksiyon filmi. Bu tanımlama kulağa ne kadar garip geliyorsa film de bir o kadar iyi. Beklenmedik şiddet sahneleri ve enfes yakın plan çekimleriyle stilize bir film  Ryan Gosling oyunculuğunun zirvesinde.
3) SHAME
İlk filmi Hunger (Açlık) ile kendine hayran bırakan genç yönetmen Steve McQueen, yeni filmi ile yine insan bedeni üzerinden sistemi sert bir üslupla eleştiriyor. Dönemin parlayan yıldızı Michael Fassbender bu performansı ile yeryüzündeki tüm sinema ödüllerini hak ediyor.  

2) AMOUR
Her filmiyle seyirciyi şok etmeyi başaran usta yönetmen Michael Haneke'nin yeni kurbanları (!) hayatlarının sonuna gelmiş ve birbirlerine tutkuyla bağlı yaşlı bir çift. Film boyunca nefes almayı unutuacağınıza bahse girerim. Hüzünlü ve alabildiğine ağır bir dram. Tıpkı hayat gibi.

1) MELANCHOLIA
Hakkında tek bir şey söylenebilir; o da "olağanüstü bir görsel şölen" olduğu. Lars von Trier hiç bu kadar depresif bir film çekmemişti. Eğer hayatı sorgulamak gibi bir niyetiniz varsa bu filmden uzak durun. Canınız yanabilir. İlginçtir, film hayata bakışımı neredeyse tamamen yansıtıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder