60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

31 Temmuz 2011 Pazar

Haute Tension (7.5/10)



Yönetmen : Alexandre Aja
Yapımcı : Alexandre Arcady, Robert Benmussa
Senaryo : Alexandre Aja, Grégory Levasseur
Oyuncular : Cécile de France (Marie), Maïwenn Le Besco (Alex), Philippe Nahon (The Killer)
Müzik : Francois-Eudes Chanfrault
Kurgu : Maxime Alexandre
Süre : 91 dk.
Yapım : 2003, Fransa
Tür : Korku, Gerilim, Dram
Dil : Fransızca
Bütçe : 2,200,000 €
Konu : Okul arkadaş olan Alex ve Marie sınavlarına rahat bir yerde çalışmak amacıyla Alex'in kırsal bir bölgede olan çiftlik evine giderler. Kısa bir süre sonra kapı çalınır ve psikopat bir katil içeri girer ve evdekileri teker teker acımasızca öldürmeye başlar.

Yorum : Son dönem Avrupa korku sinemasının yükselişinin en başarılı temsilcilerinden kabul edilen 2003, Fransa yapımı "Haute Tension" yani "Yüksek Tansiyon", sizlere adından da anlaşılacağı üzere gerilim dolu bir "bir buçuk" saat vaadediyor. Film benim gözümde iki bölüme ayrılmış durumda. İlk yarım saatlik dilim tam bir gerilim, film noir tadında ilerliyor ve adeta Polanskivari bir bunalım yaratılıyor. Tedirgin bakışlar, ince bir erotizm ve sinir bozucu bir müzik. Kalan kısım ise son dönem Fransız korku akımının benimsediği ve bu konuda artık uzmanlaştığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz "gore" alttüründe tamamlanıyor. Ama nasıl bir tamamlanma !



Avrupa'lı korku sinemacıları her ne hikmetse son on yılda gore alttüründe ciddi örnekler verdiler ve Hollywood'un ekmeğini ellerinden kısmen de olsa aldılar. (Bir zamanlar fazlaca orjinal bir duruş sergileyen) Japon korku sinemasının, son birkaç yılda Hollywood benzeri bir hal alması ile boşalan korku sektörünün yerini Fransız ve İspanyol korku yapımları yavaş yavaş almaya başladı. İspanya'nın gurur kaynağı "Rec" serisi olurken Fransa'da birkaç yapımla birlikte öne çıktı. Martyrs, Haute Tension ve Frontier(s) bunlardan belli başlıcaları. Bu üç filmide izlemiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyenbilirim ki gore işini Avrupa'lılar daha iyi başarıyorlar.



"Haute Tension" tipik bir slasher gibi başlıyor. İki genç kız (yakın arkadaş) her zamanki gibi bir arabaya binmiş meçhule doğru yol almaktadır. Tek amaçları "daha sakin bir ortam"da ders çalışabilmektir. Bunun içinde tek çıkar yol Alex'in çiftlik evine gitmektir. Kızlar ıssız yollarda ilerlerler, karanlık tarlalarda koşuştururlar. Tastamam bir slasher başlangıcı. Ama işin ilginç yanı kahramanlarmızın (!) çiftlik evine gelmeleriyle başlıyor. Katilin çıktığı sekansa kadar Aja, adeta bir film noir ve gerilim karışımı bir formülle seyiriciyi gerim gerim germeye başlıyor. Ve bunda fevkalade başarılı oluyor. Ne zamanki katil evin kapısını çalıyor işte o andan itibaren ne slasher atmosferi ne de gerilim ortamı kalıyor. Film adeta bir gore showa dönüşüyor ve kan deyim yerindeyse oluk gibi akıyor. Sadece içinde birden çok alt türü taşıması bile bu filmi diğer sıradan gorelardan ayırıyor.



Ayrıca Aja, dram-korku dengesini de oldukça başarılı şekilde kotarıyor. Öyle sahneler oluyor ki korkmayı bırakıp gözleriniz dolabiliyor. Normalde bu kadar kanlı ve (rahatlıkla söyleyebilirim ki) vahşi bir filmde dramın d'sini aramak saçmalık olur. Özellikle malum araba sahnesi hayatımda gördüğüm en barbarca sahnelerden biriydi. Ama Haute Tension bu konuda türdeşlerinden ayrılıyor ve "sevgi"nin bazen tehlikeli olabileceğini bizlere gösteriyor. Filmi izleyen herkesin o dehşet ötesi öpüşme sahnesini asla unutamayacağından eminim.



"Je ne laisserais plus jamais personne se mettre entre nous !!"
(Kimsenin aramıza girmesine izin vermeyeceğim!!)

Filmin müziklerine değinmeden geçersem deyim yerindeyse ayıp olur. Zira "Haute Tension"daki başarılı gergin atmosferin oluşturulmasında en büyük rolü belki de efektler ve müzikler oynamaktadır. Son dönem korku filmlerine baktğımızda karşımıza hep aynı manzara çıkmakta: anlamsız, kuru gürültü diyebileceğimiz metal parçalar ya da endüstriyel şarkılar. Halubki Haute Tension bu konuda da bir adım ileride. Muse'dan "New Born" şarkısı hem filmin bir sahnesinde hemde bitimdeki jenerikte çalıyor ve deyim yerindeyse cuk diye oturuyor. Bunun dışında Marie'nin yatakta "faaliyet" halindeyken dinlediği reggae parça da sahneyi adeta güzelleştiriyor. Şarkının sözlerine dikkat ederseniz ne demek istedğimi daha iyi anlarsınız. Sözlü parçalar harici sözsüz parçalarda oldukça etkili. Özellikle açılışta çalan parça adeta vücudunzda gerilmedik kas bırakmıyor. Baştan size boyun eğdiriyor.



Alexandre Aja, korku sinemasının son dönemde çıkardığı en yetenekli yönetmenlerin başında gelmektedir. Gerek 90'lar korku sinemasına atıfta bulunan "Mirrors" ile gerekse kült korku filmlerinin (Tepenin Gözleri ve Piranalar) yeniden çevrimleriyle kendine sektörde iyi bir yer edinmiştir. "Haute Tension" ise Aja'nın tek kelimeyle "başyapıtıdır". Teknik eksiklikler ve kurgudaki boşluklar giderilseymiş vereceğim puanda sekizli yıldızlara ulaşacaktı. Ama yine de bu haliyle bile şimdiden kült bir yapım halini aldı.



Nihai karara varacak olursam, "Yüksek Tansiyon"u son dönem Fransız korku sinemasının bir başyapıtı olarak rahatlıkla sayabiliriz ve birçok içi boş Holywood gore'larına meydan okumaktadır. Eğer midenize güvenmiyorsanız ve nitelikli bir korku filmi yerine daha slasher tarzında çerez şeyler arıyorsanız 143 ülkede yasaklanan bu filmden uzak durun derim. Zira tansiyonunuzu yükseltmeye yemin etmiş bir yapım.



NOT: Bu yazıda kullanılacak resimleri seçerken oldukça zorlandım zira filme dair "kansız" bir sahne bulmak oldukça zor. Bunun yanında filmi izlediğim gece biraz sabahladım desem yeridir. Film gerçekten de son dönemde izlediğim en başarılı "rahatsız edici" filmdi. Özellikle kibrit sahnesi ve filmin son beş dakikası tam anlamıyla "hastalıklı" bir zihnin ürünü olsa gerek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder