60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

4 Haziran 2010 Cuma

31 Mayıs Bob Dylan Konseri




-Temsili-

Tek bir cümle ile başlıyorum : Artık ben, eski ben değilim..

Bugüne kadar çok konser izledim. Dünya starları da gördüm, Türkiye starlarının da tamamına yakınını. Ama böylesi ilk oldu. Bir müziği baştan yazan birini ilk gördüm. Rock müzik için iki isim temeldir : Elvis ve Bob. "Elvis bedenlerimizi, Dylan ise zihinlerimizi özgürleştirdi". Cidden bu laf doğru. O iki dev olmasa rock bugünki gibi olamazdı. Beatles, Rolling Stones, Led Zeppelin gibi devler bu devleri dinleyerek doğdu. Elvis, sahne şovlarını ve sesin önemini getirirken, Dylan bunu yıkarak sesin değil sözün önemli olduğunu öğretti. İkiside rockta bir dönemdir. Elvis'i kaçırdık. Ama Dylan'ı dünya gözüyle nihayet görebildik. Konserle ilgili eleştirilere sert yanıtlarım olacak; ama önce ben bir konseri analiz edeyim öyle.

25 Mart 2010..Sürücü kursundan çıkmışım. Havada bir ağırlık. Bildiğin terletici kıl havalar. İçimde bir kurt. Ya satışa çıktıysa. Gazeteler okunmamış, bi haberim. Şans. Bilet satan kitap evine tamamen içgüdüsel olarak girdim. Ve o an öğrendim satışı. Sabah başlamış ve bir çoğu satılmıştı. Oha oldum. Koşuşturduk. Uzun hikaye. En sonunda alındı. O an'a kadar mutluyum. Ama tam da Dylan amcamızın kıymetini bilmiyorum. Hani müzikal tarihte ne okuduysam o. Felsefesini özümsememiştim daha. 2 ay büyük yolculuk geçirdim.

30 Mayıs 2010..Karnım ağrıyor. Eyvah neler oluyor bana...?

30-31 Mayıs 2010 gecesi...Uyuyamıyorum. Heyecan dorukta.

31 Mayıs 2010 sabahı... Yol bitmek bilmiyor. İstanbul turlanıyor ve alana iki buçuk saat öncesinden gidiliyor. Tipik Türk organizasyonu; 19:30'da kapı açılacak deniyor 20'de ancak hayata geçiriliyor eylem. İçeri koşuşturmam başlıyor. Yerler numaralı. Sıkıntı yok. Hemen official Dylan store standı aranıyor. Aha ! İlk basan ben oluyorum. Masanın ötesinde genç bir kız genç bir oğlan. Bana şaşkın bir bakış atıyorlar. Ben "Tourbook var mı?" diyorum. "Hı?" cevabıyla biraz kafam karışıyor ama ileriden Dylan dede göz kırpıyor. Alıyorum. Anahtarlık pek şık. Alıyorum. Bir yandan cüzdanda bir gözüm. Para suyunu çekmeye başladı. Bandana..Hm..Boşver o kocaman "31 May Harbiye Cemil Topuzlu Ampitheatre İstanbul In Show&Concert In Person Bob Dylan Don't You Dare Miss It!!" yazılı postere 10tl baylıp yerime geçiyorum. Ayy akşam yemeği heyecandan unutulmuş. Mide isyanda. 2liraya soğuk bir su çekiyorum. Ama onu da konserin ortasına kadar açmıyorum. Malum idrar torbam dolupta mallık yaşanmasın diye. Kalbimin atışlarını duyuyorum. Yanıma bir grup oturuyor. Tütününü sarıp yakıyor. 31 Mayıs dünya sigarasızlaşma günü. Ne kinaye ama deyip geçiyorum. En arkada dahi olsam sahne kocaman karşımda. Cebimle resim çekiyorum. Pek net olmasada mutlu ediyor beni. Girişteki yoğun aramayı hiç görmemiştim. Alanda zaten çok az flaş patladı o gece. Harbi kanırtmış Dylan amcam güvenlik konusunda. Nese. O kadar heyecanlıyım ki..Soluğu kardeşimi aramakta buluyorum. Bir benim kadar da o seviniyor. Sesi neşe dolu. Sevincime ortak oluyor. Mutlanıp saati bekliyorum. 10 dk.kalmasına rağmen aptal seyircimiz daha yerini alamıyor. Ve ben söylenmeye başlıyorum. Tam da arkamda minder kiralama standı. Pazar yeri gibi hönkürenler. Cd satanlar. Gülüyorum. Sahnenin tam arkasında gün batıyor. Saat tam 21:00 oluyor ve bir anda öyküler anlatan Dylan kaydı kesiliyor ve klasik müzik başlıyor çalmaya. Sanırsınız Mozart çıkacak. Heyecanımı anlatamam. Ve o malum sözler dökülüyor anlatıcının ağzından :

"Ladies and gentlemen please welcome the poet laureate of rock 'n' roll. The voice of the promise of the 60s counterculture. The guy who forced folk into bed with rock. Who donned makeup in the 70s and disappeared into a haze of substance abuse. Who emerged to find Jesus. Who was written off as a has-been by the end of the '80s, and who suddenly shifted gears releasing some of the strongest music of his career beginning in the late '90s. Ladies and gentlemen — Columbia recording artist Bob Dylan"

Kıyamet alkış...Ben böyle alkışlamadım kimseyi daha. Deliriyorum. Ve sahnede o dev beliriyor kovboy şapkasıyla. Krem renkli bir şapka. Siyah bir takım. Beyaz gömlek. Çakı gibi ! Bir anda beni en eğlendiren Dylan şarkısı ile konser başlayıveriyor : Rainy Day Women #12 & 35 ... O anda kıpırdayamıyorum. İnme geldi. Kıvrım kıvrım akan melodi bedenime siniyor. Bu arada hala öküz seyircilerimiz oturamadı. 69 yaşında bir efsaneye ayıp yapılan. İnsan erkenden geçer yerine. Neyse. İlk şarkı paralyzed şeklinde geçiyor benim için. Bir şey anlayamıyorum heyecandan. Sadece eline gitar aldığını görünce "Ahanda mucize amcam ilk şarkıdan gitara girişti"diyorum. Ta ki o notalar çalana kadar : Lay Lady Lay. Hobaa diyorum dolu dolu. Işıklar söndürülüyor. İki sarı spot bize çevrili. Adamı göremiyorum. Sesi öbür taraftan geliyor. "Lay, lady, lay, lay across my big brass bed. Stay, lady, stay, stay with your man awhile." derken kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor ve yürü be Dylan diyorum. Klasiklerle dolu bir akşamın geleceğinin sinyallerini alıyorum. Üçüncü şarkıda gitara gene sarılmaz mı : I'll Be Your Baby Tonight. O şarkıyı tam bilmediğimden pek etkilemiyor beni. Stuck Inside Of Mobile With The Memphis Blues Again ise müzikal anlamda şarap. Ve konserin bombalarından biri patlayıveriyor mızıka eşliğinde : Just Like A Woman. Diyebilirim ki Just Like A Woman, konserin ilk patlama anıydı. İlk notada tüm alan çığlığı basıyor. Haklıyız da. O şarkı öyle böyle değil. Baba. Ve dahası Dylan, nakaratta bizleri görmek istiyor bizde bir ağızdan "Just Like A Womannnn" diye hayrkırıyoruz. Ve bitimindeki mızıka solosu..Ağlama raddesi. Honest With Me, A Hard Rain's A-Gonna Fall, Cold Irons Bound ve Most Likely You Go Your Way (And I'll Go Mine) ile biraz durağanlaşsa da blues rock folk bir arada orgy yapışına şahit oluyoruz. Nadide melodiler akıp gidiyor su gibi. Ve Spirit On The Water ile heyecan gene tavana vuruyor. En azından beni bu blues şarkısı çok heyecalandırır. Ohhh diyorum. Ama yine de içime endişe siniyor. Saate bakıp duruyorum. Ya benim dörtlüyü okumazsa. Bir anda gürültü artıyor. Highway 61 Revisited beynimizden vuruyor. Stüdyo halini beğenmediğim Highway 61 Revisited, beni adeta dans ettiriyor. Ve ciddi ciddi alanı yıkıyor gürül gürül. Metalciler halt etmiş. Artık tepinesim geliyor. Yerimde ritme uymakta zorlanıyorum. Masters of War ise bence gecenin gizli konuğu. İsrail'e iyi bir cevap gidiyor çaktırmadan. Ve o an gelip çatıyor. 2000'lerin en iyi rock şarkısı ilan ettiğim Thunder On The Mountain, davullarla geliyor. "Alllahhhhhhhhhhh" diyorum. Ve o anda şalterim atıyor. Yanımdakilerle oynamaya başlıyorum. Sallana sallana içim dışıma çıkıyor. Rock'n roll ruhu bu ! Fakat işin güzeli şarkıyı Dylan, olandan çok daha hızlı okuyor. O kadar ki amca bitiriyor ama müzik öksüz öksüz arkadan devam ediyor tek başına. Işık hızında bir seks yaşatıyor bizlere. Thunder On The Mountain'ı dinlemeden ölmek istemezsiniz emin olun ! "Shame on your greed, shame on your wicked schemes" dizelerini amcayla aynı anda bağıra bağıra söylüyorum. Orada artık hayatımın kopuşlarındayım. Daha ne olabilir der iken o çıka geliyor. Beni ağlatan efsane geliyor, en sevdiğim Dylan personası, şarkısı çıkıyor sahneye ve bende de göz yaşları boşalıyor : Ballad of A Thin Man*.. Bu şarkının çok ama çok özel yeri var bende. Yani emin olun bu konsere tek bunun için gittim diyebilirim. İşin güzelliği bu şarkıyıda sakız gibi hep sölemiyor. Yani hiç ama hiç umudum yoktu. Öyle bir sergilendi ki şarkı...Gerçekten hayatımın en ama en güzel anıydı. Işıklar loşlaştırılmış. Sahnenin tepesi mor. Gün batımı. Martılar uçmaz mı tepemizden o anda. O an ölmek istedim. Çünkü tam climax'teydim. Hayatımın en zirvesine çıkmıştım. Hemen derin bir nefes çektim içime. Dylan ile aynı havayı solumak...Nasıl bir ayrıcalıktı..Gözlerimi kapatıp kocaman çektim içime. Onunla aynı havayı solumak..Anlatamam. Ve şarkı bitiminde öyle bir selam veriyor ki.. Şapkasını öne eğerek "Adios" der gibi selamlıyor ve ışıklar sönüyor. Herkes yıkılıyor. Ayakta bir kısmımız. Hayatımın en şiddetli alkışı o şarkıda aktı gitti. Ekip içeri süzülüyor. Eyvah ! Like A Rolling Stone ve All Along The Watchtower gelmedi :o Benim dörtlüden ikisi yok :S Endişe..Bakıyorum biss için alkışlıyoruz ama kısa süre sonra alanın solu kalkıp gidiyor, alkışlar kesiliyor. "Allah belanızı versin" diyorum. Ben kesintisiz avuçlarıma acı çektiriyorum. Gözüm orada kenetli. Alkışlar bitiyor. Ben hariç. İki ıslık duyuyveriyorum. Ve sahnenin ortasına malum göz işareti indiriliyor. O bir isyan bayrağı !



"Alllahhhhhhhhh" diyorum ve coşku tavan..Geliyorlar. Önce orkestrayı tanıtıyor o güzel kükremesiyle. Ve sahneyi dağıtıp yıkıyorlar adeta. Tüm İstanbul "Like A Rolling Stoneeeeeee" diyoruz. Tüm şarkıya eşlik ediyorum. Telefonu filan siktir etmiş deliler gibi eşlik ediyorum. Ve bir nefes daha alıyorum. Ohhhhh. Ciğerlerim değişiveriyor. Ve finalde ona yakışır biçimde uzatılmış haliyle Hendirx vari haliyle "All Along The Watchtower" ile tamamlanıyor. O şarkı da da sonuna kadar eşlik ediyorum ve adam bitirmeden ayağa resmen fırlıyorum. Alkış gürle kopuyor herkeste ama ben deli gibiyim. Bitiyor. Çok cool biçimde selam veriyor. Ve siyah perdenin arkasına geçiyor coolca. Bir devir de kapanıyor bende.

* * * * * * * * *

Öncelikle bu halk nankör. Bunu gördüm. Bazı müzikten anlamaz tipler çıkmış "Yok adam keyboardta çok zaman çaldı" "Yok sesi şöyleydi". Ulan o zaman siz 2009 turnesine bakın. Neredeyse hep keyboardda. Gitar çalmadığı zamanlar olmuş. Bizde iki kere çaldı. Ayrıca genelde ortada mikrofon başında tek başına söyledi ve mızıkasınıda orada çaldı. Keyboardta ikende ayrı zevk tattırdı bizlere. O efektler filan çok şekerdi. Bir de keyboardtaki hareketlerine bittim. Adeta eğlendi adam. Eğiliyor, kollarını atıyor filan. Ortada iken de bir dans figürleri vardı süperdi. Babaaaaa dedim. Adam eğlenerek yaptı bunu. Sesi de bence iyileşmiş 2009a göre. Kükremesi biraz daha azalmış. Eski kıvama çekiyor sesi. Ben bekleidğimin çok üstünde bir sesle karşılaştım. Bunu gören gördü duyan anladı. Kimi şaşkınlar dedi ki çok soğuktu işte filan. İyi de seyirci ile hiç diyalog kurmaması da onu cool yapan şeylerden biri değil mi ? Hem ben ona stand up yapsın diye değil şarkı söylesin diye para verdim. Dylan basbayağı asi ve cool biri. Sonuna kadar takdirim var ona. Evet, hiç pas vermedi bağıranlara yırtınanlara ama bence böylesi daha rocker coolluğuna yakışıyor. U2 gibi popçuluk oynamıyor. Buz gibi asi adam. Helal ! Elini öpesim geldi. Saygım fena arttı hallerinden dolayı. O gerçekten rockın babası. Ayrıca Dylan'ı az tanısa bu şaşkınlar onun Türkiye'de çok bile konuştuğunu fark edecektir. Adam orkestrasını uzun uzun tanıttı. Bu onun için mucize. Bilen bilir tabii. Yok efendim en pahalı Dylan konserini biz izlemişiz. İyi olmuş oh. Siz kıç kadar yer ayarlar ve tek gece yaparsanız arzı karşılayamaz fiyatları da nallamak zorunda kalır organizatörler. İki gece lazımdı ikiiii. Cohen gibi çift konser vermeliydi baba. Kesmedi bu kimseyi. Yok "basını içeri alıp foto çektirmedi de"...Adam asi abicim. Poz verip popülerleşme gayretinde değil. Son eleştirilere de bir kafa atayım," efendim Dylan İsrail mesajı vermedi, samimi değil" Oha. Eline yüzüne dursun. İngilizcen mi yok evladım ? Masters of War buz gibi İsrail'e gitti. İlla Dylan, popçu Madonna gibi videolar eşliğinde küfür mü etsin ? Adam tam bir asi rockçıya yaraşır biçimde arada lafı soktu ve çekildi. Budur. Dylan, bundan böyle benim kahramanlarımdan biridir. Helal olsun babaya ! Gene gel gene ağlat beni...

Konser'den arda kalan :

-Tarifi olmayan bir deneyim

-Tour book



-Siyah-Altın Dylan anahtarlık



- Istanbul bilgili dev poster


P.S. Dylan'a laf edenlere acıyorum. Siz dünya gözüyle onu gördüğünüze şükredeceğiniz yerde nankörlük ediyorsunuz. Puh size !

Setlist :

RainyDay Women # 12 & 35
Lay, Lady, Lay
I'll Be Your Baby Tonight
Stuck Inside Of Mobile With The Memphis Blues Again
Just Like A Woman
Honest With Me
A Hard Rain's A-Gonna Fall
Cold Irons Bound
Most Likely You Go Your Way (And I'll Go Mine)
Spirit On The Water
Highway 61 Revisited
Masters Of War
Thunder On The Mountain
Ballad Of A Thin Man
Like A Rolling Stone
All Along The Watchtower

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder