60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

17 Ocak 2010 Pazar

Yetmedi / Bowie üzerine...

Bowie'nin büyüklüğünü ve değerini kavrayamayan arkadaşlar hala aramızda mevcut ve bu da sinirimi bozmaya başladı. Ama itinayla kavratırlar adama. O zaman hemen vakit kaybetmeden o görkemli kariyere inceden inceye bakıyoruz :

(1967)

Bowie müzik kariyerine 67 yılında yayınladığı debut albümü "David Bowie"yle merhaba dedi. Bowie'nin genel tarzının dışında oldukça geleneksel bir sounda ve atmosfere sahip bu albüm çoğu eleştirmen tarafından görmezden gelinir. Fakat Bowie'nin 70lerdeki altyapısını her yönden hazırlayan önemli bir albümdür "David Bowie". "She's Got Medals" şarkısı 72 yılında doğacak olan Ziggy Stardust alter egosunun ayak sesleridir.



(1969)

Folk rockla progresif rock birleşmini sınırda tam tadında tutturan ender albümlerden biri olan "Space Oddity", elektronik org destekli efsane şarkısı "Space Oddity"yi içinde barındırır. Bowie'ninilk büyük çaptaki singleı olan bu şarkı, Apollo 11 olayından etkilenerek yazılmış ve uzaya çıkılmadan hemen önce piyasaya sunulmuştur. Ama benim şahsi görüşüm (ve kimi Bowie fanlarının) şu yöndedir : Şarkıdaki astronot aslında bir imge. Esas verilmek istenen mesaj, uyuşturucuya bulaşan ve yanlızlık çeken Bowie'yi yansıtır. Bence çok ama çok melankolik bir parçadır. Ayrıca uzay terimlerinden "Major Tom" ve "Ground Control" terimlerini de lugatlara sokan kültürel bağlamda etkili bir parçadır. "Cygnet Committee" adlı şarkı ise hippilere veryansın eden bir Bowie'yi gözler önüne serer. "Ben onlara yaşamımı verdim...onlarsa benim ruhumu boşalttılar" dizeleri gerçektende çok dokunaklıdır. Ayrıca Bowie'nin en uzun parçası olan "Cygnet Committee", distopya bir anlatıya sahiptir. Parçanın müzikal bağlamdaki değeri ise çoğu kesimlerce "masterpiece-başyapıt" olarak öne çıkar.



(1970)

Takvimler 70 yılını gösterdiğindeyse Bowie'nin tüm yaşamı boyunca yaptığı en sert albüm dünya dinleyicilerinin kulaklarına çalınır : The Man Who Sold The World. Öyle ki albüm heavy metal sınırında gidip gelmektedir. Yer yer Black Sabbath'ı andırır. Albümle aynı adı taşıyan parça, korku filmlerinden fırlamış atmosferi ve egzantrik melodisiyle hemen kulaklarımızın dikkatini çeker. Albümün ilk şarkısı olan "The Width of a Circle" ise tam bir Led Zeppelin şarkısı. Gitarın sertliği gerçektende dikkat çekici. Bu albüm ayrıca günümüzdeki bazı büyük gruplara ilham kaynağı olmuştur : The Cure, Nine Inch Nails gibi. Kapaktaki androjen imajlı Bowie ise artık uslu çocuk imajını yıkıp yerine glam modasını getireceğini bizlere bildirir gizliden gizliye. Kadın gibi giyinişi ve uzun saçlarıyla Bowie, 70lere çok hızlı bir giriş yapar.



(1971)

Glam rock resmen başlamıştır ! Kapaktan tutunda, sözlere, gitar rifflerine, vokallere kadar her şey glam rock kokmaktadır. Dünya o zamana kadar adam gibi glam rock görmediğinden başta bu garip adamı anlamakta güçlük çeker. Albümün kapağında gördüğümüz Bowie, oldukça feminen bir duruşa sahip (Ziggy geliyor sanki) Albümdeki vokallere bakarsak birçoğu seksi ve cüretkardır. Ayrıca bu albümde resmen Bowie tiyatral bir çalışmda bulunmuştur. Parçaları dinlerken gözlerinizi bir kapatın. Sanki karşınızdan size gözlerini dikmiş bakmaktadır. Elinde bir tarak. Saçlarını tarar gibi yaparken, falsettosuyla sizi yatağa çağırır. İlginç bir albümdür, "Hunky Dory". Albümdeki "Life On Mars?" parçası Telegraph'a göre dünyanın en iyi yüz parçasından birincisidir. Albümü aynen şu şekilde tanımlarlar :

"A quite gloriously strange anthem, where the combination of stirring, yearning melody and vivid, poetic imagery manage a trick very particular to the art of the song: to be at once completely impenetrable and yet resonant with personal meaning. You want to raise your voice and sing along, yet Bowie’s abstract cut-up lyrics force you to invest the song with something of yourself just to make sense of the experience. And, like all great songs, it's got a lovely tune."

Bence "Life On Mars?"ta amaç androjen bir aktörden çok, ciddi ağır bir sistem eleştirisidir. Özellikle "Take a look at the lawman, beating up the wrong man" kısmı her şeyi bizlere anlatır. Başka bir gezegende aranan masum bir yaşam üstüne kuruludur bu şarkı. Vokali ise sınır tanımaz. Ne zaman o piyano notaları bir yerde inlese, o anda tüm insanlık suspus kesilir ve o sese kulak verir. Şarkı öyle bir efsanedir ki 2009'da ARIA Australian Singles Chart'ta 67 numarada bulunmaktadır. Aradaki 38 yıla rağmen ! İşte başarı budur. BBC Radyosu ise şarkının sözleri için "dünyanın en garip şarkı sözlerinden biri" ifadesini kullanır. Ayrıca BBC, şarkıyı Dali'nin sürrealist resimlerine benzetir. Albüm Rolling Stone'un en iyi 500 albüm sıralamsında 107.sıradadır.



(1972)

..ve o malum albüm : The Rise and Fall of Ziggy Stardust and the Spiders from Mars. Bowie'yi belkide Bowie yapan albüm. Onu tüm dünyada rağbet gören bir sanatçı haline sokan albüm budur. Konsept albümlerin ilklerinden ama başarı olarak en başarılısı. Dünyada konsept albüm denince akla ilk The Rise and Fall of Ziggy Stardust and the Spiders from Mars gelir. İkinci sıradadır The Who'nun Tommy'si. Glam rock'ın en büyük albümüdür. Neden derseniz, bu albümden sonra glam rock ve androjen furyası patladı. Herkes Bowie gibi olmak için çıldırıyordu. Erkekler saçlarını sarıya boyatıyordu (ünlü sanatçı Morrissey gibi). Albümde nelerden bahsedilmez ki...Aşk, seks ,rock'n roll, uyuşturucu, uzaylılar, ihanet, şehvet, intihar,...Liste uzar gider. The Rise and Fall of Ziggy Stardust and the Spiders from Mars benim için bir kitap gibidir. Dinledikçe yeni yeni şeyler öğrenirim. Hayata dair, şarkıcılığa dair. "Benim" dediğim bir albümdür. "Five Years" gibi insanın aklını yerinden alan kusursuz bir introyla başlar efsane. Uzaydan dünyamıza inen Ziggy Stardust adlı uzaylının dünyada geçiridği beş yılı anlatır albüm. Ama sıradan bir amaç ve sıfatla gelmemiştir bu Ziggy. Ziggy, rock'n roll'un kurtarıcısı (mesih diye adlandırılıyor albümde) olarak dünyaya gelmiştir ve insanları 5 yıl sonra gelecek olan korkunç sondan haberdar etmek için çalmaktadır. Fakat bir kadına aşık olur. Gerisi Türk filmi :D Bu albümün kritiğini ince ince yapsam saatlerimizi alır. Ama dünyada hiçbir insan evladı yoktur ki "Ziggy Stardust"ın gitarında kanı kaynamasın. "Starman" kadar hippi bir şarkı hiç duymadım. Ne zaman dinlesem zevkten dört köşe olurum. Bu dönemi geçiyorum çünkü zamanım yetmez. Tek kelime : Görkemli ! Rolling Stones'a göre en iyi 35.albüm. Music of Millenium içinse 20.albüm. Q magazine ise 24 der. Virgin ise 11 der. Ve dahası...



(1973)

"Aladdin Sane" adında, "The Rise and Fall of Ziggy Stardust and the Spiders from Mars" devamı tadında bir albümle sevenlerinin karşısına çıkar Bowie. Artık glam rockın kitabını yazmaktadır. Hızlıca okuyun albümün adını. A Lad Insane. Yani delikanlı :) Çok zekice. Bowie'nin akıl oyunlarından biri daha. "Aladdin Sane" adlı şarkıdaki piyano solosu dünyadan dışından gelmiş sanırım. Mükemmel. Rolling Stones en iyi 277.albüm der. "The Jean Genie" biraz "The Man Who Sold The World" tadında sert bir şarkdır ama sıkı parçadır. R&B'msi rock blues türünde (?)

Artık Bowie'nin turneye çıkmasının zamanı gelmiştir. Tam 182 tane konser veren Ziggy için infaz zamanı gelir. Bowie, Ziggy Stardust Tour'un son konserinde "Bu son konserimizdi" der. Herkes Bowie'nin sahnelere veda ettiğini sanır. Ama Bowie gene milleti ayakta uyutur. Ziggy alter egosunu öldürür. Aslında öldürdüğünü söyler ama Ziggy tam tersi onun ruhunu teslim alır ve şuana kadar onunla gelir.

70lerde resmen adam yemez içmez dehşet albüm yapar. "Pin Ups" adlı bir albüm yayınlayan Bowie, kapakta gene androjen bir imajla hayranlarına merhaba der. "Sorrow" parçası beni benden alan dehşt ötesi güzel bir parçadır. Ama bu albüm 70lerin tek sönük Bowie albümü sayılır.


(1974)

Glam rock'ın altın çağında Bowie, radikal bir karar alır. Artık glam rock'a bir son verecektir. Eh tabi tür ona ait olunca görkemli bir veda yapmasıda ona düşer. İşte bu noktada devreye adamın bence en iyi ikinci albümü olan "Diamond Dogs" girer. Gerçektende kusursuzun sözlük karşılığıdır. Alter ego'da sınır tanımayan Bowie burada da "Diamond Dogs" ve "Halloween Jack" imajlarına bürünür. 4 etti bunlarla (daha gelecek :D) Albüm yine bir Bowie klasiğidir. Ne gibi ? Konsept bir albümdür. "Hunger City" diyebir yerde olaylar gelişir. Bu şehir günümüz Manhattan'ına denk düşer. İnsanlar açlıktan ölürken, sokaklar çeşitli mutantlardan geçilmez. Yarı insan yarı köpek. Adlarıysa "Diamond Dogs". Albüm ürkütcü çığlık seslerieşliğinde tozlu bir vokalle, "Future Legends" adlı bir şiirle başlar. Orada bütün kaslarınız kasılır. Korkudan altınıza ediverirsiniz, abartısız. "Rebel Rebel"a gelirsek, gerçektende gaz bir parçadır. Gitar konuşur. "1984" ise gene ütopik George Orwell romanına göndermedir. İnce detay ! Adam bir deha. Albümde glam rock, soul ve dansla buluşmuştur. Böyle devasa bir albümde ancak yine şaşalı bir turneyle olabilirdi. Müzik sahnelerine tiyatro bu turneyle gelmiştir. Gerçektende adam felsefe, tiyatro ve müziği çok güzel biçimde harmanlamayı başarır. Keşke dvdsi olsa dediğim nadir turnelerdendir.



(1975)

Artık Bowie funk'a rock'a ve soul'a yönelmiştir. "Young Americans" albümüde buna en iyi örnek. "Fame" adlı parçası Bowie'nin en baba parçalarından biridir. Arka vokalde ise rock tabusu Lennon vardır ! Albüm ortalama bir Bowie albümüdür (bence)



(1976)

70lerin sonundaki artrock türünde eserler veren Bowie'nin öncü albümüdür, "Station to Station". Az ama uzun süreli parçalara sahiptir ve albümden çok turnesi konuşulur. Her zamanki gibi theatral bir turneye çıkar & artık sanatın dibine vuracağını cümle aleme kanıtlar. En iyi 323.albümdür Rolling Stones'a göre. Aynı sene "The Man Who Fell To Earth" adlı bir film çeker ve başarılı olur. O film daha çok glam dönemlerini hatırlatır Bowie'nin.



(1977)

Berlin üçlemesi diye anılan ve Bowie'nin art-rock'ta da zirveye oynadığını gösteren serinin ilk albümüdür "Low". Adını o dönemki ruh halinden alan (o dönem ciddi bir depresyon geçirir) bu albüm genellikle enstrumental deneysel parçalardan oluşur. "Be My Wife" gibi sözlü parçalarda barındırır ki o şarkı Bowie'nin klasiklerinden biridir. "Warszawa" ve "Subterraneans" adamı kenara fırlatır ve salya sümük ağlatan güçte parçalardır. Kapaktada "The Man Who Fell To Earth" imajıyla görüyoruz.



(1977)

Berlin üçlemesinin zirvesi. "Heroes" albümü... Albüm, soğuk savaştan konusunu alır ve o dönem Berlin'deki karışık ruh halini en iyi şekilde yansıtır. "Neuköln" adındaki parça göçmen Türkleri temsil eder. "Heroes" ise Bowie'nin en iyi üç parçasından biridir. Onca kez coverlanmıştır. Filmlerde kullanılmıştır (Moulin Rouge). Dahası "Low" albümüne yapıldığı gibi Philip Glass tarafından semfonisi yazılmıştır. "Heroes" şarkısı sınır tanımayan cesur sevgililerin parçasıdır. Bowie bu şarkıyı yazmadan önce Berlinde tutuğu küçük dairesinden camda gördüğü sahneden ilham almıştır. İki sevgili duvarın dibinde öpüşmektedir (menejeri ve onun ekibinden biri). Hemen bu sahneyle Berlin duvarı imgesini kafasında birleştiren deha Bowie, bu şarkıyı kaleme alır. Şarkı, onca ayırma gayretlerine rağmen ellere karşı direnen iki sevgiliyi anlatır. Tüyler ürpertici bir parçadır. Öyle ki şarkının sonlarına doğru Bowie'nin vokali ağlamaklı bir hal alır. İnsana tokat gibi inen ve zırzır ağlatan dev bir parçadır.



(1978)

Berlin üçlemesinin son ayağı olan "Lodger", ilk ikisine göreı enstrumental havadan çıkıp daha çok dans/new wave türüne kaymıştır. Ayrıca albümden ilginç bir detay, Türkçe bir şarkı vardır ! Berlin'de yaşadığı dönemde Türklerle haşır neşir olan Bowie, Yassassin (Yaşasın) adında Bowie'nin ilk kez denediği bir tür olan reggae tarzında süper komik bir parçadır.



(1980)

Glam Bowie, bitti. Soul Bowie, bitti. Art-rock Bowie, bitti. Ee ? Ne yapacaktı ? Otursa mıydı kenarda ? Asla. New Wave/Dans/Punk tarzında "Diamond Dogs" gücüne yakın muhtşem bir albümle sahnelere döner Bowie. "Scary Monsters (and Super Creeps)" Bowie'nin dans ve new wave'e giriş albümüdür. Ve 2000lere kadar da kabul edilen en iyi Bowie albümüdür. Kapak gene olay. Artık alıştık. En meşhur single'ı "Ashes To Ashes" müzik tarihinin ilk post modern klibi kabul edilir. Ayrıca şarkıda "Major Tom" ve "Space Oddity"e göndermeler yapılır. Bowie'yi Bowie yapan en temel albümlerden biridir. Onun tarihinde bir dönüm noktasıdır çünkü bundan sonra yavaş yavaş çöküş dönemine geçer.



(1983)

"Let's Dance" albümüyle yavaş yavaş kan kaybetmeye başlar. "Let's Dance" adlı parça ve "China Girl" Bowie klasiklerindendir ama bu kötü gidişe bir dur demeye yetmez.



(1984)

"Tonight" albümü ise onu dibe oturtan albümdür.



(1987)

Dikkat edin, artık albüm araları uzadı. Eskiden yılda iki albüm çıkaran adam 3 yıla uzattı. "Never Let Me Down" da bir hayal kırıklığı oldu.



(1993)

"Black Tie White Noise" gayet iyi bir liste başarısı yakalasada akıllarda kalacak kalitede bir single çıkaramadı.



(1995)

"Outside" albümü yine farklı bir tarzda denenir : endüstriyel rock. "Hallo Spaceboy" ile eski günlerine dönme sinyalleri vermeye başlar ve listelerde fırtına estirir. 90lardaki tek iyi Bowie albümü. Konsept albümdür kendileri.



(1997)

"Earthling" vasat bir albüm olmakla beraber 80lerin buhranlı dönemlerine göre gayet iyidir.



(1999)

"Hours..." albümünde hala o uyuzluk vardır.



(2002)

Ve sonunda "Scary Monsters"dan beridir gelen en iyi albüm başarısı. Hala iyi işler çıkarabileceğini "Heathen" albümüyle herkese gösterir eski kurt. Ama bence Outside daha iyidir.



(2003)

Bir dev böyle veda etmeliydi ve etti. "Reality" albümü bence adamın Scary Monsters'dan beridir yaptığı en düzgün iştir. Her şarkısında ayrı bir tat barındırır. Final parçası "Bring Me To Disco King" ise hüzünlü bir veda eder. 2003'te "A Reality Tour" diye bir turneye çıkar. Dünyayı dolanır. Ama talihsizlik turne bitimine doğru kalp krizi geçirir ve turne apar topar bitirilir.



İşte bu. Bu adama kral demeyelim de ne diyelim,hı ? Sahneleri bırakma sebebini ise şu dizelerle açıklar: "Artık gençler beni öldürmeli" Gençleri her zaman destekleyen Bowie'ye saygısızlık etmek cehalet göstergesidir, büyük cesaret gerektirir. Yanlış diyorsam uyarın. Ama Bowie'ye yöneltilecek en ufak bir olumsuz eleştiriye her türlü cevabım hazır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder