60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 💜🌼🐝🌈

20 Haziran 2018 Çarşamba

Silahların Gölgesinde Çiçek Kokulu Sokaklar-1



Kimimiz çocuk iken kimimiz ise yetişkin iken Beyrut'un ismini haberlerde duyardık. Genellikle de olumsuz haberler olurdu. Lakin bu şehre gitme arzum her daim içimde oldu. Neden bilmiyorum. Belki misafir ettiği eski medeniyetlerin çeşitliliğinden, belki demografik renkliliğinden, belki de sadece meraktan. Hatırlarsınız, mim etkinliklerinin birinde de bu hayalimden söz etmiştim. Sokaklarında gezmek istediğim üç şehirden biriydi ve son anda verilen bir kararla bu düşü en sonunda hayata geçirdim.Yetmişlerden bugüne geçirdiği badireler düşünülünce gerçekten yaralı bir şehirle karşılaşacağınızı bekliyorsunuz. Yüz elli bin insanın öldüğü korkunç bir iç savaş, bitmeyen terör saldırıları ve en son 2006'daki İsrail savaşı hafızamızın bir kenarında duruyor.
Fakat göreceğiniz bu şehir yaralarını sarmış ve hızla çehresini yenileme derdinde.

İçinde bazı arkeolojik eserlerin sergilendiği koridorlarıyla Refik Hariri Havalimanı karşılıyor sizi. 1968'de, 1982'de ve 2006'da çeşitli ölçeklerde bombalanmasına rağmen bugün elden geçirilmiş haliyle bence oldukça modern bir yapı. Türk Hava Yolları her gün buraya uçmakta.

Havalimanının kendisinden ziyade yakınındaki mahallelerin tehlikeli olduğuna dair bilgiler dolaşıyor internette. Bu konuda sanırım haklılar zira çevresindeki yapılaşmadan ve ara sokakların halinden de anlaşılacağı üzere pek güvenli değil. O yüzden havalimanı transferini ayarlayıp gidin. Şehirde toplu taşıma yaygın değil (otobüs veya tramvay görmedim). Genelde taksiler ve "paylaşılan taksi" denen başkalarıyla paylaştığınız taksiler var. Dolmuşa benzer şeyler de gördüm. Fakat hiçbirini önermem. Şehir içinde taksi kullanabilirsiniz fakat diğer kalabalık taşıtlar çok da tercih edilesi görünmedi bana. Taksilerin bazılarının üstünde taksi sembolü yok. Fakat şuradan anlaşılabilirmiş (oradakiler söyledi) kırmızı plakalılar ticari demekmiş. Yine de ben oradayken üstünde ibaresi bulunan taksileri seçtim. Mutlaka pazarlık yapın ve baştan anlaşın. Beyrut çok pahalı bir şehir ve taksicileri de yolları dolandırma konusunda usta. O yüzden haritanızı taşıyın. Uber uygulaması sanırım mevcut bu şehirde. Fakat internet kullanımı pahalı olabilir diye tercih etmedim. Şehre geçmeden son bir şey, sokakta yürürken sürekli bir korna sesi ve "taksi" naraları duyacaksınız. Oradaki taksiciler turist olduğunuzu hemen anlıyorlar ve ardınızdan korna ile salça oluyorlar. Erkek kadın olmanız farketmez. Bu konuda İstanbul'u, Kahire'yi geçmiş durumdalar.

Gelelim şehre.



Fairuz sokakta

Beyrut'u anlatmak için "yeşil panjurlu, sarı evler" tanımalamasını kullanacağım. Çünkü şehrin özü bu diyebilirim. Tam bir Akdeniz şehri. Sokaklarında çiçekler açan. Her bir yanı çiçek kokan. Sabahları erken saatlerde yürürken o kokunun yoğunluğu daha fazla. Yıkımdan önce Beyrut, eminim çok şık ve sempatik bir şehirdi. Hala öyle. Fakat bir farkla, yapılaşma çok hızlı, eski evler yerini çirkin yüksek rezidanslara bırakıyor. Bu nedenle şehrin görüntüsü tam anlamıyla keşmekeş. Eski ve yeni Beyrut yapıları:

Uçakla piste inerken camdan dışarı göz atın. Betondan kocaman bir şehir göreceksiniz. Lakin dediğim gibi çiçekler ve ağaçlar korunduğundan dolayı o cazibesini hala yitirmemiş. Hele ki ara sokakları, adeta çiçek tarlası. Uçaktan dışarı bakarken Güvercin Kayalıkları ve Corniche'e (sahil) de göz atmayı unutmayın. Vakit ayırıp bu noktaları bir de yürüyerek gezin. Dalgaları seyrettikten sonra şehrin kalbine doğru ilerliyorum.



Hamra bölgesi şehrin en popüler noktalarından biri. Otelim de burada olduğundan gezmeye başlıyorum. İstiklal Caddesi gibi uzunlamasına bir cadde. Aralarda da restoran ve kahve dükkanlarının olduğu mütevazi bir yer. Mütevazi diyorum zira internette okuduklarım beni yanıltıyor. Sağlı sollu marka dükkanlardan oluşan curcuna bir turist sokağı beklerken daha sakin ve markalardan ziyade yerel dükkanların sıralandığını görüyorum. Seviniyorum anlayacağınız.

Sabah ve akşam Hamra Caddesi
Dükkanların bazılarının önündeki ibareler.
"Suriye'ye özgürlük"

Gece de olsa sabah da olsa tenha bir cadde. Hatta daha ilginci, Beyrut'un kendisi de öyle. Nedendir bilinmez herkesin kafasında Beyrut, İstanbul gibi curcuna bir şehir olarak kodlanmıştır. Oysa değil. Hele ki erken saatlerde sabahları caddelerinde bir iki kişiden fazlasına rastlayamıyorsunuz. Bu güvenlik açısından bazı endişeleri doğuracak gibi dursa bile cesaretimi toplayıp tüm şehri yürümeye koyulunca bu endişenin yersiz olduğunu gördüm. Zira şehrin iç kesimlerinde bir çok sokağın başında askeri noktalar var. Hatta bazı sokaklar teller ve duvarlarla kapatılmış. Kimi zaman da sokaklarında polis arabaları ile askeri araçlar devriye geziyor. Bir çok kilise, cami ve benzeri ibadethaneler de asker kontrolünde (malum ülkede mezhep çatışması bir çakmak ötede, ne yazık ki). Avrupa'ya göre daha rahat hissettim desem sokaklarda ? Siz Türkiye'de veya Avrupa'da erken veya geç saatlerde ara sokaklarda rahat yürüyemeyebilirsiniz. Çiçekler ve kediler yoldaşım oldu bu yürüyüşlerde. Yine kedisi bol bir şehir.

 
 

Ara sokaklarda gezerken -ve tabii ülkenin diğer şehirlerinde de- ilgimi çeken bir nokta oldu. Evlerin bazılarının balkonlarında siyasi parti veya grupların bayrakları asılı. Mesela şu çok ilginç geldi, evin birinde Hizbullah bayrağı varken hemen yan komşusunda Suriye Sosyal Milliyetçi Parti bayrağı dalgalanmakta. Zaten Lübnan başlı başına bir farklılıklar ülkesi. Yarısı Müslüman (yarısı Şii iken yarısı Sunni) diğer yarısı Hristiyan (onlar da Maruni Katolik, Evanjelist, Rum Ortodoks, Ermeni Ortodoks ve Koptik olarak çeşitleniyor). Yüzde beş civarı da Dürzi grupların varlığından söz edilir. Anlayacağınız çok çeşitli ülke. Zaten ne geldiyse buranın başına zenginliğin diğer birileri tarafından kaşınmasından gelmiş. Oysa bugün böyle beraber yaşarken ne kadar güzeller. "Onlar" ve "bizler" mantığı hiçbir zaman fayda getirmedi insanlığa. Bunu anlamamız lazım. Lübnan birken güzel.

Şehirde çok fazla kurşunlanmış bina var. Fakat çok fazla paylaşmak istemiyorum.
Beyrut'un tipik evlerinden.

Şehrin yeni bölgesine doğru gidiyorum şimdi. Aslında Hamra daha yeni bir yerleşke. Fakat zamanla eskimiş. Downtown dedikler şehrin eski bölümü de görece daha yeni görünmekte. Zira iç savaşta yerle bir olmuş. Restorasyonlar sonucu şuan Downtown bölgesi daha şık duruyor. Arap memleketlerinin çoğunda rastladığımız souk'lar (pazar) burada da var fakat bir farkla, yöresel ve eski bir çarşı denilemez. Aksine son moda bir alışveriş merkezi. Tom Ford'tan Hermes'e her markaya rastlamak mümkün. Bu işlerde tarağım bulunmadığından ötürü çarşısını yüzeysel geziyorum ve Şehitler Meydanı'na varıyorum.


Şehitler Anıtı, anlatılanlara göre, Cemal Paşa'nın sivil halkın üstüne ateş açtırması olayını unutturmamak için oraya dikilmiş ve zamanla iç savaşta da heykelin kendisi kurşunların hedefi olmuş; bugün hala üzerinde savaşın izlerini taşımakta.

"Barış koşucuları için anıt"
Gençlerin fikirleri önemli.

Meydanı ve çevresindeki dini ibadethaneleri (Aziz George Kilisesi, Muhammed Al-Amin Camii, Al-Omari Camii, vb.) gezdikten sonra saat kulesine uğruyorum. Place de l'Etoile denilen yer aslında bir Paris kopyası. Sokaklar sonunda saat kulesinde kesişiyor ve karşısında da parlamento binası bulunmakta. Etrafında çeşitli kafeler var. Şehrin muhtelemen en güvenlikli yeri orası. Zira her sokak başında asker ve polislerin sayısı bir hayli fazla. Ufak hatırlatma. Burada ve diğer Arap ülkelerinde gezerken şunu unutmayın, üstünde ülkenin bayrağı olan binaları fotoğraflamayın, başınız ağrıyabilir sonra. Benim başıma gelmedi, zira Mısır'da boşluğuma gelip buna benzer bir şeyler deneyimlemiştim. Neyse ki polis sadece uyardı ve ben de fotoğraflamamıştım o sarayı. Beyrut'ta da en önemli nokta parlamento binası ve çevresindeki devlet binaları. Turist de olsanız bulunduğunuz ülkenin kurallarına uymakla yükümlüsünüz. Her yerin fotoğrafını çekmeyiverin :)


Daha sonra şehrin genç nüfusunun tercih ettiği Gemmayzeh Sokağı'na ulaşıyorum. İnternette aslında bu sokağa dair çok güzel şeyler okumuştum fakat biraz hayalkırıklığı yaşadım. Evet, publar ve restoranlar var. Fakat canlılık yok. Çok meşhur Aziz Nicholas Merdivenleri bile beklenen etkiyi yaratmadı. Güzel grafitiler harici.


Beyrut'un sokak sanatı sanıldığından ileride. Dolaşırken göreceksiniz, yüksek katlı binaların çoğunda duvar resimleri var. Çoğu da özenilmiş güzel işler. Mutlaka fotoğraflayın.


Roma kalıntıları olmayan Akdeniz şehri muhtemelen pek yok. Burada da forum ve hamam kalıntılarına rastlıyorsunuz. Forum hemen merkezdeki bir kilisenin arkasında. Hamam da parlamentoya yakın bir bölgede. Oranın da hemen tepesinde Osmanlı döneminden kalma bir saat bulunmakta.



Şehrin müzelerini, yemekleri ve diğer şehir gezilerimi en iyisi diğer yazılarıma bırakayım.

Bitirmeden müzikten de konuşalım. Ortadoğu ve Arap dünyasında Fairuz'un çok sevildiği ve epey sayıldığını bilirdim. Fakat ne yalan söyleyeyim, hep anlatılan "her sabah dükkanını açanlar güne bir Fairuz şarkısıyla başlar" hikayesi bana abartı gelirdi. Gerçekmiş dostlar. Bunu yaşadım. İnanması güç lakin oluyormuş. Düşünün o sevgiyi. Araca bindiğimde ilk dinlediğim Fairuz oldu mesela. Kahve dükkanına oturduğumda ilk çalan yine Fairuz'du. Hatta çeşitli yerlerde özel albümler gördüm; "Sabah için Fairuz şarkıları" yazıyordu kapaklarında. Fairuz'a hayran olan ben, şehri gezerken tüm bu sevgiden ve çalan güzel şarkılardan nasibimi alarak mutlu oldum. Koca bir memleketin arka fon müziği olmayı başarmış. Yarım asırdır.

Öyleyse ona bırakıyorum sayfamı. İç savaş boyunca terketmediği Beyrut'u için okuyor...

"Kalbimin ortasından selam olsun sana Beyrut
Denizine ve evlerine öpücükler, taşına, eski bir denizciyi andıran
Halkın ruhundan yapılmıştır o, şaraptan
Terinden, ekmeğinden ve yasemininden
Ama onun tadı şimdi ne halde ? Ateş ve duman tadında.

Beyrut, küllerin şanına sahip
Işıklarını söndürdü benim şehrim
Ellerinde taşıdığı çocuğun kanıyla
Kapısını örttü ve gökyüzünde yapayalnız kaldı
Geceyle tek başına !
Benimsin sen, sarıl bana
Bugün bayrağım, yarın (mezar) taşımsın
Ve bir gezinin dalgalarısın

Halkımın yaraları çoğaldı
Ve annelerin gözyaşları
Sen benimsin, sen benimsin
Sarıl bana." 


8 yorum:

  1. Buram buram tarih kokan bir yer.
    Ben de şu an o merdivenli sokakta olmaya hayır demezdim.
    Keşfedilecek çok yer, kısıtlı zaman... Gel de çık işin içinden

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seyredilmeyen filmler, okunmayan kitaplar ve gezilmeyen ülkeler listemiz her daim üstel olarak artıyor. Nasıl tamamlanacak hepsi bilemiyoruz.

      Sil
  2. "Sabah için Fairuz şarkıları" ne güzel albüm allahım, ay dükkanları şarkıyla açma adetine de bayıldım. Koyduğun şarkı içimi yaktı, yakmasa tuhaf olurdu zaten :/
    Eski binalara ve o oymalı balkonlarına da bayıldım. Ay şehrin bir ruhu var, buradan bakınca bile anlaşılıyor.
    Bu Romalılar hamam merakları yüzünden koca bir coğrafyada orman bırakmadılar yalnız, bir su dökün çık, niye illa saatlerce hamam? Haldır haldır su ısıtan bir imparatorluk yemin ederim. Romalılara çemkirerek satırlarıma son veriyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada tanıdığım yerel bir şarkıcı oldu. İsmi Sabah. Belki biliyorsundur. Açıkçası ilk defa duydum fakat şarkılarını dinlerken sevdiğimi farkettim. Çok neşeli şeyler söylüyor gibi bir hali var kadının. Daima gülüyor :D Alo Beirut şarkısı hele öldürücü derecede neşeli. Lübnanlılar da onu çok seviyor. Biraz konuştuk esnafla. Fairuz kadar ikonlaştırılmamışsa da onun resimlerini sağda solda görmek mümkün. Aldım ben de. Chico diye bir plakçıları var Beyurt'ta. Açık olsaydı plakları dolduracaktım.

      Ahahahaha çok haklısın fakat bugün de Romalıların topraklarında yaşayanlarda yıkanmama sorunu var.

      Sil
    2. Ay bakayım Sabah'a. Fairuz'u da pek bilmezdim aslında, yani efsane olduğu dışında pek bir fikrim yoktu, senden öğreniyorum.

      Sil
  3. Senin de dediğin gibi pek güvenlik sorunu yok demek ki. Birkaç sene önce bir kız arkadaşım ve kız kardeşi gitmişlerdi, rahat rahat gezmişlerdi.
    Fairuz'u biliyordum ama bu kadarını değil. Gezen öğreniyor işte ve onların yazdıklarını okuyanlar:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ülkede iç savaşın tekrarlanacağını pek sanmam. Olmasın da ! Tek çekincem İsrail ile yaşadıkları kavgaydı. Malum son bir kaç yıldır İsrail sürekli Lübnan'ı tehdit ediyor. Dilerim kötü bir şeyler yaşanmaz. Daha fazla hırpalanmaz bu memleket.

      Sil