60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 💜🌼🐝🌈

26 Mart 2018 Pazartesi

Piramitlerin Gölgesinde Curcuna - 5



"Arap dünyasında olmanın verdiği bakış açılarını özlüyorum -dili- ve harika ırmaklara sahip şehirlerinde bir dinginlik var. Kahire ya da Bağdat fark etmez, oturursunuz bir yere ve düşünürsünüz, 'bu ırmağın binlerce yıldır aynı yerde aktığını.' Buralarda işte büyülü anlar vardır."
- Zaha Hadid -

Kahire, kelimelerin tarif gücünün ötesinde bir kent; devasa, kalabalık ve gürültülü. Daha öncesinde böylesini gördüğümü sanmıyorum. İstanbul'un bile ötesinde. Susmayan kornalar, toplanmayan çöpler, kaldırım kenarlarından kalkmayan kum, sıvasız binalar, çehresi sararmış bir şehir. Tam anlamıyla insan seli. Binlerce minarenin gölgesine kurulmuş adeta. Kahire, başka dünyaya ait sanki. Yorgun ama canlı, yeni ama eski, tastamam bir zaman tüneli.



Sizleri daha ilk görüşte uzun binalar karşılıyor. Katları sayarken boynunuz yorulabilir. Çatıların çoğunda reklam tabelaları. Müthiş karmaşık bir trafik. Yükselen yollar, sollayan arabalar, trafik ışıklarının yetersizliği... Bir yanda insanların düşkünlüğü. Eski mezarlıklara ev dikip yaşayanlar. Ölüm Şehri deniyor buralara. Mezarda yaşama dair bir yazı.



Kimisi on milyon diyor, kimisi yirmi. Kahire'nin toplam nüfusunu tam olarak bilen sanırım yok. Öylesi bir kargaşa. Benim fikrim mi ? Oyum ikinciye-yani yirmi milyon tahminine. Gördüklerim beni yanıltmasa gerek. Bu şehrin İstanbul'un ötesinde insan barındırığı kesin. Trafiğini gözleyin yeter. Buradaki trafiği gördükten sonra artık ağzımı açmayı düşümüyorum. Yarım saat araba içinde hiç kıpırdamadan beklediğimi biliyorum. Allah'tan müzik açık. Yoksa bu şehrin korkunç trafiği çekilmez. Susmayan kornalar da ortamı baya şenlendiriyor, senfonik bir eseri andırıyor uzaktan.

Bu arada not edelim şunu, muhtemelen şehirde kaza yapmadan yaşamak imkansız. Orada bulunduğum süre zarfında ben bile kazaya karıştım. Düşünün artık. İçinde bulunduğum ve yolunda giden otobüse çarptılar. Nasıl olduğunu da pek anlayamadım hem. Kazalar günün rutini. Arabalar hep yamalı. Kaotik bir akış. Şu yazıyı bir okuyun derim. Hem gülersiniz hem de işin ciddiyetini anlarsınız. Bu şehirde trafik kuralı olduğuna dair bir ipucu alamadım. Varsa da uyan yok. Şehrin bir çok yerinde trafik levhaları da yok. Işıklar az. Trafik polisleri çok var fakat kazalara dahil olmuyorlar. Kaza olduysa uzaktan öylece seyrediyorlar. Nedenini hiç bilmiyorum. Lakin belki de insanların olaya alışmışlığındandır. Kaç tane kazaya şahitlik ettim hiçbirinde bizdeki gibi hırgür olmadı. İki adam çıkıp bağırıyor, sonra anlaşıyorlar. Nasıl oluyor bilmiyorum. Kavgaya dönüşmüyor. Güzel bir şey yani. Kimse sopa çıkarıp dövüşmüyor. Yanlış sollama yaptı diye tartışmıyor. Kaotik bu ortamın içinde ufak da olsa gizli bir düzen var. Sevdim. Kavgasız hakaretsiz trafiği özlemişiz.

 


Şehrin kalesiyle başlıyorum yeni serüvene. Kale Selahaddin Eyyubi'nin emriyle inşa edilmeye başlansa da inşanın tamamlanması Osmanlı dönemini bulmuş. İçinde üç tane cami bulunmakta yapının. Yanında Askeri Müze cabası (onarımda). Camilerin de sadece bir tanesi açıktı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın yaptırdığı Muhammed Ali Camii (yani kendi dilinde). Camiden açılınca mevzu şunu söylemem lazım, Mısır'daki ezan ve Kuran dinletisi bana çok etkileyici geldi. Mutlaka dinleyin.

Çok yakında Hard Rock Cafe'si hizmete giriyormuş Kahire'nin. Kaleye yakın bir mesafede.



Dıştan pek heybetli duran caminin içine adım atınca insan beklediğinden daha çok afallıyor. Nasıl bir tantana. İhtişam. Bizim camilerimiz ne kadar mütevazi ise burası da o kadar debdebeli. Şuncacık ömrümde gördüğüm en süslü camiydi diyebilirim. Tavanı incelerken insanın boynu tutuluveriyor.






Kendisi de caminin içine gömülmüş.











                                                                                                                                                          Kahire'nin camileri ünlü. En ünlülerinden biriyse Sultan II.Hasan'a ait. Memlük hükümdarına ithafen. Yarı açık cami de artık görmedim demem. Huzur verici ve tozlu bir ibadethane.



Hemen karşısında Rifai Cami var. Nedense içerisi oldukça kalabalık. Bir not, camide gömülen politikacılardan bazıları, Kral Faruk ve İran Şahı Pehlevi.



Hazır cami turu yapıyorken akşam olduğunda yolum Hz.Hüseyin'in başının olduğu farzedilen Hüseyin, bin senelik Al-Hakim, El Selehdar, Elzaher Barqooq, Fatimi mimarisiyle Al Aqmar ve meşhur Azhar Camilerine düşüyor. Curcuna içinde yolumu bulmaya çabalıyorum. Fakat ne gam. Hiçbir olumsuzluk yaşanmıyor. Burada hiç kimse bir diğerini rahatsız etmiyor. İşinde gücünde.




Moez boyunca yürüyorum. Dört yanımı saran mısır kokuları, gözlemeler, fokurtulan nargilelerin dumanı. Balon satanlar, pamuk şekerciler, seyyar satıcılar, fener dükkanları, her yer renk renk.







                                                                                                                                                       Mahşeri kalabalığa rağmen, araba ve motosikletlerin yaya yolunda gitmesine rağmen en ufak bir tatsızlık yaşanmıyor. Bence bu durum ders olmalı. Ne yazık ki bizde turist yoğunluğu olan yerlerde kapkaç, taciz ve benzeri sinir bozucu şeyler yaşanırken şurada herkesin omuz omuza olmasına rağmen yolunda gitmesi ibret olmalı. Ve dahi yine yol boyunca insanlar özellikle de çocuklar sizinle selfie çektirmeye çalışıyor. Hangisini kırabilirsiniz ? Poz verin hemen. Burada herkes sempatik.

Şehrin kendisi kadar ünlü olan müzesinde sıra.




                                                                                                                                                         Tahrir'e bakıyor müze. Bir yanı Nil. İçinde envai çeşit Mısır eseri olduğunu söylemem gereksiz.

En meşhur olanı Tutankamon'un hazinesi. Ömrümde bu kadar çok altını bir arada görmüş müyümdür hiç bilmiyorum. Vaktiyle Mısırlılar belli ki altını aldıkları hava kadar normal görüyordu. Fotoğraf çekimi yine yasak olduğundan ötürü o malum Tutankamon maskesini internetten paylaşıyorum. Resimde ne kadar afili görünüyor bilmiyorum fakat acayip bir havası var. İmrenmedim desem yalan olur. Uzun uzun inceledim kendisini.

Photo courtesy of




                                                                                                                                                          Artık altına doyunca diğer bölümlere geçtim.

II.Ramses'in nasıl dalavereci olduğunu yazmıştım. Kendisi yine karşıma çıktı müzede.

Utanmadan Horusu da almış yanına.
                                                                     
Anubis Spor oley oleeey !

Bazı piramitlerin tepesine yerleştirirlermiş.

"I see dead people"
                                                                 
Tek Tanrılı din düzenine geçiş denemesinde bulunan ve başarısız olan firavun Akhenaton'a ayrılan bölüm benim için eşsizdi. Zira bana oldukça enteresan geliyor kendisi. Ona ithaf edilen heykeller, büstler ve onun olduğuna inanılan tabutu gördüm. Philip Glass'ın ona -efsane ötesi- opera yazdığını da şuraya ekleyelim (tık tık). Beynimde çalıyordu tüm bölüm süresince.
       

Resim çekmek için cüzzi miktarda ücret ödendiğinden hunharca fotoğrafladım eserleri ama buraya hepsini koymak ne mümkün. Zaten bu müzeyi gezip görmek lazım. Sonsuz sanki. Her yerden bir şeyler çıkıyor. Mesela Kraliyet mumyaları seçkisi inanılmaz. Fotoğraflamak elbette yasaktı. Peki kimler vardı ? II.Ramses (sinirim bozuldu her yerde), Hatşepsut, onu deviren oğlu III.Thutmose, I.Seti, II.Amenhotep, Merneptah aklımdakiler. Hemen devamında da hayvan mumyaları sergisi. Ücretsiz içerisi. Kedi mumyaları, timsah mumyası, vs.

Floransa Uffizi Galerisi'nden beri bu kadar çok eserleriyle ilgilendiğim bir müze daha olmadığı için başım döndü diyebilirim. "Allah'ım o da ne" nidalarıyla girip çıkıyordum tüm odalarına. Bakalım 2018 sonu gibi müzeyi artık yeni yerine taşıyorlar. Piramitlerin dibine !

Bana artık piramitle gel diyenler buraya.

Heyecan dorukta artık. Çünkü antik çağın "7 Harika"sından günümüze kalan tek eseri göreceğiz.



















300 pounda büyük piramite girebiliyorsunuz. Gözümü karartıp para bayıldım. Neticede yaklaşık 18 dolara karşılık. İçerisinde ne var ? Hiçbir şey diyebilirim. Neden duvarlarında resim veya yazıya benzer şeyler yok kimse bilmiyor. Fakat hazine olduğu ve soyulduğu biliniyor. Şuanda sadece granit bir odadan ibaret. Dik bir merdivenle çıkıyorsunuz. Üçte birlik bölümünü eğilerek ve de kalan kısmını normal şekilde yürüyorsunuz. Odaya girişte yine çömeliyorsunuz ama. Youtube'ta vardır.

Bir hayli sıcak piramit. Nemli ve de kokulu. Fakat çok dert edilecek bir şey diyemem. Kapalı yer korkunuz varsa girmeyin. Yoksa girin bence. Granit kaplı odaya daldığınızda iyi ki geldim diyeceksiniz. Fotoğraf çekmek yasak. Hatta girişte makineleri de alıyorlar. Bilet numaranızla karşılaştırıp ancak çıkışta alabiliyorsunuz. Bileti kaybetmeyin yani.

Arkadaşınız dışarıdan beleş fotoğrafını çekmeye uğraşırken.

Sfenks'i de gezdim. Kedicik.


Verdi'den Aida eseri sergilenecekmiş yakın zamanda. Ne mutlu. Ben kendisini Ankara'da izlemiştim. Mısır'da, hikayenin yerinde izlemek iyi olabilirdi. Kısmet.

Şöyle bir geniş açı verelim.


Yallah o zaman Han El Halili Çarşısı'na. Necip Mahfuz'un eskiden oturduğu kafeyi görmeye. Ve elbette aileye eşe dosta hediyelik bakmaya.

İnsan yoğunluğundan güzel olmadı fotoğraf maalesef.

Gezimin en özel anıysa bir pazarda yaşandı. Çantaları ve antika eşyaları karıştırırken karşıma Fairuz resmi çıktı. Kalp atışlarım oracıkta hızlandı. Sanki eski bir dostu gördüm. Müziğin evrenselliği budur. Türkiye'de dinlersiniz, Türkiye'den binlerce kilometre ötede sizi o bulur. Lübnan'ın milli şarkıcılarından. Benim ise gözdelerimden. Mısır'da da felaket seviliyormuş kendisi, sordum. Arap coğrafyasının değil sadece, tüm insanlığın kalbinde yatar Fairuz ismi. Yüreği olan Fairuz'u sever zaten. Hangi dili konuştuğunun önemi yoktur. Yarın bir gün Lübnan'ı ziyaret ettiğimde onu sahnede seyretmek isterim. Bir hayal işte arkadaşlar.

Ortadoğu'nun incisinden de bir Mısır şarkısıyla yazıyı bitirelim. Velhasıl sevgi ve müzikle kalın.


8 yorum:

  1. Hepsini okudum, valla gitmiş kadar oldum, imrendim ve heveslendim. Sefanız olsun, gezen ayaklarınıza sağlık diyeyim. Diziniz ağrımazken, yaşınız gençken mümkün olduğu kadar gezin, ben bu yıl oturup kaldım, kendime yakıştıramıyorum.
    Necip Mahfuz'un kahvesini görünce son okuduğum Necip Mahfuz kitabndaki olaylar canlandık gözümde. Şimdi de şarkıyı dinleyerek yorum yazıyorum. Yeni seyahatlerinizi de okumak dileğiyle, sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) 2018'in henüz başındayız. Dilerim sizin için de esenlik ve gezi dolu olur kalanı. Ferah sanat ve Akdeniz havası esiyor blogunuzdan öte yana :)

      Kendisinin kitaplarına dalmayı planlıyorum yakın zamanda. Aşk Zamanı'yla tanımışım ilk olarak.

      Sil
  2. Ay camiler ne kadar güzel gerçekten!
    Çömelerek odaya girmek filan diye okuyunca bile fenalaştım, demek ki piramit önünde bekleyen turist olacağım gidersem :/ Neyse olsun, önünde durmayı bile hayal edince heyecanlanıyorum.
    Akhenaton bana da çok enteresan geliyor. Operadan haberim yoktu bak, onu dinleyip verdiğin linklerdeki yazıları okiyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha fenası ben girerken önümüzde ufak kafilede bir kadın fenalaştı. Onu bekledik çıkması için. Dedim ben nereye giriyorum acaba o_O Tek giriş çıkış var. Manevra alanı da yok çıkarken merdivende (hol kısmı geniş neyse). İnerken hala anlayamadığım bir sıkışıklık oldu. Tam merdivenin ortasında öylece kaldım çömelmiş. Yaptığım squatlar iş gördü orada :D

      Sil
  3. Ahhahha "Ay yoksa Ramses yeni 'güdük' mü?" yazacaktım, unuttum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahaha altın terlikli sırma güdük :)

      Sil
  4. Bloglara aktif olarak salça olamadığım bir döneme geldi uzun gezi yazıların... yine de aralarda derelerde hepsini okudum. İçe sinen ve ferahlatan bir gezi olmuş gibi anladım.
    Hiç bilmediğim bir coğrafya ve fikir sahibi olmadığım çokça mitolojik bilgi... müsait bir zamanda gugıl eşliğinde bir daha okumalı...
    Hoşgeldin!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "İçe sinen" bu kadar güzel açıklayamazdım hislerimi yalnız :) Hoşbuldum ^_^

      Sil