60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End) 💜🌼🐝🌈

19 Mart 2018 Pazartesi

Nil Üstünde Yolculuk - 2


Mısır veya yerel dille Mısr, çocukluğumdan beri ilgi alanıma girmeyi başarmış bir ülke, özellikle tarihiyle. Abartı gelebilir kulağa lakin ben okulda İngilizce öğrenmeden bu ülkenin mitolojisini su içercesine içmiştim bile. Tabi o zamanlar ansiklopediler var. Kitaplar var. Oralardan hepsini öğrendik. Ne gezer şimdiki internet dünyası. Seth, Osiris, Thoth, Ptah, Ra,... çocukluğuma dair bazı figürlerdi. Bir zaman gelecek ve onlarla tanışacaktım. Bundan emindim diyebilirim.




Planı yapmak için uzun bir zaman harcamadım. Aniden usuma yattı fikir ve gerçekleştirdim. Hayal dünyama derhal gitmeliydim. Böylece ilk durak Hurghada seçildi. Her gün uçuş yapılıyor. Gecenin köründe. Fakat ideal. Hem tarih bombardımanına maruz kalmadan tadımlık bir karşılama olacaktı, hem de Kızıldeniz'i görecektim ilk anda. Mantıklıydı. Hurghada, Şarm el Şeyk'in karşısı diyebilirim. Gözde bir deniz kum güneş beldesi. Hemen gelsin haritamız.


Küçük bir şehir Hurghada ama kalabalık. Otellerle dolu bir şehir hayal edin ki nüfusu 260 bini geçsin. Kocaman bir apronu var havalimanının. Git baba git bitmiyor yol. Hatta bir an geldi, dedim herhalde tekerleriyle kamyon gibi ilerleyerek şehre ineceğiz. Uzun pasaport kontrolünden sonra (ülkedeki ileri düzey güvenlik kaygıları neticesinde herkes didik didik bakılıyor-kapıdan vize alanlar daha rahat) sabahın hafif esintisiyle giriyoruz bu şehre. Hava da aydınlanmadan yollara dökülüyoruz. Çünkü Kızıldeniz bekliyor. Kızıldeniz değecek bu tene. Çarşaf gibi deniz. Havalar cehennemi sıcak değil. Daha nolsun. Turist yoğunluğu da fazla sayılmaz kentte.



* * *

Fakat hatırlıyorum, buraya geliş nedenim tarih ve mitoloji. Bırak artık bu kum güneş denizi. Yola koyul tekrar. Öyle de yapıyorum. Dünyanın en tehlikeli 10 yolundan biri olarak listelerde kendine yer edinen Hurghada-Luxor otobanında yola çıkıyorum. Yirmi beş kilometrede bir polis kontrol noktaları var. Silahlı polisler turistlerin sağ salim yerlerine vardığından emin olma gayretinde.

Sağım solum sapsarı kayalar kumlar; yolun sonunda Qena şehri. Nil'e yaklaştıkça her taraf yeşermeye başlıyor. Onun kollarının geçtiği arsalar yemyeşil. Bitkiler uzamış. Palmiyeler sallanıyor. Devamı kumlar. Öbür yanda şehrin döküntüsü. Bir tarafta tok tok'lar (Hindistan'da tuk tuk dedikleri vasıtaların tıpatıp aynısı). Bir tarafta korucular (ellerinde kocaman tüfeklerle). Dendera Tapınağı var. Hathor'a ithafen dikilmiş. Fakat şuan restorasyonda. Dıştan görebilirsiniz tabi.

Luxor'a varıyorum. Gemim bekliyor. Seyahatimin en ilginç yeri. Çünkü heyecanlıyım. İlk defa bu kadar uzun soluklu bir gemi turu yapacağım. Ve Nil'de! Güzel bir teknede kalacağım. Yemeklerinin ve temizliğinin iyi olduğundan emin bir şekilde rezervasyonu yaptırmışım. Peki ya okuduklarım gerçek mi ? Rahat edecek miyim ? Zaman nasıl geçecek ? Hepsi bir anda cevaplanıyor odama girmemle. Yerleşiyorum. Üst katta nehire nazırım. Çantamı açmıyorum. Ortama ayak uydurmaya çalışıyorum. Nil'e bakıyorum. Nihayet karşımda. Yeşil. Tuna'dan daha güzel. Mavi Tuna'nın pislenmiş halini görünce Nil'in bakir kalmasına seviniyorum (ta ki Kahire'deki Nil'i görene dek). En azından başkente kadar olan akan kısmı tertemiz.

Hava çok berrak. Nemsiz. İnce bir esinti. Her zaman böyle midir diye soruyorum. Siz bir ay içinde görün diyorlar. Etraf ısınacak. Fakat şansıma en ideal mevsimde geziyorum. Ve nihayet tarih çekiyor beni. Dayanamıyorum. İlk durak Karnak Tapınağı.


Birçok insanın hayatında ancak bir kere yaşayacağı deneyimlerden biri... Karnak'ı ilk görüş. Sıralanmış koç figürleri karşılıyor sizleri. Altlarında firavunlar. Heybetli giriş. Farklı bir yer olduğu anlaşılıyor hemen. Güneşin hafif sıcaklığı altında yolumda ilerliyorum. İlk avluya giriyorum. Antik dönemde halkın ibadet ettiği bölümdeyim. Tepesi açık.

Bir de güzel fotoğraf çekebilsem dostlar

Kodamanların ibadet alanının vaktiyle tepesi kapalıymış. Şuanda çatının esamesi okunmuyor. Fakat heybetli sütunları ayakta. Ve ayrıca birkaç tane penceresi yıkılmamış.


Kirişlerde geriye kalan renkli hiyerogliflere baktıkça etkileniyorum. Filmlerdekilere benzemiyor. Daha alımlılar. Binlerce yıllık rengarenk cümlecikler. Kim bilir neleri anlatıyor. Kartuşlara bakıyorum sonra. Yani firavunların isimlerinin bulunduğu oval çerçevecikler. Sonsuz yaşamın anahtarı var sütunlarda. Nil'in etkisiyle. Amon'a selam duruyorlar adeta.


İki adet dikilitaşın yanından geçiyorum sonra. Kalanlar hep götürülmüş. Bir tanesi Sultanahmet Meydanı'nda. Diğerleri Roma'da, New York'ta, İsrail'de,... Biraz ileride Mısır'ın ilk ve tek kadın firavunu Hatşepsut'un devrik dikilitaşını görüyorum. Kendisinin hayatı gerçekten etkileyici. İlerleyen paragraflarda kendisini anlatacağım.

Turistler dönüyor rahiplerin düzenli yıkandığı "kutsal havuzun" yakınında bulunan "kutsal bok böceği heykeli"nin çevresinde. Şans getirdiğine inanılıyor ayrıca bu hayvanın. Orada tanıştığım Mısırlı arkadaş yolculuğum sırasında cebime bir tane taş sıkıştırıveriyor. Güzel talih dilekleriyle beraber. Batıl şeylere inanmasam da hoşuma gidiyor bu.

Sonra birkaç kilometre ötesinde bulunan gözalıcı Luxor Tapınağı'na uğruyorum. Karnak'la Luxor, geçmiş dönemde ortak bir yolla bağlantılıymış. İki yanında sfenksler. Fakat sonra yapılaşma olunca yolun üzerine birçok inşaat yapılmış. Şimdiyse tekrardan o yapılar oldukları yerden sökülmüş ve bu yol restorasyon halinde. Muhtemelen gelecekte tek müze haline dönüşecektir.


Yıldız firavun olarak adlandırdığım, herkesin çok yakından tanıdığı, hakkında birçok kitap yazılan II.Ramses'in ağırlığı hissediliyor bu yerde. Kendinden önce gelen firavunların isimlerini kazıtıp kendi ismini yazdırarak müthiş bir hasetlik örneği sergilese de tapınağın avlusunda sağ yanda bulunan heykelinin görkemi karşısında susmayı seçiyorum. Yoksa kendisi hakkında denecek şeyler var.

Kadeş Savaşı'ndan galip çıktığını "iddia eden" II.Ramses, bu yapının her tarafına "zaferi"ni betimleyen bir çok figürler çizdirmiş. Gerçeği bilmesek inanacağız ona. Nasıl tantanalı tasvirler yaptırmış ! Hele ki pylondaki hikayeler. At arabasına binmiş gidiyor. Beyim beyim, biliyoruz her şeyi.


Bu kadar tarih yeter bence. Luxor şehrini gezelim biraz da şimdi. İki inanışın birbirinin tam üstüne oturması çok hoş görüntülere neden olmuş aslında. Nedir bahsettiğim ? Luxor Tapınağı'nın hemen içinde yer alan Luxor camisinden. Gerçekten Antik Mısır tapınağının göbeğinde bir cami var. Ufak tefek kendisi. Fakat tapınağı kuşbakışı fotoğraflamak istiyorsanız eğer camiye girin.

Türbe gibi bir şey de içerisinde olmasına rağmen herhangi bir tabela görmediğimden kimin yattığı hakkında fikrim yok.


Luxor şehri diğer Mısır şehirleri gibi küçük durmasına rağmen yarım milyonluk bir nüfusa sahip. Güzel bir souk (pazar) bulunuyor hemen içinde. Hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Pazarlık yapmak şartıyla. Bu coğrafyada alışveriş ederken sakın bunu aklınızdan çıkarmayın. Yirmi dolar dediği şeyi üç dolara bile alabilirsiniz. Fakat şehrin tapınaklardan sonra en özel noktası bir otel, Winter Palace, diyebilirim rahatlıkla. Müthiş bir konumda. Arkasında uzanan eşsiz güzellikte bahçesiyle. Devlet başkanlarını ağırlamış bir zamanlar. Halen de kalburüstü bir işletmecilik örneği sergiliyor müessese. Mesela oteli gezerken fark edeceksiniz, restoranlarından birinin kapısında uyarı asılı, takım giymeden girmek yasaktır. Elbette içeri kafamı sokmadım. Kıyafet zorunluluğu olmayan diğer odaları gezdim. Barı çok şıktı. Dinlenme salonu huzurlu. Fes takıp kameraya gülümseyebilirsiniz. 


 * * *

Mısır denince akla gelen ilk şeylerden biri mumyalar. Hazır gelmişken kral mezarlarını görmemek olmazdı. Nil'in batısına, Krallar Vadisi'ne, güneşin batış yönünde bir Ölüm diyarına gittim böylece.


Çoğu mezar gezilebilir durumda aslında fakat en kayda değer bulduklarıma bilet aldım (fotoğraf çekmek ek bir ücrete tabii). Sizlere naçizane önerim oraya gittiğinizde V.Ramses ve Tutankamon'u görün. O odalar diğer duraklara göre çok farklı. Çok daha iyi korunmuş oralar.

Yer gök ölümü anlatıyor bu mezarlarda. Sandala binip gidiyorlar buralardan.

Mısır'da görebileceğiniz en özel tasvirlerden biri bu mezarda.
Ölümü bekliyorum sessizce Ramses'in yanında.

Yazıyı bitirmeden önce evvelinde bahsettiğim Hatşepsut'a dönüyorum. Zavallı Hatşepsut. Tarihin ilk kadın yöneticisi kabul ediliyor. Müthiş ticaret işiyle uğraşıyor. Görkemli bir tapınak yapıyor. Sonra kadını devirip ismini oradan kazıyorlar. III.Thutmose'nin marifeti bu. Hani İstanbul'daki dikiltaşın sahibi kendisi. Yine kadın yok sayılıyor dostlar. Binlerce yıldır aynı.


Son bir detay vereyim. Hatşepsut'un tapınağını gezerken bir odanın içine de gireceksiniz. Tepede paralel delikler var sırayla. Yılda sadece bir kere gün ışığı düşermiş odaya. Sizce ne zaman ? Hatşepsut'un doğumgününde elbette.

Tavandaki yıldızlara dikkat. Gökyüzü tasviri enfes değil mi ?


Edfu, Kom Ombo, Aswan ve Philae izlenimlerim en yakın zamanda blogumda. Sonraki duraklar İskenderiye ve devasa metropol Kahire. Müzikle kalalalım arkadaşlar.

Dalida totemi yapıyorum.

Önce İtalya'da aynı şarkısını dinledim (aşağıdaki parça değil o), şimdi burada, gelecekte de Montmarte tepesinde dinlemeyi ümit ediyorum. Çünkü Dalida, İtalyan bir ailenin çocuğu olan, Mısır doğumlu bir Fransız şarkıcı. Parçalar halinde izinden gidiyorum onun. Dalida'yı soran çıkabilir belki. Yeni takipçilerden. Eskiler anımsar. Bana göre tüm zamanların en ihtişamlı şarkıcılarından biri. Diva diyebiliriz. Doğduğum gün intiharı seçmiş ama. Fevkalade kötü tesadüf. Henüz tıfıl dönemimde onun şarkılarını dinlerdim. Yıllara rağmen hayranlığım geçmedi. İlk günkü kadar heyecan verici. Yakın zamanda hayatını anlatan bir film çekildi. Daha izlemedim. Lakin fragmanı inanılmaz olmuş.


8 yorum:

  1. Of harika gorseller! Seneye Subat'ta onemli bir is gezim var buraya, dort gozle gitmeyi bekliyorum, tavisyelerini seneye geri donup tekrar okucam!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle işe can kurban <3 Kocaman bir film seti sanki memleket.

      Sil
  2. Daha ilk fotoğrafta heyecan bastı :) Ay koskoca Nil yahu, bu eski dünya nehirleri beni çok etkiliyor. Gemili Nil yolculuğu bayağı eski bir polisiye öykünün başlangıcı gibi, of çok özendim :D
    Ben Mısır'ı bir seyahat ihtimali olarak sessizce silmişim kafamdan, şimdi yazdıklarını okuyup fotoğraflara bakınca yeniden düşünmeye başladım. Bence biz de yapabiliriz.
    Babamdan sonra bir de seni biliyorum Dalidacı :) You are an old soul Zihnibeyciğim ve belki de bu yüzden Mısır'ı böyle bir coşkuyla ve sevgiyle gezdin, kimbilir. Filmi babama haber vereyim de bugün de hayırlı evlatlığımı icra etmiş olayım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahaha annem "Agatha Christie okursun şimdi sen gittiğinde" demişti :D :D

      Politik problemlerden ötürü insanın canı sıkılıyor vizenin çıkışında (kırk küsür gün nedir yahu) fakat gittiğinde hepsi bitiyor. İyi ki gitmiş diyor insan. O nedenle öneririm.

      Ruhum çok yaşlı bunu kabulleniyorum :)

      Sil
    2. Dalidasevenler cemiyetine katılmaya geldim :)Aklıma getirdiniz şimdi "Darla Dirladada" dinliyorum :)

      Sil
    3. Sefalar getirdiniz Leylak Hanım :)

      Sil
  3. Nil'de gemiyle yolculuk, kral mezarları... Bayıldım bayıldım.
    Seyahat yazılarında pek iyi olmadığını söylemiştin ama ben gayet başarılı buldum:)
    Bir de bir şey diyeceğim, neden bilmem Anubis ve Ra'yla uyuyoruz biz:) Yatak başı komodinlerinden benim tarafımda ikisinin biblosu duruyor. Yüksekteler bir de, böyle tam başımın üstünde:) Niye bilmiyorum, vazgeçemiyorum:) Yukarıdaki görseli görünce aklıma geldi, kendi kendime gülüyorum şimdi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Deniyorum bakalım. Benim de çalışma masamda Anubis duruyor. Töbe yarabbim böyle elinde çanak. Kalbimi söküp tartacak gibi duruyor :D Neyse ki hemen yanında Bast var da sempatik görünüyorlar.

      Nil kısmında nedense pek beklentim yüksek değildi fakat çok beğendim. Su insanıyım zaten. Gemi yolculuğu olsun benim olsun. Nerede olduğumdan bağımsız :)

      Sil