60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

17 Temmuz 2017 Pazartesi

George Romero'ya Selam Olsun

Courtesy of Anne Cusack (Los Angeles Times)

 "Cehennemde yer kalmadığında, Ölüm, dünyaya yürüyecekti."
- Dawn of the Dead (Ölülerin Şafağı)-
 
Saat şu satıları yazmaya başladığım an 01:19 ve haberler çok kötü. Romero'yu kaybettik, zombilerin babasını, son korku ustalarından birini. Şunun üstüne ne yazılabilir ne söylenebilir pek bilmesem de toplamaya çalışayım.

Bildiğiniz gibi korku sinemasına meyilim var. Hatrı sayılır örneğini izledim. Kendimce bir şeyler okumaya araştırmaya çalışıyorum. İşin literatürüne de giriyorum. Tabii haliyle yolum Romero'yla defalarca kesişti. Çoğunuz gibi benim de ilk seyrettiğim filmi 1968 yapımı Night of the Living Dead. Oldukça düşük bütçesine rağmen korkuyu tam anlamıyla iliklerimize işleyen bu film günümüzde pek moda olan zombi filmi furyasının ana hatlarını oluşturduğunu söylesek yeridir. Seneler boyunca da o filme göndermeler yapılmıştır, hatta geçen akşam Cartoon Network'te rastladım, Powerpuff Girls diye bir çizgi dizide bile o filmden bahsedildi. Düşünün yani nereden nereye.


Dawn of the Dead (1978), Creepshow (1982), Day of the Dead (1985), Land of the Dead (2005), Diary of the Dead (2007) ve Survival of the Dead (2009) izlediğim Romero filmleri arasında.

Romero'nun takdir ettiğim özelliği ise genellikle düşük bütçelerle inanılmaz filmler çekebilmesiydi. Mesela en kült filmlerinden Dawn of the Dead'in bütçesi bir buçuk milyon dolara yakındır. Fakat efektleriyle göz doldurur. Dawn of the Dead'in bir başka numarası filmin baştan aşağı kapitalizm eleştirisi olmasıdır aslında. Tüketime yönelmiş "canlı" insanlar ve tehdit unsuru "zombiler". Yine Dawn of the Dead'i özel yapan unsurlardan biri Goblin imzalı müzikleridir (korkuseverler bilir, Argento'nun vazgeçilmez müzik grubu). Atmosferiyle oldukça dikenli bir klasik filmdi.


Yine mesela Day of the Dead filmi için de benzer okumalarda rahatlıkla bulunabiliriz. Mesaj içeren, derinlikli korku filmleridir onunkiler, bugünkü zombi filmlerine göre. Tom Savini'nin makyaj yeteneğiyle birleşen filmi Romero şu sözlerle anlatıyor: "insanların iletişim sorunundan doğan kaos ve en ufak bir toplum parçasında dahi yıkıma varan trajedisi hakkındadır." İnsan özellikleri olan Bub mahlaslı zombinin "insanlaştıkça" ne kadar "insanlıktan uzaklaştığını" anlatır aslında bu film.


Milenyumda çektiği filmler pek tatmin etmese de bence Land of the Dead, tüm zamanların en kalburüstü post-apokaliptik korku filmlerindendi. İşlenişi ve gerilim dozuyla unutulmazdır bence. Simon Baker, Dennis Hooper ve Asia Argento gibi isimleri bünyesinde barındıran Land of the Dead, yine malum konulara (özellikle yönetimlere) temas ediyordu. Boş beleş filmcilere duyrulur.

Diary of the Dead ile getirdiği medya eleştirisini de bence unutumamalı.

 
Kendisinden etkilenen bir çok yapımcı "Dead" serisini kendince devam ettirdi. Fakat hiçbirinin beni tatmin ettiğini söyleyemem. Ne efsaneleştiği iddia edilen The Return of the Living Dead (1985), ne de remakeler. Hatta üstad Fulci'nin çektiği City of the Living Dead (1980) bile Romero filmlerinin yanından geçemez. Farklı çizgisiyle Shaun of the Dead (2004) ile Dawn of the Dead'in yeniden çevrimi (2004) içlerinde kayda değer olanlardı.

Hatrı sayılır bir korku seyircisi olarak Romero'nun düşüşünü üzüntüyle karşıladım. Zira onun gibi işine oldukça emek veren, kafa yoran, elinden geldiğinin en iyisini ortaya koymaya çalışan yönetmenlerin sayısı çok az. Nostalji yapma derdinde değilim ama geriye kaç kişi kaldı ? Dario Argento, John Carpenter, Tobe Hooper, Sam Raimi, Lamberto Bava, Takashi Miike, Stuart Gordon, Michele Soavi, Tom Holland,... Sonra ne olacak peki hiç bilmiyorum. James Wan ve Alexandre Aja gibi gençler yetise de oldukça az onların sayısı. Bütçeyi bulup ortalığı kan gölüne çevirmekle iyi korku filmi yapılmıyor. İşin estetik ve zeka bölümü daha ağır basıyor. 2000'lerde ibrenin ucuz slasherlara ve torture porn/gore tarzında filmlere dönmesi can sıkıcı. Nerede 1980'lerin slasherları demek istiyorum. Yalnızca gişe odaklı filmler olduğu müddetçe korku sinemasının beli doğrulamaz. Cinsellik ve kan satıyor. Gerisi boş ! Oysa bir müzik seçimi dahi ne önemlidir.

Neyse lafı fazla uzatmayayım. Gece yatmadan Romero'ya vedalaşamak da varmış. Bizi üzmese ve filmlerindeki gibi geri dönse keşke. Yaşayan zombileri uyandırmak için.
 

2 yorum:

  1. Bu dünyadan bir korku üstadı geldi geçti. Filmlerinin hepsinde zombiler üzerinden modern insanın kokuşmuş değerlerini, tüketim çılgınlığını, kitsch beğenilerini eleştiriyordu. Bunu da hiç alışık olmadığımız bir yolla yaptı. Meydana getirdiği üslup, eleştirdiği tüketim toplumunun sıklıkla kullandığı bir şey oldu. Şarkıcılar kliplerinde, şirketler reklamlarında, medya patronları dizilerde kullandı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle. Kendisini bu nedenle biraz punk yıldızlarına da benzetiyorum. Onlar da sistemin getirdiklerini eleştirdiler. Yıllar sonra kendileri sistemin göbeğine itildiler ve popüler figürlere çevrildiler.

      Sil