60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

17 Aralık 2016 Cumartesi

Nouvelle Vague Konseri


Bu geceki konser için Şükela Sesler'e bir teşekkür borçluyum. Nouvelle Vague'la tanışmamı sağlayan yegane kişi olduğu için (gerçi teşekkür edecek daha çok şey var ama o biliyor). Yaklaşık bir milyon ışık yılı öncesinde bana hazırladığı mixtape'e Vague'tan Too Drunk to Fuck şarkısını da eklemişti (Dimitri From Paris'in de bir şarkısı vardı). Sonrasında yine Dance With Me'yi dinletmişti. Gel zaman git zaman Nouvelle Vague'a ve parçalarına giderek ısındım. Yeni çıkan albümleri 3 ve Couleurs sur Paris'yi de sevdim. Fakat daha sonra bir sessizliğe büründüler, hep eski şarkıları döndürdükleri turnelerle yolları katettiler. Benim de yolum bir türlü kesişmedi. Nihayet Türkiye konserleri açıklandı ve Ekim ayında İstanbul'da, Aralık ayında da Ankara'da sahne alacakları kesinleşince geçtim internet başına yerimi ayırttım. Şükür kavuşturana diyorum !

20:30 gibi erken bir saatte başlaması planlanan konser 15 dakikalık bir rötardan sonra Altered Images'ın seksenleri sallayan I Could Be Happy şarkısıyla başladı. Kasım ayında çıkardıkları yeni albümleri I Could Be Happy'de yine diğer albümlerinde olduğu gibi 70'lerin ve 80'lerin popüler synthpop, new wave, punk rock, post-punk şarkılarından derlemişler (bir farkla o da bu albümde ilk defa kendi yazdıkları dört şarkı var). I Could Be Happy de en güzel coverlardan biri olmuş. Her zamanki dingin Nouvelle Vague yorumuyla. Sonra Vague konserlerinin bir klasiği olan New Order şarkısı Blue Monday'e geçtik ve arayı soğutmadan yeni şarkılardan Love Comes in Spurts dedik. Her ne kadar albümü dinlerken "ne kadar zayıf şarkıymış" desem bile konserde dinlerken düzenlemesinden midir yoksa ortamdan mıdır bilinmez çok hoşuma gitti.

Gary Numan'dan Metal söylendikten sonra benim de en sevdiğim gruplardan biri olan punk efsanesi Ramones'un en çok dinlediğim şarkılarından I Wanna Be Sedated başladı. Kırmızı ışıklar altında Elodie Frégé, şarkıyı aldı götürdü çok uzak diyarlara. Böylesi sert bir şarkının bossa nova yorumu her ne kadar ilk dinleyişte kulağa garip gelse de Elodie altından başarıyla kalktı. "Fazla yeni şarkılarla sıkmayalım" minvalinde bir hareketle klasiklerden Ever Fallen in Love'ın startı veridi. Seyirci tabii bu şarkıyı daha güzel karşıladı ama bir önceki Ramones coverının tadı hala damağımdaydı. Gecenin en güzel anlarından biriyse Brian Eno coverı No One is Receiving'di. Yeni albümden olmasına rağmen güzel icrası nedeniyle herkes şarkıya kendince eşlik etti alkışlarıyla. Bense o şarkıyı dinlemek için iki aydır bekliyordum. Nobody passes us in the deep quiet of the dark sky. Nobody sees us alone out here among the stars in these metal ways in these metal days. Hastalıktan yeni kalktığım düşünülürse güzel bir hediye oldu.

Pek sevmediğim ve birkaç yıldır setlistlerinde yer almayan Madness coverı Grey Day'in bu güzel şarkının üstüne çalınması biraz hayalkırklığı olsa da peşinden gelen The Cure şarkısı kendini affettirdi. Faith'in en güzel şarkılarından biri olan All Cats Are Grey'i yeni albümlerinde yorumlayan Nouvelle Vague, sahnede de hakkını verdi. Sahi mağaralarda bütün kediler gri midir ? Onu bilemeyiz; fakat bildiğimiz şeyse Elodie'nin harika bir dansçı olduğu, Human Fly'ın başında ayakkabılarını çıkarıp kendini sahnede danslarıyla kaybetti ve bzzz bzzz'larıyla gönülleri fethetti. Sonra mikrofona Cennet Mahallesi'nden fırlama kostümüyle Lissette Alea geçti. Daha ilk notalarından gereğinden fazla alkış toplayan (ya seyirciler başka şarkıyla karıştırdılar ya da gerçekten Cocteau Twin'ci bir kitle vardı) Athol Brose, beni duvardan duvara vurdu. Efsanevi dreampop grubu Cocteau Twins'in en sevdiğim şarkılarından biri olan Athol Brose, Alea'nın yorumuyla hem kulaklara hem de yüreklere kazındı. Alea, hazır mikrofonu kapmışken bir de İspanyolca şarkı söyledi. Yolunu kaybetmek üzerine olan Algo Familiar, grubun kendi bestlerinden biri ve bence oldukça başarılı. Herhalde gecenin en dokunaklı şarkısıydı.

Bu kadar keder ve melankoli yeter diyerek "yalnızlara" ithaf ettikleri Dancing With Myself'i söylemeye koyuldular. Mikrofonun başında çılgın Alea ve zarif Frégé olunca "delirmeler" kaçınılmaz oluyor. Şarkı arasında ikisinin çarlistonvari danslarıyla şarkıya anlam kattılar. Alea'yı perküsyonların oraya gönderdikten sonra sıra "kopma şarkısı"na geldi. Herhalde seyirci bu anı bekliyormuş, Elodie'nin "hadi dans için sahne önlerine gelin" komutuyla ortalık bir anda karıştı ve Depeche Mode klasiklerinden Just Can't Get Enough boyunca herkes kurtlarını döktü. Yeni albümlerinde kendi bestelerinden La Pluie Et Le Beau Temps'ı ilk dinlediğim andan beri çok sevmiştim ve konserde söylemelerini istiyordum. Neyse ki giderayak sıra ona geldi ve ben yeniden sevindim.

Her ne kadar main set Vague'ın en güzel yorumladığı şarkılardan biri olan I Can't Escape Myself'le bitse de, konserde naçizane iki biss yapıldı. İlk bisste Modern English'in 80'li yıllarda efsaneleşmiş I Melt With You'su ve peşinden Joy Division'ın imza şarkısı Love Will Tear Us Apart okundu. Tabii her zamanki gibi Love Will Tear Us Apart'ın büyük bölümü seyirciye yıkıldı. Herkes bir ağızdan "love will tear us apart"lardı. İkinci bisste de hayli acıklı bir bass solosunun arından In A Manner Of Speaking dedik. Niye böyle kalp kırıklıklarıyla dolu bir veda şarkısıyla geceyi sonlandırdık anlamadım. Neyse, daha sonrasında herkes evlerine dağılırken isteyenlerle bir tur albümler imzalandı, ben de Bande à Part'ımı imzalatma fırsatı buldum.


Bazı günler çok zordu. Berbat bir yıldı. Ama bir nebze olsun bu gece mutlu oldum. Yıllardır yollarını gözlediğim bir grubu seyrettim. Çıkışta ayaküstü tanışıp imzalarını aldım. Bu kadar kolay mutlu olmak. Fakat bu kadarını bile çok görüyorlar insana. Neyse başka konulara girmeyelim.  

I could be happy..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder