60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

23 Kasım 2016 Çarşamba

Captain Fantastic (7/10)

Sık orman ve ortasında uygarlıktan ve sistemden uzakta bir komün. Baba ve altı çocuk. Bodevan, Kielyr, Vespyr, Rellian, Zaja ve Nai. Anneleriyse hastanede. Bipolarla dövüşüyor. Her sabah egzersiz yapıyorlar. Avlanıyorlar, yamaçlara tırmanıp geceleri şarkı söylüyorlar ateşin çevresinde. Kitap okumak ise görev. Babası her gece ilerlemelerini yazıyor kenara. Dostoyevski, Nabokov, George Eliot, fizik, siyaset bilim ve Jared Diamond kitapları havalarda uçuyor. Açık topluma girmemeye niyetli. Bu günümüz hippilerinin yaşamı elem verici bir olayla sekteye uğruyor ve kapalı toplumları içte içe sarsılmaya başlıyor.

Yılın en çok beğeni toplayan filmlerinden biri Captain Fantastic'in konusu tam olarak bu. Sosyeteye direnen bir avuç bilinçli hayalperestin dramatik ve kimi zaman da eğlenceli hikayesi. Eksiklerine rağmen seyri zevkli.

** Kısmi sürpriz bozan içerebilir**

Tanıtım bülteninde yazanları ve afişteki resmi görünce Wes Anderson filmlerini hatırlattı bana. Ama neyse ki fazla bir benzerlik göremedim. Filmin iyi ve kötü yanlarına gelirsek, herkes bir şekilde böyle doğayla barışık yaşam filmlerine hasret yaşıyor, o yüzden bu filmin ve türevlerinin bol alkış toplamasına şaşırmıyorum gerçekten. Fakat bu film, türevlerine göre biraz ideoloji sorunu yaşıyor ve güçlü ana karakterin -babanın- sonlara doğru o sağlam duruşunu bir anda kaybedip sisteme boyun eğmesi bence koca bir hayal kırıklığı. Çünkü film boyunca çocuklarına sisteme dair her şeyi yasak etmiş bir ebeveynden bahsediyoruz. "Dışarı"ya yaptıkları ilk gerçek macerada karşılaştıkları ilk büyük sorunda yelkenleri indirmesini ve çocukları olmasa belki de sisteme yenik olarak masadan ayrılacağını düşündükçe senaristlere hayretle bakıyorum.


Diğer mevzuysa politik altyapı. Sol kanatta top götüreyim diye senarist bildiği tüm solcu figürleri, ideolojileri bombardımana tutar gibi yüzümüze fırlatıyor. Pol-Pot, Maoizm, Troçkizm, Stalinist, hatta Chomsky ! "Bakın ne kadar entelektüelim"ci bir numara. Hoş değil. Filme yedirmedikten sonra hiçbir mantığı yok. Mustang'in düştüğü hatanın aynısı. Belki on yaşında bile olmayan kız çocuğunun tahta kulübesinin duvarına Pol-Pot resmi koyup babasına göstermesi ne kadar gerçekçi ? Pol-Pot gibi eli kanlı birini sol figür olarak filme sokulması da ayrı bir saçmalık da neyse.


Hemen açıklıyorum, parmak sallayan filmleri de beğenmem. "Doğru, yalnızca benim tekelimde"ci ukalalığını hiç sevmem. Maalesef bu film de o köşeye sıkışmış vaziyette. Bir tane baba figürümüz var. Her şeyi o biliyor. Değişime kapalı. Bütün kabullenişlerine sıkıca tutunmuş. Çocuklarının başka seçimler yapmasına fırsat vermiyor. Kızının tarlada koyunu vuramamasını yol boyu yüzüne vurması mesela. Oysa kızın içinde belki vegan bir kimlik gelişmiş durumda ve babası onu baskılıyor. Peki bu durumda taşlanan "faşist sistem yanlısı bağnaz ebeveyn"den ne farkın kaldı ? Şehirdeki sistem insanları da tam olarak bu noktadan hareketle yola çıkıyor zaten, çocuğunun iyiliğini düşünerek bir şeyleri baskılıyor. İki farklı tabanlı baskın ebeveyn figürü. Çocuklara seçme şansı tanımadıktan sonra bunlardan hangi tabanın üstünde durduğun önemsiz. Hiçbir fark göremiyorum maalesef.


Bu tarz filmlerde perdede katıksız bir ütopya çizilmesine karşıyım aslında. Gerçekçiliğinden tüketiyor. Baksanıza mesela, bu komünde hiçbir sorunları yok insanların. Tırmanış sırasında bileğini kıran çocuk mu, sararak hallettik. Yemek sorunu deseniz her yer et ! Eh, zaten çocukların da fiziksel olarak bir engeli yok. Sağlıklı ve mutlu nesiller. Karikatüre dönüşüyor bu tarz fileto ütopyalar. Dünyada ütopyalar yok maalesef. Platoncu değil gerçekçi bir senaryo isterdim. Ciddi bir hastalık veya o tarzda bir hamle beklerdim ki "gül bahçesi" vadedilmediği anlatılsın.

Madem hep kötü yanlarından bahsettik, sıra güzelliklerinde; evet filmin birçok güzelliği de var. Filmdeki oyunculuklara selam çakıyorum. Viggo Mortensen gibi sihirli bir oyuncunun filmdeki varlığı gerçekten sevindirici. Fakat burada şirinlikten yıkılan çocuk oyuncuların performanslarını da unutmamak gerek. Belki de filmin en güzel yanı, "anneyi kurtar" operasyonuna giden çocukların naif tepkileri. Renkli kıyafetleri, taşıdıkları çiçekleriyle tam hippiler. Cenaze sahnesindeki dansları ve gece ateş çevresinde müzik icralarıyla beraber paganizm doruklarda.


Fazlasıyla büyük şeyler sunmuyor fakat hippi mambo jambo'larıyla benim aklımı çelmeyi maalesef başarıyorlar. Özellikle filmde çalan şarkılar tamamen beni etkileme amaçlı. Bob Dylan'ın I Shall Be Released ve Guns N'Roses'dan Sweet Child O'Mine şarkıları oyuncular veya farklı şarkıcıların yorumlarıyla yer alırken Sigur Ros'tan da Varðeldur kulaklarımıza çalınıyor bir taraftan (mahvetti beni). Yer yer güldüren, ikinci yarısında da ufaktan gözyaşlarının dökülmesine (hele o mezarlık sahnesi ve devamındaki otobüs sekansı) neden olan kırılgan bir film. Tüm eksiklerine rağmen büyük ihtimalle sene sonunda listemde görürseniz hayrete düşmeyin bence.


8 yorum:

  1. Kısmi süprizi bozabilirden sonrasını okumadım😁 ama listeme dahil edeceklerimin içinde izledikten sonra okurum yalnız merak ettim sigur un parçası filmde mi geçiyor ?( açıkladıysan kusura bakma dediğim gibi okumadım )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filmden aynen :) Çok ahım şahım değil film lakin beğenebilirsin. Şarkı harika.

      Sil
  2. Sweet Child'ı duyar duymaz pıtır pıtır döküldü bende gözyaşlarım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende de. İlk çıkaramadım yalnız şarkıyı.

      Sil
  3. Filmi az önce bitirdim, bir de baktım burda yazmışsın!
    Sweet Child O'Mine performansı efsaneydi, aklıma geldin desem? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne mutlu bana o zaman derim :) Sevimli bir filmdi tüm eksiklerine rağmen.

      Sil