60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

15 Eylül 2016 Perşembe

Sırbistan ve Barış Notlarım

Kalemegdan'da günbatımı

Biliyorum, kiminiz öldüğümü falan düşündünüz. Normalde uzun soluklu yazı araları vermiyorum; çünkü  seviyorum yazmayı. Ve paylaşmayı. Kim okuyor, ne düşünüyor bilmiyorum artık. Fakat yazıyorum. Herhalde bu site kapanan dek yazacağım. Bu defa yazmaya uzun bir ara verdim. Sebepleri var. Geldiler bana. Şu son iki ay fazla ağır geldi. Zevzek arkadaşlarla bir yandan uğraşırken, nereden patlak verdiğini anlayamadığım bir takım ailevi problemler üstüne eklendi. Yetmedi, halen yeni bir e girmedim. Tüm bunlara malum Temmuz gecesinde evimin üstünden bombalar mermiler yağdırılması tuz biber oldu. Şans o ya, en yakın arkadaşlarımın hepsi de kent dışındaydı o aralar. Ve sonunda geldiler bana. Tek başıma bu korku tünelinden çıkamadım. "Madem heyheyler geldi bana, o zaman ben gideyim" dedim ve gittim. Apar topar. Ne oldu nasıl yaptım bilmiyorum. Rotamı bile yolda çizdim. Sadece yanıma biraz para, bir çanta ve şarkı listesini güncellediğim müzikçalarımı aldım. Gerisi Allah kerim. Evden çıkmadan Jack Kerouac okuyordum. Etkisi oldu herhalde. Gittim. Eski Yugoslavya'nın merkezine, Sırbistan'a. Balkanların kapısına.

Novi Sad Kalesi

Nereleri gezdim üç aşağı beş yukarı tahmin ediliyordur. Çünkü Belgrad'ta ve Novi Sad'ta neler yapılır, nereler gezilir bu sitelerde defalarca yazıldı. Üstünden geçmeme gerek yok. Benim esas yazmak istediğim şeyler var. Fakat ayaküstü üç beş önerimi paylaşayım.

Novi Sad küçük bir şehir fakat alabildiğine sempatik; mutlaka her köşesine dalın. Kaleye çıkın. Her kiliseye, sinagoga uğrayın. Emin olun bazılarını ne Belgrad'ta ne başka yerde görmezsiniz. Meydanda soluklanın. Parkında dolanın. Art deco binaları seyredin. Büfecilerle ve taksicilerle konuşun. Sohbet edin bol bol. İnsanlar çok güleryüzlü, çekinmeyin. Belgrad'ta da mutlaka Tito'nun mezarını ve arkasındaki müzeyi gezin. Yugoslavya hakkında bir nebze olsun size fikir verecektir. Nikola Tesla müzesine gidin. Mühendis arkadaşlara duyrulur özellikle. Sokaklarında kaybolun. Eski, ama gururlu sokaklarında. Paris'i aramayın orada, eski Yugoslavya'yı düşünün. Kardeş milletlerin, kardeşçe yaşadığı o günleri. Kalemegdan'da günbatımını izleyin ve parkta dinlenin. Köpeğini gezdirenleri izleyin. Ağaçların sesini dinleyin.


En önemlisi Askeri Müzesini gezmeden dönmeyin. İşte bu yazının temelini o müze oluşturuyor. Kendi şahsi tarihimde bu kadar sarsıcı bir müze görmedim. Çok bakımsız bir müze. Asla "afili" bir şeyler beklemeyin ama sunduğu şeyler çok değerli. Girişte sizleri Nato müdahalesi sırasında Amerikalılardan geriye kalan bir askeri jip karşılıyor. Toplar ve bilimum tanklar arasında müzeye girdikten sonra uzun bir Slav tarihine dalıyorsunuz. Yetersiz İngilizce tanıtım kartlarına rağmen üç aşağı beş yukarı tarihi gelişmeleri rahatlıkla takip edebiliyorsunuz. Bizans ve Germen kavimlerine ait silahlardan tutun da Osmanlı dönemi Sırbistan'ına, Birinci Dünya Savaşı'ndan İkinci'sine kadar. Adım adım Sırbistan'ın ve pek tabii Yugoslavya'nın tarihine tanıklık ediyorsunuz. Finalde ise Nato bombardımanından geriye kalanlar sergileniyor. Amerikalıların şehre yağdırdığı bombalardan geriye kalanlar. Hatta radyoaktif içerikli bir bomba ! Evet, "barış güçleri", sivillerin yaşadığı bir şehre bunları yağdırıyor. Ne için ? İşte soru bu. Müzenin o anında takılı kaldım ve sordum kendime defalarca, tüm bu savaşlar, işgaller, katliamlar neden oluyor ? Kronolojik sırayı takip ettikçe daha fazla ürkmeye başladım müze koridorlarında. Eskiden kılıçlarla yapılan savaşlar, yerini toplara, daha sonrasında ise korkunç roketlere bırakmış halde. Peki neden ? Tüm bu güç, tüm bu para neden ölüme yatırılmış binlerce senedir ? Neden insanoğlu hiç akıllanmamış ?

Nato bombardımanında yıkılan eski savunma bakanlığı

Ne kadar büyük oysa şu dünya. Roma, Belgrad, İstanbul, Şiraz,.. Hepsi beraber ayakta yükseliyor. Herkese yetecek kadar sokak var. Herkese yetecek kadar aş var. Ormanlar var. Sular var. Ama insanoğlu paylaşmak istemiyor. Yugoslavya müzesini gezerken Tito hakkında bir kısa belgesel gösteriyorlar. Seyrederken onu farkettim, Tito, kardeş halkları bir şekilde bir arada tutmayı başarmış. Ekmeği paylaştırmış. Suyu paylaştırmış. Etnik köken, din, dil hiçbirinin farkı gözetilmemiş. Peki sonra ne oldu, biliyorsunuz. Kardeşliği, emperyalizm yok etti. Arasına kan soktu ve evleri ayırdı. Bir koca ulus çatırdadı. Bitmedi. Bu korkunç oyun 90'larda bitmedi, devam ediyor. Yanı başımızda. Suriye topraklarında. Hala kardeşleri ayırmaya çalışıyorlar. Sonuç ? Belgrad sokaklarında, parklarında yatan sayısız mülteci var. Ne hazin ki bir umut Avrupa'ya yelken açmışlar ve hepsi de "medeniyet" tarafından kapı dışarı edilmiş. Koca burunlu Avrupa, onların ülkeleri üzerinde oyunlar oynamakla yetinmemiş, hayatları yıkılan insanları da kapısından sokmamış. Sırbistan da bizdeki gibi sığınmacılara geçici bir yuva olmuş.

Yugoslavya Müzesi girişi

"Kanadaya gidiyoruz" mektubundaki insanların kafasındakiler ne düşünüyor bilmiyorum ama koşa koşa gittikleri "medeniyet"in ciddi bir sorunu olduğunun farkındalardır umarım. Batı dedikleri "şey" bu işte. Tek bildiği "öteki"ni yıkmak. Yeter ki rahatı bozulmasın. Bomba da atar, atom bombası da.

Novi Sad'ın emektar otobüs garı

Oysa birbirine güvenmek, insan olduğunu hatırlamak gerçekten o kadar zor değil. Bu yolculukta güven duygusunu bir kez daha hatırladım. Tanımadığım bir insanla orada tanıştım ve beraber yoldaşlık ettik birbirimize. Kimi zaman o bana yardımcı oldu kimi zaman ben ona. Paramızı paylaştık. Yemeğimizi paylaştık. Beraber şehirlerarası yolculuk ettik. Yolda başka insanlarla tanıştık. Sonra ayrıldık. Ve tekrardan sokaklarda yollarımız kesişti, bir kez daha lafladık birlikte. Dünya küçük. İnsan kalbi ise kocaman. Sizce içine kaç kişi sığabilir yüreğinizin ? Bence "dünya kadar" sığar.

Geçen hafta manşetlerdeydi; Amerika ve Rusya ateşkeste anlaştı diye. Yine ben düşündüm; madem barış, iki dudak arasında, madem bu kadar yakın, neden bitirmiyoruz şu deliliği ? Hani diyor ya John Lennon, "savaş bitmiştir (eğer istersen)" diye, haklıymış. Bir söze bakar barış. İnanın yeter ki barışa. Bir haftalık barış değil, bir ömürlük barış istiyoruz. Orta Doğu'da, Balkanlar'da, Kuzey Afrika'da. Oynadığınız kirli, rezil oyunlar yetmedi mi sevgili Batı ? Güç dengeleri ve enerji savaşları uğruna yıkılan evler, parçalanan hayatlar yetmedi mi ? Bunun bir gezi yazısı olması lazımdı. Fakat ben gezmekten öte farklı şeyler hissettim orada. O yeşil ve müthiş iklimde tekrardan barışı düşledim. Eğer siz de her yaz ülkemizde fırtına gibi esen Yunan adaları goygoyundan hazetmiyorsanız Sırbistan'a gidin. Bize barış düşleri gerek, sahiller değil. Çünkü barış, bir an evvel.



Yolculuklar şarkılarla hatırlanır derler, bu yolculukta benim eşlikçim genel olarak R.E.M ve en sevdiğim albümleri (Monster ve New Adventures In Hi-Fi) oldu. Nick Cave ve Morrissey'den de seçmece şarkılar aralara ekledim. Hazır müzikten söz etmişken, Belgrad'tan dönerken çok güzel albümler aldım. Mutlaka plakçıları ve dükkanları gezin.

8 yorum:

  1. Sırbistan'a bir kez daha gittim satırlarında. Düşlerin gerçeklerimiz olsun sevgili Zihin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir gün umarım insanoğlu uyanır ve barış düşlerimiz gerçek olur. Dünya herkese yetecek kadar büyük çünkü.

      Sil
  2. Hoş geldin Zihin, yazılarını özlemişiz. Böylesine güzel ve anlamlı bir yazıyla dönmene sevindim. Yukarıda da söylenildiği gibi "Düşlerin gerçeklerimiz olsun." :)

    Sırbistan'a gitmeyi nasıl istiyorum anlatamam. Bu yazı da merakımı iyice artırdı doğrusu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş buldum :) Ben de yazmayı özledim. Komşular bir sürü yazılar yazmış, tek tek geriye dönüp okumam gerek :)

      Bence güzel bir ülke. Tarihi ve iklimi özellikle çok farklı. Havasına bayıldım. İnsanları güleryüzlü.

      Sil
  3. Ben bir yerlerde kendini iyileştiriyorsundur diye tahmin etmiştim yokluğunda. İki kere okudum; en güzel gezmek böyle seninki gibi gezmek.
    Benim de aklıma REM düştü bu aralar, neden bilmiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden bu kadar zor oldu şu geride bıraktığımız iki sene ? Sürekli iyileşmek için dur-kalk yapmaktan devam edemez olduk. Hep travmalar, kötü yaşananlar. Of. Savaş müzesinde içim ezildi, bir müze herhalde ilk defa bu kadar sert geldi bana. Silahlar silahlar silahlar. Arkası kesilmedi aletlerin. Ölümler.. Savaşlar. Çığlık atmak istedim koridorlarında. Koşarak çıktım. En sonunda da Nato'nun nükleer silahından geriye kalanlar sergileniyordu. Çığlık tablosuna döndüm, kaçtım. İnsanoğlu korkunç. Çok korkunç.

      Güzel tesadüf olmuş ama :) Monster albümüyle sabahları uyandım.

      Sil
  4. Yazılarını, özellikle de mis gibi barış kokan yazılarını çok özlemişim. Hoşgeldin komşum :) Satır aralarında verdiğin mesajların altına imzamı atarım. Dilerim; bu gezi çok iyi gelsin sana, güzelliklere vesile olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Afede :) Umarım daha güzel sabahlar olur. Tüm insanlar için bunu dileyebiliyorum sadece. Bu savaşlar, silahlar hepsi aptallıktan ibaret bence.

      Sil