60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

7 Ağustos 2016 Pazar

Ghostbusters (8/10)


Şeytanın avukatlığını ben yapıyorum ve diyorum ki, Ghostbusters'ın yeniden çevrimini dün gece izlerken çok eğlendim ve çoğunluğun aksine başarılı buldum. İlk fragmanı sosyal medyaya düştüğünde infiale neden olan, Youtube'un en kısa sürede en fazla olumsuz yorum alan videosu rekorunu kıran Ghostbusters, vizyona girene kadar yayınlanan her set fotoğrafı veya yeni fragmanda tekrar tekrar kötü yorumlara maruz kaldı. Öyle ki bir ara ben bile "gerçekten çok mu kötü olacak acaba" diye endişeyle bekleme koyuldum (ilk fragman da pek bir şey vaadetmiyordu maalesef). Ortamın durulmasını ve yeni kritiklerin yapılmasını birkaç gün bekledim ve tek tük de olsa olumlu yorumların yapıldığını görünce tüm cesaretimi topladım, koyuldum yola. Peki sonuç ne oldu, her dakikasında güldürmeyi başaramasa da genel tabloda izleyiciyi eğlendirmeyi başaran, öncüllerine -bir nebze de olsa- saygılı bir yeniden çevrim izledik. Notlar halinde devam edelim.

* Filmlerin tabulaştırılmasına, kutsallaştırılmasına her zaman karşı oldum. Tabii ki sinema tarihi boyunca çok önemli kilometre taşı olmuş, yenilikçi filmler çekildi ve bunların yeniden çevriminin yersiz olacağında hem fikirim. Mesela, 2001: A Space Odyssey, 8 1/2, Stalker gibi filmlerin yeniden çevrimi yersiz olacaktır çünkü bunlar ilerici ve benzersiz filmlerdir. Oysa internet ahalisi ve birçok sinema eleştirmeni, 80'lerin Ghostbusters furyasını da bu yenilikçi filmlerle bir tutup, "ikinci bir Ghostbusters çekimine gerek yok" eleştirileri getirdi. Kabul edelim ki, ilk Ghostbusters filmlerini bahsettiğim filmlerle karşılaştırmak, onların klasmanında değerlendirmek yanlış olacaktır çünkü Ghostbusters hiçbir zaman biricik ve sıradışı bir film olmadı. Her ne kadar 80'ler ve 90'lar kuşağı için nostalji değeri bulunsa da objektif olarak değerlendirildiğinde sıradan bir komedi filmiydi. Yani kendisi de elbette dönemdaşları gibi tekrar çevrimlere açık bir filmdi. Nitekim otuz sene sonra gelen bu yeniden çevrim tezimi doğrular nitelikte. Tüm bu muhafazakar eleştirilere kulak tıkayarak yeni bir kadro ve yeni bir anlayış ile çekilen filmin birçok olumlu ve olumsuz yanı var.


* Spy ve Bride Maids gibi komedi/polisiye filmleriyle tanınan Paul Feig, bu denemesinde çok cesur bir adım atmış. Bahsettiğim gibi, kült filmin muhafazakar kitlesine inat, erkeklerden oluşan ilk kadro bu filmde yerini safkan kadın birliğine bırakıyor. İlk filmdeki tartışmasız erkek dayanışmasına ses etmeyenlerin yeni film için " feminist film" eleştirisi getirmesi çok komik. Burada eleştirilecek tek nokta, senaryo, çağımızın olayı, "politik doğruculuk" sosuna fena halde batırılmış vaziyette.

* Başarılı bir denge politikası yürütülmüş filmde. Ne eskiden tamamen bir kopuş söz konusu, ne de fazlasıyla eskiye özenen bir film; tam da olması gerektiği gibi yani. Bir yandan bu yeni karakterler tanıtılırken, bir yandan da aralarda ilk Ghostbusters ekibinden bazı isimleri (Annie Potts, Sigourney Weaver, Bill Murray, Dan Aykyord ve Ernie Hudson) -apaçık saygı duruşu niteliğinde- yan rollerde görmek sevindirici. Eskiyle yeni arasında güzel bir köprü kurulmuş. Yeni karakterlere gelince, beni eski filmlerinde hep güldürmeyi başaran Melissa McCarthy, Dr. Abby Yates rolünde fazlasıyla sönük kalmış. Bereket, diğer karakterler çok eğlenceli. İçlerinde tek adam akıllı bilim geçmişi olan Dr.Erin Gilbert (Kristen Wiig), film boyunca hayalet sıvılarıyla verdiği mücadele ve hayalet istilasını duyurma biçimi ile güldürürken, babacan tavırlarıyla Leslie Jones, Patty Tolan karakteri ile filme renk katıyor. Ekibin bence tartışmasız yıldızı ise it girl tiplemesinden hallice Dr.Jillian Holtzmann (Kate McKinnon). Fevkalade muzur, kaçık ve eğlenceli bir karakter.


* Hemen yukarıda bahsettiğim o denge politikasından filmin müzikleri de payına düşeni fazlasıyla almış. Çoğumuzun kuşkusuz meftunu olduğu ilk filmin jenerik müziği, bu filmde mixlenmiş olarak birkaç ufak sahnede kendine yer buluyor. İlk başta herkes gibi ben de "daha fazla müzik istiyorum !" feryatları ederken sonrasında düşündüm ve yerinde bir karar olduğuna kanaat getirdim. Bir kere şarkının aşinası olduğumuz o ham halini bu filmde kullansalardı, "film eskiye özeniyor" eleştirisini yiyecekti kaçınılmaz olarak. Kaldı ki yeniden çevrimlerde orjinaline sadık kalınarak yapılan mixlerin kullanılmasını her zaman doğru buluyorum. Filmdeki Ghostbusters Theme mixini de oldukça beğendim (hatta çaldığı her sahnede heyecan yapıp koltuğumda pis pis gülücükler saçtım etrafa - sürprizbozan!: Holtzmann'ın "yeni silah"ıyla hayaletleri dövdüğü sahnede özellikle); yerinde ve dozunda kullanılmış. Fall Out Boy ve Missy Elliot'ın yaptıkları I'm Not Afraid düeti cabası. Yeniliklerden bu kadar çekinmeyin sevgili geekler.

* Şüphe yok, filmin en güçlü tarafı üç boyut teknolojisi. Oldum olası sevemediğim bu üç boyut nanesinin ilk defa bu kadar yerinde ve sırıtmadan kullanıldığını gördüm. Normalde üç boyutlu diye gittiğimiz filmlerde hafif bir derinlik hissi olur, altyazı havadadır, eskeza bir eşya fırlatıldığında da heyecanlanırız. Ghostbusters'da ise bu numaralar o kadar ucuz değil ve kör göze parmak tadında işlenmemiş. Büyük laflar etmeyi sevmem; ama izlediğim en keyifli üç boyut deneyimiydi diyebilirim. Öyle ki bir sahnede hayalet yüzünden boş bulunup irkilmeyi bile başardım. Çocuklar gibi eğlendim.


* Diğer filmlere (aklımda kalanlar; The Exorcist, The Shining, Scarface, Ghost, Casper, Jaws) yapılan açık göndermeler de yeterince eğlenceliydi. Bu arada hemen bir dipnot düşmek gerek. Film bitiminde salondan hemen ayrılmayın, zira kapanışta birçok gizli sahne mevcut. Özellikle Michael Jackson (Thriller) göndermesi ve hoş bir cameo mevcut.

* Gelelim bu filmin kötü taraflarına. Politik doğruculuk oynayan senaryo ekibi, ne akla hizmetse kaslarıyla kadın izleyicileri hedef alan Chris Hemsworth'un canlandırdığı Kevin Beckman karakterini çizmiş, hayret doğrusu. Sıfır zeka, bol kas kütlesi. Birçok filmden aşina olduğumuz metalaştırıma olayının kurbanı bu sefer erkek bir karakter.

* Espriler tebessüm ettirse de yer yer saçma hatta bayağı komiklikler de metin aralarına sıkıştırılmış durumda. Bazı malum Türk komedi filmleri ayarında üç beş esprinin olması sinir bozucu. Oysa filmde çok güzel espriler de var. Mesela Ozzy Osbourne'un cameo yaptığı sahnede söyledikleri. Dakikalarca güldüm.


Sonuç olarak bu bir komedi filmi ve hindiler gibi kasılmaktan vazgeçin. Anın tadını çıkarmaya bakın. Kocaman laflara, nostaljik egolara kulak tıkayın ve hayaletlerin istilasında ektoplazmaların tadını çıkarın. Emin olun, kendinizi akışa bıraktığınızda 2016 model Ghostbusters, sizi keyiflendirecektir. Özellikle filmin ikinci yarısı çok eğlenceli. Bu dönem izlediğimiz X-Men: Apocalypse ve Batman v Superman: Dawn of Justice gibi filmlere büyük umutlarla gidip hayalkırıklıklarıyla döndüyseniz, bu filme de önyargılarla girip eğlenerek çıkacaksınız salondan.
 

3 yorum:

  1. Bu filme ön yargısı olanlardan biri de bendim hatta bu yüzden önermemiştim hatırlarsın ama madem sen beğendin bir şans verelim bakalım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fırsat bulursan üç boyutlu izle derim çünkü baya güzel hazırlamışlar :) Çocuklar gibi eğlendim seyrederken.

      Neon Demon'ı yazacağım herhalde bugün.

      Sil
  2. Ben Biraz hayal kırıklığı yarattı azcık Orijinal daha çok sevmiştim :)Eskiye ait olanı O zamanda minik bir çocuk olarak gidip izlediğimde hem korkup hemde ne güzel yaa dediğimi hatırlıyorum :) Paylaşımınız için teşekkürler :)

    YanıtlaSil