60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

14 Temmuz 2016 Perşembe

Ya Hep, Ya Hiç !

Mutsuzluktan ölünmüyormuş. Bunu deneyimledim. Fazlasını sormayın. Anlatmayacağım. Kimse dinlemiyor nasılsa. Sözüm meclisten dışarı tabii. Dinleyeceğini söyleyenler de araba gürültüsünü dinlermiş gibi yapıyor. Kulak arkası ediliyor. Neyse. Galiba blog tarihimin en uzun aralarından birini verdim. Belki de en uzunuydu. Ne oldu ? Sosyal medya, blog, hatta yeri geldiğinde telefonumu bile kapadım. İnsanlarla uğraşmak yordu beni. Herkes kendi derdine yanarken, biri de çıkıp "yahu bir Zihin vardı ne oldu" diye sormuyor. Nasılsa hep biz dinliyoruz. Bizim derdimiz tasamız yok. Varsın sormasınlar. Ben de söylemiyorum artık. Kafamın içinde akrepler dolanıyor. Sürekli beynimi didiklemekle meşguller. Bir kere daha..neyse der geçerim. Tatsız konular. Konuşmayalım.  


Bob Dylan'ın şu resmi çok güzel. Kendisini dünya gözüyle iki defa izlediğime seviniyorum. Efendim, bu kadar olumsuzluklar içinde kendime usulca bir yol çizdim. Yanıma hiçbir şey almadan yollara düştüm. Sadece müzik çalarım, cüzdanım, şapkam ve pek bakmadığım telefonum. Sağda solda biriktirdiklerimi de doldurdum ceplere. Har vurup harman savurdum. Nasılsa evde bekleyenim yok. Ufukta bir yurtdışı seyahati planlıyordum fakat vazgeçtim. Parasını Antalya ve İstanbul sokaklarında yedim. Hiç de pişman değilim. Bayramı Antalya'da karşıladım. Her sene normal zamanda yüzünü görmediğim, sesini duymadığım akrabaların bir araya geldiği bayramda evde değildim. Samimi gelmiyor bana hiç böyle şeyler. Madem aile bağları feşmekan, neden diğer günlerde konuşmuyoruz ? Aynı kandan geliyor olmamız affettirmiyor. Bir yaştan sonra çekilmiyor.


Neyse, Ian Gillan ile bayramlaştım bu sene. Elini öptüm. O da bize Highway Star söyledi konserin açılışında. Expo kapsamında verilen Deep Purple konserinden bahsediyorum yani. 100 liraya izlenebilecek en kıyak şovdu herhalde. Zaten o grubun hastasıyım. Yani çıkıp Ankara'nın Bağları'nı söyleselerdi iki saat boyunca, gıkım çıkmazdı. Ama çok daha iyisini söylediler; Highway Star, konserde söylesinler diye yalvardığım ve sonunda canlı olarak dinleyebildiğim Bloodsucker, Hard Lovin' Man, Strange Kind of Woman, yeni albümden müptelası olduğum Vincent Price, Perfect Strangers, eski şarkılardan Demon's Eye, pek tabii Smoke on the Water, Space Truckin', Hush ve Black Night gibi. Bir kere adamlar efsane. Yani ne denebilir ki. Konserden tam üç hafta önce emektar davulcuları Ian Paice, İsveç semalarında mini-inme geçirdi. Hemen tedavi altına alındı. Ben tam umudumu kesmiş, "kesin konsere çıkamaz" derken bir anda tam karşımda Paice'i gördüm. Davulunun başında. Çılgınlar gibi. Adam inme geçirdi diyorum. Koşa koşa yine sahnede. Tek eksik, davulu zorlayan ve peşinden solo gerektiren The Mule şarkısını setlistten atmışlar. Olsundu. Biz kendisini sağlıklı olarak görelim yeter. Bir şarkı iki şarkı okumasınlar farketmez. Normalde Deep Purple deyince akla hemen efsanevi solisti Ian Gillan'ın çığlıkları gelir ama bildiğiniz gibi 90'ların hemen başında sesini kaybetti ve yirmi senedir o yüksek perdeden attığı çığlıklardan eser yok. Dert mi ? Asla. Çünkü iki saat boyunca (ki konser geç başladı 22:20 civarında) kızarana dek bağıra bağıra şarkılarını söyledi. O kadar sempatik bir grup ki. Gillan'ın sahnede yaptığı muziplikler (Hard Lovin' Man'in bir yerinde gong sesi var, onu eline aldığı küçük gongla çalarmış gibi yapması, sahnede uçuşan sinekleri yüzünde patlatır gibi yapması vs.) unutulmazdı. Bassçı Roger Glover bizden tarafa daha yakında. Kendisini yakından seyrettim. Adam keyif alarak çalıyor. Bunu farkettim. 50 senedir aynı şeyleri çalıyor belki ama o mekanikleşme olayı gözlemlenmemiş. Halen zevkle çalıyor adam. Görece olarak grubun yeni elemanı, 20 senelik Steve Morse da gitar sololarıyla kulaklarımızı okşadı. Vaktiyle grubu kavga ederek terkeden Blackmore, ses getirmeyen solo projeleriyle yoluna devam ederken (şimdi de Rainbow'u toplamış, Dio öldü oysa ki) Morse, 20 yılın sonunda Purple'da onun yerini neredeyse doldurmuş durumda. Ego sıfır. Keyifler yerinde. Ama grubun bence en "manyak" üyesi klavye başındaki Don Airey. Efsanevi üyeleri Jon Lord 2002'de rahatsızlandıktan sonra grubu bırakmak zorunda kalmıştı. Yerine Don abimizi almışlardı. Peki kim bu Airey derseniz, hemen kimlerle çalıştığını söyleyeyim: Rainbow, Ozzy Osbourne, Gary Moore, Whitesnake, Judas Priest, UFO, Wishbone Ash falan falan. Rock tarihinin en uzun soluklu ve başarılı klavyecilerinden biri. Ozzy Osbourne'un Mr.Crowley'si var ya, işte o şarkının tüyler ürperten org kısmını Don abimiz çalıyordu. Purple'la da müthiş bir ten uyumu yakalamış. Adam iki saat boyunca şov yaptı resmen. Üzerinde çiçekli gömleği ve göbeğini yasladığı Hammond'ıyla sempatiklikten yıkılıyordu. Bir ara eline birasını aldı. Hush'taki performansı ile bizleri psychedelic sulara götürdü. Ufak da bir solo yaptı. İçine Türk Marşı'nı da ekledi. Klasik müzikten esintilerle. Grubun her üyesini çok seviyorum ama sahnede izledikten sonra favorim, yüzündeki deli-dahi sırıtışıyla arzı endam eden Don Airey oldu artık. Özellikle korku sinemasının efsane yıldızı, çok sevdiğim Vincent Price'a, aynı isimdeki şarkıyla selam çakarken adam bizlere "korku dolu" dakikalar yaşattı. Sonuç olarak Gillan'ın sesi eskisi kadar görkemli değilse bile sempatikiliğiyle puan toplarken arkasında çalan ekip her bir elemanıyla dört dörtlük bir iş çıkarıyor. Mutlaka izlemelisiniz fırsat bulursanız. Fevkalade "mor" bayram oldu.

Konserlere devam etmeden bir ufak parantez; Expo'ya ulaşım biraz eziyet olmuş. Buradan yetkililere seslenmek istiyorum, sitelerinde havalimanından alana travmay hattı var yazıyor fakat ne hikmetse tramvay çalışmıyordu. Peki nasıl alana varabilirim diye düşünürken çeşitli alternatiflere yöneldim. Ve bu sırada Rus turisti görünce dört takla atan insanlardan bazılarının biz yerli turisti ayaküstü "kazıklamaya" çalışması canımı fazlasıyla sıktı. Yabancı hayranlığından, kendi insanına değer vermeyi unutmuş insanlar. Herkes için diyemem elbette ama yerli turisti çarpmak için yol gözleyenler var maalesef. Aman dikkat ! Keşke belediye tramvayı yapsaydı da böylesi fırsatçı adamlara da mahkum olmasaydık. Serginin kendisine gelirsek, açıkçası hem beğendim hem beğenmedim. Kısaca özetlersem, bazı ülkelerin standları çok başarılıydı. İlginç ülkelere denk geldim. Ufak tefek hediyeler aldım (kendime tabii). Yolunuz düşerse eğer Kuzey Kore, Çin, Nepal, Meksika ve irili ufaklı bir çok Afrika ülkesinin bahçelerini/sergilerini gezin derim. Büyük bir alana yayılmasına rağmen oryantasyon ve tuvalet gibi bir çok yerli organizasyonda sorun olan konuların da üstesinden gelmişler. Herhangi bir sorun yaşanmadı. Fakat can sıkan nokta, bir, yemek alternatifleri çok kısıtlı, eğer et yemiyorsanız ciddi bir problem sizleri bekliyor demektir, iki, alternatif etkinlikler biraz daha cafcaflı ve eğlenceli olabilirdi. Biraz sönük buldum etkinlikleri. Yine de bahçeyle ilgileniyorsanız bir görün yerinde derim.
 

Sonra geri döndüm şehrime ve birkaç gün dinlenip (boş durmadım yine gezdim) tekrar yollara döküldüm, istikamet şehr-i İstanbul. Ne var ? Scorpions konseri. Ama geçmeden şehirde yaptıklarımdan bahsedeyim. Tamam gereğinden fazla kalabalık bir şehir. Bunda hemfikiriz. Korkunç yapılaşmalarla ve tarihe sahip çıkılmamakla da şehir giderek kimliğini yitiriyor. Doğru. Fakat her şeye rağmen sürprizlerinden eksilmeyen bir şehir İstanbul, her sokağı şaşırtmaya devam ediyor bizleri. Her seferinde bir plan yapıp gidiyorum ve çoğu zaman uygulayamadan "anlık planlar" çıkıyor ortaya, öyle sürprizli bir kent. Yeniden planlarım bozuldu dolanırken.

Hedefim Beyoğlu'nda görmediğim birkaç müzeyi, sergiyi görmekti. Mesela 500. Yıl Türk Musevileri Müzesi var (Neve Şalom'a taşınmış komple), Orhan Kemal Müzesi var, Adam Mickiewicz Müzesi var,.. Hiçbirini gezemedim. Çünkü vaktimi arka sokaklarda harcadım yine. Bir sokağa giriyorum, güzel bir kafe çıkıyor karşına. Öbürüne giriyorum, tarihi bir bina çıkıyor. Oyalan baba oyalan, saatler günler tükeniyor hemen. Bitmiyor arkadaş. Gocunmuyorum tabii. Bilinmeyeni öğrenmek, görmediğin yerleri görmek keyifli. Neyse, yine minnettar kaldım bu şehre. Klasik Mephisto ziyaretimi yaptım. Ankara'da bulamayacağınız albümler genelde orada bulunuyor. Not edin derim hemşehrilerim. Ara sokakta bir plakçı keşfettim ama salak gibi adına bakmadım. Caz ağırlıkta şeyler satıyorlar. Biraz dolandım fakat açmadı. İlgilisine. Cazlar bana yaramıyor komşular. Hani blues severim de, safkan caz.. ı ıh. Vokal caz en fazla gidebileceğim nokta. Frank Sinatra, Ella Fitzgerald ve saygıdeğer, aziz muhterem Nina Simone hanımefendi (aşırı severim) gibisinden. Kilise gezdim yine. Seviyorum ben ibadethaneleri. "No photo" uyarılarına maruz kaldım tabii. Ama çekmiş bulundum.


Eğer sıkılmadıysanız konsere değineceğim. Şimdi bir kere ben hiçbir zaman Scorpions hayranı olmadım. Bana hitap eden bir tarzları var doğru. Hard rock yapan herkesin başımın üstünde yeri vardır amenna. Lakin çözemediğim durumlar var onlarla ilgili. Fazla dinleyemiyorum. Gene de severim yani. Zaten sevmesem yollara dökülmem. Konser "ne yazık ki" meşhur Küçükçiftlik Park'taydı. Aslında sevimli bir yer, biraz çim, biraz da beton, fakat nedense ısınamadım. Ses sistemi tam anlamıyla tatmin etmiyor beni. Dayanılmaz köfte kokuları cabası. Allah'ını seven şu cızbızcıları uzaklaştırsın. Mangala gelmiş gibi hissettiriyorsunuz. Organizasyon da Allah'lıktı. Kapı açılış 17:00, elimizdeki tek bilgi buydu. Öngruplar TNK ve Şebnem Ferah. Ama kim ne zaman çıkacak, kaç saat boyunca sürecek hiç bilemedik (TurkGitar aslında tweetle bilgilendirmiş konser günü ama ben sosyal medya kullanmıyordum o süreçte). Neyse efendim, kafada biraz hesap yaptım ve ilk grubun 18'den önce çıkmayacağını tahmin edip alana 18 sularında girdim. Sahne önündeki yerimizi aldıktan sonra, dj setiyle deyim yerindeyse moda tabirle "çılgın atan" Nikki Wild abimizi dinlemeye koyulduk cümleten. Genelde konser öncesi sahne alan dj'lere hafiften kıl olurum ama Nikki Abi öyle dehşetengiz bir adam ki, bir ara "yoksa ben onun konserinde miyim yahu" dedim kendime. Nasıl enerjik, nasıl ateşli. Evet, adam setin başında sigara yakıp arada da saç spreyin tutuşturup harılharıl ateşler çıkarıyordu. Ve dahası işinin ehli bir abimiz olacak ki tam da konsere uygun şarkılar seçti; genelde 80'ler metal ve rock şarkılarından derlemiş. İmajı da şarkılarla uyumlu. Ceketli, uzun saçlı ve bol dövmeli. Sahneyi sıradaki şarkıcıya bırakırken masasını kenara çekip masasının üzerine "porn star parking" tabelası koyması ise gülümsetti. İlk defa sahne öncesi bir dj izlemekten onur duydum. Livin on a Prayer ve Paradise City ile herkesi bir ağızdan şarkılar söylettikten sonra şansını Mr.Crowley'de denedin, ama olmadı. Hatta kendisi bir umut şarkının başını söyleriz diye sesini kıstı, baktı gördü ses yok, elleriyle "Allahınızdan bulun ulan" hareketi bile yaptı. Sonra başka şarkı açtı. Gecenin en unutulmaz hareketlerindendi.
  
İlk grup TNK sahneye çıktı ve 40 dakika boyunca -ne yazık ki- bizler eziyet çektik. Kusura bakmasınlar, kötü bir grup değiller ama o gün ne yeri ne zamanıydı. Hard rock, metal dinleyen ve sahnede öyle şeyler bekleyen yüzlerce, binlerce insana romantik indie, pop rock tarzda şeyler okursanız alkış da alamazsınız. Nitekim solist "tatlı" dille, bizlere çemkirdi. "Bari sıradaki şarkımıza eşlik edin yani" falan dediler. Tepki bile vermeden geçtik. Kendileri için kötü bir deneyim olmuştur. Üzüldüm biraz. Fakat ben de alkışlamadım. Çünkü şarkılar hiç sarmadı. Şebnem Ferah'ın sahne süresinden de biraz kısıldı galiba bu yüzden. Keşke sadece öngrup Şebnem Ferah olsaymış. Velhasılkelam, Nikki Wild abi, TNK ertesi bizleri gene coşturdu ve sıra Ferah'a geldi. Onca yerli şarkıcı ve grup izledim ama kendisini seyretmek o güne nasipmiş. Ya Hep Ya Hiç ile sahneye çıkması benim açımdan harika oldu çünkü en sevdiğim şarkılarından biriydi. Hoş, fazla şarkılarını bilmem ama az çok her Türk rock dinleyicisi gibi ben de kendisinin şarkılarına kulak aşinasıyımdır Sigara, Mayın Tarlası, Çakıl Taşları, Ben Şarkımı Söylerken, Delgeç, Can Kırıkları, Bu Aşk Fazla Sana, Birileri Var, Fırtına gibi bilinen şarkılarından kısa ama etkili bir seçki hazırlamıştı. Kendime söz verdim, ilerki tarihlerde solo bir Ferah konserine gideceğim. Daha keyifli olacak herhalde. Sonra bir saat civarı bir sahne hazırlığının sonrasında akrep abiler sahnedeydi.


Asılı duran Scorpions perdesi, siren sesleri eşliğinde yere indirildi ve yeni albümdeki favori şarkım Going Out with a Bang çalmaya başladı. Zımba gibi daldılar sahneye. Yarım asırlık bir gruptan bahsediyoruz ve şimdiye kadar binlerce konser vermişler, adamlarda tık yok, beni gömerler herhalde. Solist Klaus Meine abimiz çok keyifli (her ne kadar gözlüğünü çıkarınca bir siyasiye benzese de..!). Eh, gitardaki Rudolf Schenker tam bir şov adamı. Bir ara gitarına egzos benzeri bir eklenti taktı, sahnede koşarken dumanlar falan çıkarıyordu. Deli herif ! Sahnenin ortasına bir çıkıntı yapmışlar, catwalkvari. Rudolf sürekli orada koştu durdu. Bir ara "aha şimdi tepemize konacak adam" dedim, konmadı. Fakat zıplamadan edemedi hiç. Gecenin onunda biz ayakta duramazken adam tenis topu gibi oradan oraya hopladı durdu. Şarkılara geçmeden, bir detay vermek istiyorum. Normal davulcuları James Kottak ile sorun yaşayan grup, yerine kimi almış dersiniz ? Motörhead'in über davulcusu Mikkey Dee, adamı sahnede görünce sevinçten ağladım (Lemmy'e selam !). Zaten insan gibi çalmıyor. Bir ara alev alacak sandım, endişelendim. Sakin ol Mikkey abi. Hızına yetişilmiyor. Make It Real, Zoo falan derken bir anda 70'ler potporisi yapalım mı dediler, evet dedik tabii. Top of the Bill ile başladı olay, Steamrock Fever ile ısındık, Speedy's Coming yaptık ve favori Scorpions şarkılarımdan Catch Your Train ile tamamladık.

Sonra Klaus minik bir "halka sesleniş" yaptı. Dedi ki, "bizler yola çıktığımızda Almanya'da otobanlarda dolanırdık. Kim bilirdi ileride bir gün Türkiye'de de çalacağımızı, yaptık çünkü bu oyunu biz kurduk". Hemen ardından We Built This House'u yapıştırdılar ve manifestolarını kanıtladılar. Sözleri de ekrana yansıttılar misler gibi, bilen ve bilmeyen herkes eşlik etti böylece. Gecenin en can alıcı yerlerinden biri ise catwalkun ucunda yaptıkları akustik potporiydi. Tam arkalarında gökte ay. Vakit bulursam Send Me An Angel performanslarını çektiğim kadarıyla buraya eklerim. Always Somewhere'di ilk slow şarkımız. Herkeslerin bildiği. Sonra yenilerden Eye of the Storm geldi. Ve -bence- gecenin en güzel şarkısı Send Me An Angel. Herkes eşlik etti, ben çok şaşırdım. Genelde Türk seyircisi "bakar". Eşlik etmez. Demek eğlenmek için gelmişler. Mutlu oldum. Grup da sevinmiştir buna. Zaten baktılar seyirci iyi, küt diye Wind of Change geldi. Ekranda kocaman barış işaretiyle. Klaus'un ceketinde de bu işaret vardı. "Umudun şarkısı" diye tanıttı ve herkes bir ağızdan eşlik etti. Herhalde Türkiye'de gördüğüm en başarılı grup-hayran işbirliklerinden biriydi. Teklemeden söyledik. Bu kadar slow şarkı yeter diyerek bangır bangır Rock 'n' Roll Band ve favorim Dynamite çalındı. Işık şovlar, ekranda patlamalar, rock konseri böyle bir şey dedirtti. Gecenin olayı ise, müthiş adam Mikkey'nin davul setiyle beraber "göğe yükselmesiydi". Adam havada beş altı dakika boyunca aralıksız solo attı. Çılgınlar gibi ve sonuna doğru vurduğu her notada ekranda bir Scorpions albümü resmi belirdi, 50.Yıl Turnesi için güzel düşünülmüş bir detay. Sonra Blackout ile bağırttılar beni. Zaten dünden hazırım Blacout'lamaya. Yapmayın çocuklar. Durmadı vicdansızlar, No One Like You ve Big City Nights dediler. Bis için geri döndüklerinde Still Loving You çaldılar önce. Tüm sahne kıpkırımızı boyandı. Sonra da Rock You Like a Hurricane. Konser gibi konserdi yani.


Böyle işte. Müzikle hayata döndük gene. Kötü zamanlar geçirdim. Belli etmedim ama oldu. Her gün insanlar ölürken bundan sözetmenin yeri ve sırası değildi. Orlando'da, Dakka'da, İstanbul'da ve Bağdat'ta yüzlerce masum insan ölmüşken, sızlanmam yersiz. Korkunç şekilde sonlanıyor hayatlar. Sevenlerini kaybediyor binlerce insan. Bu manzaranın tam ortasında, çıkıp drama queen oynamak bana yakışmaz. Fakat kendi adıma şu kadarını belirteyim, pek düzlüğe çıkabildiğim söylenemez; müzik geçici bir suni teneffüs yaptı bana. Hayattayız. Müzik var. İyi ki var. Tanrı'ya şükretmek için iyi bir sebep. Fazla uzattım ama dönüş yazım sonuçta, buraya kadar okuyan herkese kucak dolusu teşekkürler; okumayanlara da selam edelim napalım. Canları saolsun. Kimseler farkında değil bence ama hayat feci kısa, birilerini kırmadan dökmeden ilerlemek zor iş; ama denemeliyiz. Şarkı diyor ya, "Kazansak da kaybetsek de, denemeye değmez mi.."



Unutmadan paylaşayım. Okuduğum belki de en iyi tweet bu. Lütfen, havalar sıcak, kapınızın önüne bir kap su ve bir kap mama bırakın. Hepsi bu işte, fazla beklentileri yok. Sevmeyin gene tamam, ama saygı duyun. Onlar canlı. Kısa hayatlarını zindan etmeye hakkınız yok, unutmayın bunu sakın.


Giderayak bir politika yapalım. Şimdi tüm medya yazıp çiziyor. Seviç çığlıkları atılıyor sürekli, "kadınlar dünyayı yönetecek artık". Bilmem nerenin seçiminde, bilmem kim aday. "İngiltere'ye kadın eli değecek, yaşasın bir kadın başbakan daha seçildi" falan falan. Sizi bilmem ama sırf cinsiyetinden ötürü kendisini alkışlayamam. Medya her şeyi yazıp çizer ama bir şeyi görmez hiç, kendisi tilki avına destek çıkıyor; denecek sözüm yok buna. Ha, bir de Irak Savaşı'nı desteklemişti vaktiyle. Alkışlayan alkışlasın kendisini.

12 yorum:

  1. Sonunda! Hergün sayfanı açıp "Zihin yine gelmemiş." diyerek kapatıyordum. Ben de yaklaşık bir aydır senin kadar olmasa da benzeri bir çekilme ve gezme durumundayım. Benimki bir süre daha devam edecek gibi. Umarım sana iyi gelmiştir bu uzaklık. Sitem etme, bir önceki yazına istinaden dönmeni beklediler bence (en azından ben ona istinaden bekledim) bence blog alemi özledi seni. ^^ Hoş geldin. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşbuldum ! :) Yorumu okumak mutlu etti beni. Teşekkür ederim. Bir arkadaş da bana whatsapptan yazıyordu, "hala yazmıyorsun" diye. Ona diyordum, "daha değil". Kendimi anca şimdi hazır hissettim, beynim yerine oturdu (gibi?). Aslında iyi geldi bir süreliğine. Gerçekten kötü hissediyordum bir ara. Fakat sorunların üstüne gidip tamamen çözmem gerekiyor sanırım. Bakalım neler gösterecek zaman.. Umarım senin durumlar da hallolur. İnsanı ikiye bölüyor dertler. Kafa hep başka yerde. Ben de çok özlemişim. Güya bir aylığına kayboldum. Habire eski yazıları okuyorum. Yetişemiyorum :D

      Sil
  2. deli çılgın benim bile dikkatimi çekti, hoş geldin. Umarım geçmiştir kötü olan her şey, bak en azından hala hayattasın, ki bu çok büyük bir başarı.
    gitmediğin konser kalmamış ki! müzik candır zaten, müzik en iyi terapidir. 30 yıldır müzik terapisi görüyorum :)
    Bu arada ne kadar üzgün olursan ol çemkiricem sen nasıl şebnem ferah konserine gitmemiş olursun ki? ciddi mi yoksa yanlış mı anladım? elf gözlerim hatalı mı okudu???

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten de hayatta olmak büyük başarı. Ne yazık ki doğru. En etkili ve en ucuz terapi yöntemi olarak müzik :) Aşırı doza maruz kaldım son günlerde :D Ahahaha valla kime dediysem bu tepkiyle karşılaştım, sanırım Şebnem Ferah'ı izlememiş son kişi bendim. Artık tamam :)

      Sil
  3. Yazmaktan ve müzikten hiç vazgeçme! Hepimizin elinde bir tek bunlar kaldı zaten, onu da ne kendinden ne de senden birkaç kelam duymayı seven blog camiandan esirgeme lütfen.
    Ve evet mutsuzluktan ölmüyor insan. Olgunlaşıyor, içi kanıyor ve kabuk bağlıyor sadece...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir şekilde bir yerlere bir şeyler karalamak iyi geliyor bence de. Kimi zaman çok şizofrenik geliyor bana kağıtlara aldığım notlar. Sonuçta blog gibi insanlara açık bir şey değil kişisel notlarım, ama deniyorum. O yüzden blogta yazdıklarım daha "sağlıklı" bir ortam gibi, en azından komşular var :) Yalnız şu da var, fazla olgunlaşan meyve ağaçtan düşebilir en sonunda. Kabuğun etkisiyle.

      Sil
  4. Komşum nerelerdeydin?! Hoşgeldin.
    İlk paragraftaki sitemi üstüme almıyorum, zira twitter'dan bir pingleme girişimim olmuştu :/ Ayrıca her zaman, her türlü muhabbet/dertleşme için kapımız açık.

    Uzun, tatlı bir müzik masalı gibi olmuş <3 tam da dönüş için uygun ;) Senin adına çok sevindim. Dilerim, bu motivasyon ve enerjin güzel başlangıçlara vesile olur. Tekrar hoşgeldin!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yollardaydım ve hoşbuldum Afede :)

      Sözüm meclis dışı ibaresini o yüzden hemen koydum yazının başına. Yanımda olan herkese teşekkür ettim. Biliyorum desteklerini :)

      Böylesi korkunç bir gecenin ertesinde güzel bir enerjiden söz edemesek de umarım güzel bir yarın olur. Tekrar hoşbuldum :)

      Sil
  5. ya hep ya hiç , evet o şarkısı da güzeldir ben söylemeden keşfetmişsin :)
    Bayram asıl sana olmuş ya bizim yaşadığımız bayram falan değildi yani deep purple yerine evde cırcır böceğini dinledim , keşke tnk olmasaydı demek yerine şu düğün niye bayram günü ki diye yakındım ,şebnem ferah kısmına değinmek bile istemiyorum hemen günde bir doz önerdiğim şarkıları dinle açığını kapat :D
    expo ile ilgili paylaştığın fotoğraf bir buda mı onu hangi sergiden aldın ? Gidince ben de alırım belki
    Kaç gün geçmiş , ne zaman gelecek acaba scorpion kaydımız dört gözle bekliyoruz o atmosferi görmek istiyorumm
    İngiltere gibi bir ülkenin başbakanı erkek de olsa kadın da olsa hatta değişen bir şey olmaz belki şuanda artık güneşi batan bir ülke olabilir ama politika hep aynıdır dolayısıyla erkeklerin dünyasında kadın başbakan çok da bir şey ifade etmiyor kanaatimce ilerleyen safhalarda ne olur bilinmez tabi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konser öncesi maratonda hazırlanırken keşfettim onu :)

      Ahahaha valla tnk'yi görsen değil cırcır böceği, mutfak blendrı sesine razı olurdun.

      Satılmıyor o heykel. Nepal bahçesindeki tapınağın içinde :) Fakat galiba küçük Buda'lar satılıyor. "Buda" böyle bir hikayemdir :p

      Kaç gün geçti ama 2 gündür ben kendime gelemedim yaşananlardan dolayı. İnsanın tepesinde helikopterler ateş açınca, jetler dolaşınca, patlamalarla yerler sarsıldıkça ve bir de sokakta tekbir sesleri duyunca kendine gelemiyorsun haliyle.

      Haklısın ama yine de sırf kadın diye böylesi şahin bir ismin parlatılması, feminizm potasına sokulması aptallık. Zaten dediğin gibi büyük devletlerde devamlılık esastır. Obama'da gördük. Devrim yapacak sanıyordu Amerikalılar, ülke tarihinde en çok bayraklar onun döneminde yarıya indirildi + Afro-Amerikan'lara saldırılar yoğunlaştı, sesini çıkaramadı yeteri kadar.

      Sil
  6. Ben de merak edenlerdenim sevgili Zihin. Ama tatildesiniz zannettim, malum blog yazılarında bir yavaşlama var. Şimdi keyifler yerinde mi diyeceğim ama cuma günü olanlardan sonra yersiz olacak. Büyük bir travma yaşadık. Ankara'da işler daha da karışıktı. Ne diyeyim? Sonumuz hayır olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Keyifleri ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Hatırlamak istemiyorum. Umarım artık güzel günler görürüz. Aksini düşünmek istemiyorum.

      Sil