60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

7 Haziran 2016 Salı

Karanlıktan Sonra, Yalnızlıktan Önce

 
 "Tüm bu yalnız insanlar, nereden gelirler? Tüm bu yalnız insanlar, nereye aittirler?" - The Beatles

En son ne zaman birine onu sevdiğinizi söylediniz ? En son ne zaman sevdiğiniz birine sarıldınız ? Ve dahası en son ne zaman içinizdeki ve dışınızdaki karanlıkla yüzleşebildiniz ? İşte tüm bu sorular etrafında şekilleniyor Haruki Murakami'nin melankolik novellası After Dark. Okuyucular ve bazı eleştirmenler tarafından fazla beğenilmemiş olsa da After Dark, bence Murakami'nin en iyi eserlerinden biri. Hatta öncesinde favori Murakami kitabım ilan ettiğim Dance, Dance, Dance ile yarışacak ölçüde bir kitap. Yabancılaşma, şehirleşmenin ve kapitalizmin getirdiği içi boş insan yığınları ve insanoğlunun en temel korkusu karanlık.

"Bu dünyada, sadece tek başına yapabileceğin şeyler vardır ve bir de sadece başkalarıyla yapabileceğin şeyler. Önemli olansa ikisini de doğru oranda birleştirebilmek."

Kitap geceyarısına doğru bir kafede başlıyor. Tek başına oturarak kitap okuyan 19 yaşındaki Mari, okuldan onu tanıdığını iddia ettiği bir çocukla karşılaşır. Masasına yanaşan ve Mari'yle ablasını tanıdığını iddia eden Takahashi, yakınlardaki bir apartmanın bodrumuna prova yapmaya giden bir tromboncudur. Takahashi, Mari'ye eski günlerden söz eder ve kısa bir süre sonra prova için kafeyi terk eder. Bir süre sonra kafeye yapılı bir kadın girer ve Mari'nin masasına yönelir. Kendisinden yardım isteyen bu kadın civardaki bir aşk otelinin yöneticisidir. Mari'nin Çince bildiğini Takahashi'den öğrenen Kaoru (otel yöneticisi), Mari'nin yardım teklifini kabul etmesiyle otele doğru yol alır. Mari, gecenin karanlığında hem kendisiyle hem de gece insanlarıyla yüzleşecektir.

"Hayatlarımız aydınlık ve karanlık şeklinde ayrılmaz. İkisinin arasında gölgeli bir arabölge vardır."

Photo Courtesy of Masashi Wakui

Murakami'yi kitap sonu yazamamakla ve olayları tam olarak derinlemesine işleyememekle itham etmiştim önceki yazılarımda ama bu defa kendisi öyle düzenli bir yöntem izlemiş ki, hiçbir şey havada kalmıyor. Yine doğaüstü olaylar açıklanmıyor belki, mesela kitapta televizyon ekranında beliren ve Japon korku filmlerini aratmayan maskeli adam kimdi, neden orada tek başına oturuyordu, cevaplanmıyor. Ama bu kısacık kitap boyunca öyle güçlü bir atmosfer yaratılmış ki o soruların peşine bile düşmeye niyetlenmiyorsunuz. Çünkü Murakami bu defa kartlarını açık oynamış. Yalnızlık ilk defa bu kadar net olarak karşımızda dikiliyor. Geçmişinden (kendisinden?) uzaklaşmak için bir aşk oteline yönetici olan Kaoru, güzeller güzeli ablasıyla arasına görünmez duvarlar örülen ve kendisiyle iletişimi tamamen kopan Mari, küçük kızkardeşi Mari'yle iletişimi kopma noktasına gelen ve dünyayla olan bağlantısını haftalar sürecek uzun bir uykuyla koparan Eri, esrarengiz ama sıradan bir sistem adamı tarafından aşk otelinde öldüresiye dayak yiyen Çinli bir hayat kadını ve hayatı boyunca aşkı tanımamış bir oğlan, Takahashi. Bir şehir dolusu yalnızlık.

"Sessizlik o kadar derindi ki, kulaklara zarar veriyordu"

Uzun zamandır bu kadar etkileyici ve yalnız bir kitap okumamıştım. Murakami öyle bir tablo çiziyor ki, insanları sözde bir araya getiren bu koca şehirler, metropoller, aslında bizleri birbirimizden koparıyor. Gündüz otobüslere, metrolara ifadesiz suratlarla tıkışan insanlar, gece olduğunda dört bir yana dağılıyor. Herkes kendi odacığına çekiliyor. Eskiden bir arada kocaman evlerde yaşayan aileler artık tek başlarına ufak dairelerde kalıyor. Öyle birbirimizden uzaklaşıyoruz ki, aşk yapmak için bile oteller açıyoruz. Kimisi orada kalmayı tercih ediyor kimisiyse işini bitirip ayrı yollara gitmeyi. Her şey mekanikleşmiş durumda. Konuşmalar kısalmış, paylaşımlar azalmış, sevişmeler bile saatlik. Bir zamanlar insanları bir araya getiren karanlık, artık bizleri ayırmaya yemin etmiş belli ki.

"Uykusu o kadar uzun ve derindi ki, kendi gerçekliğini geride bırakmıştı"

Her bölümün girişinde olayın geçtiği saat diliminin verildiği After Dark, iki yüz sayfada çok şey başarıyor ve okuyucuyu da kendiyle başbaşa bırakıyor. Ne kadar yalnızlaştığımız ve bir o kadar da kendimizden de uzaklaştığımız gerçeğini yüzümüze vuruyor. Kitabın sonuna doğru paylaşılan bir asansör sahnesi var. Mari öyle şeyler söylüyor ki, hepimizin aslında o asansörde bir parçamızın geride kaldığını hissediyoruz. Dance, Dance, Dance ile birlikte en acilinden bu kitabın da dilimize kazandırılması lazım. Gece insanlarının bu kitabı okuması şart !

"'Ne düşünüyorum biliyor musun?' dedi bana. 'İnsanların anıları belki de sadece yakıttır, hayatta kalmak için yaktıkları. O anıların bir önemi olsun ya da olmasın, hayatın devamlılığı önemli olduğu müddetçe hiçbir şey farketmez. Hepsi sadece yakıttan ibaret'"

6 yorum:

  1. haydaaa e bunu da merak ettim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Piyasada İngilizce'sini bulmak da zor nedense. Kitabı bizden saklıyorlar mı nedir artık :p

      Sil
  2. Murakami hiç okumadım biraz ön yargılıyım sanırım bu tarz okumalara , hep nedesen okuyacak "bana göre " daha önemli kitaplar var gibi geliyor ama sen beğendiğine göre bir şans verilebilir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Popüler kitaplara, çok satanlara ve dahası üzerinden 30-40 yıl geçmemiş kitaplara temkinli yaklaşırım ben de. Ne yalan söyleyeyim ilk okuduğum Murakami'ler (İmkansızın Şarkısı ve Sputnik Sweatheart) beni çok etkilemedi, mamafih sonrasında okuduklarım (Dance, Dance, Dance ve After Dark) gayet keyifli eserlerdi öneririm ikisini de :)

      Sil
  3. "Yorumunuz onaylandıktan sonra görülecektir" dedii aaa ben gelmeyeli yorum sistemi bile değişmiş :P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahaha bir süredir öyle yorum sistemim ama sana denk gelmemiş demek. 3 günden sonra yapılan tüm yorumlar denetime tabii :p Demek ki sen sıcağı sıcağına yorum atıyormuşsun eskiden :D

      Sil