60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

3 Haziran 2016 Cuma

Dans Et, Ötesi Yok Çünkü

Bu aralar yazasım yok. Söyleyecek lafım, dertleşecek yaşantılar çok ama elim varmıyor. Yüzüm de yok zaten. İnsanlar ölüyor. Zihin'in dertlerinin sırası değil. En iyisi kitaplardan bahsetmek. Daha önceki yazılarımda anlatmıştım, bir aydır sadece kitap okuyorum. Yıllardır duyduğum ama elimin varmadığı Haruki Murakami kitaplarına ağırlık verdim. Şimdi dördüncü Murakami'mi deviriyorum ve diyebilirim ki genel olarak beğendim. Yalnızlık, müzik, modern yaşamın sıkıntıları, kapitalizm, aşk, seks ve benzeri konular üstüne yazıyor kendisi ve genelde kitap karakterleri benzeşiyor; istisnalar dışında. Hafif bir büyülü gerçekçilik tarafı da var-Marquez kadar olmasa da. Keyifli, vakit öldürmelik kitaplar. Okuduktan sonra "hayatım değişti" gibisinden triplere girmiyorsunuz; ama kafa boşaltıyor. Kendisinin müzik zevki de benimkiyle fazlasıyla uyuşuyor. Bob Dylan, The Beach Boys, Prince, The Beatles, The Rolling Stones, Talking Heads, David Bowie.. ühüü.


Okuduğum kitapları içinde beni en çok etikeleyen Dance, Dance, Dance oldu (tahmin edeceğiniz üzere ismini The Beach Boys şarkısından alıyor). Kitap bildiğim kadarıyla Türkçe'ye henüz çevrilmedi. 80'lerin sonunda yazılmış bir kitabın, hele de bu kadar popüler bir yazarın bu kitabının -hala- çevrilmemiş olması bir skandaldır bence. Tabii çevirilerin niteliği de önemli zira bildiğim kadarıyla Murakami'nin Türkçe'ye kazandırılan eserlerinin bir kısmı ikinci bir dilden çeviri. Yani çevirinin tekrar çevirisi. Kusura bakmayın da Japonca yazılmış bir kitabın Fransızca baskısını temel alarak dilimize kazandırmak kaba tabirle üşengeçliktir. Hiç mi Japonca çevirmenimiz yok ? Veya paraya kıyılması istenmiyor ? Öyle ya da böyle, bu kitap bir şekilde bizim dilimize kazandırılmalı. Çünkü müthiş bir kitap; nedenlerine hemen kısa bir özetin ardından geçiyorum.


Kitap isimsiz bir erkek karakterin düşle gerçek karışımı bir hezeyanıyla başlıyor. Tam olarak emin olamasa da The Dolphin Hotel adında bir otel düşlüyor ve onu orada terkeden bir kadını. Ama ismini hatırlayamıyor. Kimdi o kadın ? Terk mi etmişti ? Neden bir anda ortadan kaybolmuştu ? O otel gerçekten var oldu mu ve ben orada ne arıyordum ? Bu soruların cevabı aranıyor tüm kitap boyunca. İsimsiz kahramanımız, bu macera boyunca kendini birçok cinayetin ve gizemin ortasında buluyor; The Sheep Man isminde koyun kıyafetli esrarengiz bir "varlıkla" tanışıyor karanlık otel odalarında. Ona "bu yaşamdaki her şeyin bağlantılı olduğunu ve kendisinin ise yalnızca dans etmesi gerektiğini" öğütlüyor. Tüm bu kabuslar yetmezmiş gibi ailesi tarafından yeterli ilgi ve şefkati göremeyen, psişik güçlere sahip, kurtuluşu rock müzik dinlemekte arayan bir genç kızla yolları kesişiyor. Sıkı bir dostluk kuruluyor aralarında. İki "yalnız ve kayıp ruh", kitap boyunca arabaya binerek birbirinden güzel şarkılar eşliğinde tüm bunların üstesinden gelmeye çalışıyor.

Yol boyunca kitaba hangi şarkılar eşlik ediyor derseniz; Moon River, Hard Rain (Bob Dylan), Love is Blue (Paul Mauriat), Born to Lose (Ray Charles), Surfin' USA (The Beach Boys), Billie Jean (Michael Jackson), It's All Over Now Baby Blue (Bob Dylan), Hound Dog (Elvis Presley),..

Nasıl beğendiniz değil mi, beğenilmeyecek gibi değil. Yine yalnız insanlar, yine sırlar ve yine müzik. Ve maalesef yine tam olarak bağlanamayan bir son. After Dark kitabını da bitirmek üzereyim ve şuna kanaat getirdim, Murakami çok iyi başlıyor ve sonlara doğru artık sıkılıyor mu yoksa bilerek mi yapıyor, kitapların sonlarını bağlayamıyor, çoğu şey havada kalıyor maalesef.


Kitaplarında sıkça kullanılan öğeleri böyle tablolaştırmışlar. Gerçekten de okuduğum her kitabında birçoğu var bunların; gizemli bir kadın, kulak fetişi, kurumuş bir kuyu, kaybolan şeyler, takip edilme duygusu, beklenmeyen telefonlar, sürüsüyle kedi, eski caz kayıtları plakları, kentsel bunalım, doğaüstü güçler, koşmak, esrarengiz geçitler, boş alanlar, tren istasyonları, tarihi geri dönüşler, erken büyümüş gençler, yemek pişirmek, kedilerle laflamak, paralel evrenler, garip seks, Chip Kidd kapaklar, Tokyo'da gece, alışılmadık isimler, yüzsüz kötü karakterler, yok olan kediler. Daha nolsun.

The Sheep Man haklı bence. Yapmamız gereken şey dans etmek ve hayata rağmen, bu hayata tutunmak. Zaten bu dünyada keyif ve huzur veren ne var ki ? Dans etmek, doğada gezmek ve dua etmek. Bir şey daha var tabii. Evet.. Keyiflidir kendileri. Neyse tamam, hadi müzik dinleyelim !


2 yorum:

  1. o kadar hoj anlattın ki ikinci şansı vericem sanırım kerataya! :))

    yarım bıraktığım kitabına döneyim bir ara. ama okumak için kolumuzu kaldırmamız lazım demi? :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef kaldırmak gerekiyor :( Bu aralar ben de tembellik yapıp okumalara ara verdim.

      Sil