60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

29 Mayıs 2016 Pazar

Tek Çare Martılar


Dün gece rüyamda dişlerimi sıkıyordum. Uyandığımda dişlerimi yokladım ve tüm gün "acaba uyurken gerçekten dişlerimi mi sıkıyordum" diye kuruntuya kapıldım. Ne oldu bilmiyorum ama gene boşluğa düştüm komşular. Onu yapıyorum bunu yapıyorum hiçbir şey yapmıyorum ama.

Yaklaşık bir aydır iş arıyorum. Günümün yüzde doksan sekiz nokta altısı evde geçiyor, kitap okuyarak. Öğleden sonraları evlendirme programlarına bakıyorum. Apayrı bir fenomena bence. Vakit öldürmek için birebir. Kalan vakitteyse kedileri doyurmakla ve alışveriş yapmakla ilgileniyorum. Eve erzak almasam iki güne ölür kalırım (evde makarna bile kalmadı-felaket bekar).

Hayır, bu inziva evresinde çok ufuk açıcı şeyler de okumuyorum; varsa yoksa kıymetli Cessie'nin bana önerdiği -naif adam- Richard Brautigan ve "malum şahsın" (hala blog açmamakta ısrarcı) doğumgünü hediyesi olarak bana bir kitabını (İmkansızın Şarkısı) aldığı Haruki Murakami. İkisi de edebi deha değiller, öyle de bir iddiaları olduğunu sanmıyorum. Çorba gibi adamlar. Düz baktığında "e ne ki bu şimdi, su gibi şeyden, çorbadan, yemek mi olur" diyorsun ama içince sana çok iyi hissettiriyor. Brautigan ve Murakami de böyle bence; dıştan bakınca dümdüz, alelade yazan adamlar fakat garip şekilde iyi hissettiriyor; dahası kitaplarının bağımlısı oluyorsun. Masa etrafında otursak üçümüz iyi anlaşabilirdik bence. Şöyle ki, Murakami'nin kitaplarında seçtiği şarkılara bakarsam müzik zevkimiz çok benzeşiyor; Dylan, Bowie, Stones falan dinlerdik masabaşında, o sırada Brautigan, hayata dair sürreal tespitlerde bulunurdu, gülerdik. Bu kadarını esirgemezlerdi.


Şunu farkettim, bu şehirde kimse kalmadı. Evet, son bir yılda çılgın bir insan sirkülasyonu yaşandı hayatımda. Ölenler, şehir değiştirenler. Neler neler. Sonra bir baktım koca şehirde yüzüne bakmaya değer iki üç kişi kalmış. Onlarla da her zaman görüşemiyoruz tabii. Qui vivra verra ! Kedilerle başbaşa kaldım yani. Gocunduğumdan değil de bazen insan "yüzyüze" konuşmak istiyor -bir insanla. Yoksa whatsapplıyoruz insanlarla, muhabbetini belini kırıyoruz.

Genel olarak ev işlerinden fazlasıyla sıkıldım. Bulaşık çıkmasın diye yemek yemeyi reddettiğim zamanlar oluyor. Sonra gece gece buzdolabını düşlüyorum rüyamda. Buzdolabı da tam takır. Dün çilek yedim diye halaya duracaktım (acımayın bana). Karpuz çıkmış gençler.

Dün metroda beklerken (evet sinema için dışarı çıktım) ekranda "kivi soymanın kolay yolu" anlatılıyordu. Böyle tatlı kaşığını alıyorsunuz, kafası uçurulmuş kiviye sokarak ite kaka kabuğunu çıkarıyorsunuz; video başarılıydı. Deneyeceğimi sanmıyorum. Meyve soyma konusunda tutucuyum.

Nedense bu zamanları bile özleyeceğim gibime geliyor. Halimden memnunum. Bu bir yakınma yazısı değil. Neden yakınayım ki ? Görüyoruz, okuyoruz. Binlerce insan ölüyor her hafta, sadece Akdeniz'de. Daha iyi bir hayat için. Bana medeniyetten bahsetmeyin, medeniyet denen nane, bu boğulan insanların sırtlarına basarak yükseldi. Yüzlerce senedir sömürülen milyonlarca insanın canına maloldu bu zenginlik, medeniyet. O yüzden "ayh şekerim Batı medeniyeti" goygoyunu kesin. Adamlar zamanında atom bombası atıyor fakat sonra bir özür bile dilemiyor. Her şeyi satıp Fas'a taşınasım var. Bir deve alır, Atlas Dağları'nı arşınlarım. En yakın arkadaşım bir deve olurdu. Kinci derler, ben bir devenin kötülüğünü görmedim henüz. Develere insanlardan daha çok güveniyorum. Ama büyük ihtimalle orada da sıcaktan dolayı bunalır, Nepal'e falan yerleşmeye kalkarım. Orda da huzur bulamam ki, yanı başında işgal altında Tibet var. İnsanoğlu her yerde ! İşgalden bu yana 100'den fazla ülke bağımsızlığına kavuştu, Tibet hala kuşatılmış vaziyette.

Tek çare martılar. Suratıma etseler de uyansam. Dans edin. Gereksiz konuşmayın. Şöyle bir çevreme bakıyorum, sarfedilen cümlelerin birçoğu gereksiz. Siz yapmazsınız biliyorum. Her birinize origamiden kuş yapmak isterdim (bir zamanlar bir oda dolusu yapmıştım-taşınırken attım büyük kısmını) ama renkli kağıt almaya bile üşeniyorum. Yaptım farzedin, kuşlar uçsun artık. Sevgiler.

18 yorum:

  1. Brautigan'ı sevmene sevindim. Biliyor musun develer konusunda seninle hemfikirim. Katil deve duymadım hiç, kime ne kin gütmüştür ki bir deve. Keşke alıp başımızı gitsek buralardan. Günlerdir diyorum medeniyeti yıkalım ortalık çiçek gibi olsun diye.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amerika'da Alabalık Avı'nı Boris Vian kitaplarına benzettim ki bu çok müthiş bir şey çünkü Boris Vian'ın hayranıyım. Onun da kitapları tebessüm ettiriyor, yüreği cız ettiriyor ve gerçeküstücülük alıp başını gidiyor. Karpuz Şekerinde'yi görüp aldım. Murakami'ler bitsin araya sıkıştıracağım. Deve iyidir. Bence insanlar kendilerine dönüp bakmalı, konuşmasınlar. Morrissey geliyor. Bi gidip "come armageddon come" mı desek napsak ?

      Sil
  2. Havalardan galiba. Dört gündür öğledensonraları yağmurlu diyorlar ama düzgünce yağamıyor. Ben de bir şeyleri tamamlamak istiyorum artık ama düzgünce tamamlayamıyorum.Geçiş dönemi olsa gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güya Mayıs çocuğuyum ama hiç sevemedim gitti bu ayı. Dediğiniz gibi bir yağacak gibi oluyor, yağmıyor. Sonra tepede güneş açmışken gümbür diye yağmur boşalıyor. Anlamadım valla.

      Sil
  3. Uyurken dişlerini sıkıyor ya da gıcırdatıyor olabilirsin, dişçiye gidersen anlar. Dişleri yıpratıyormuş filan, yatarken takman için kalıp gibi bir şey veriyorlar durum çok fenaysa. Ben de bir tırnaklarımı kemirmeye başladım ki ouvvvvv!
    Medeniyet için Sanayi Devrimi'ni suçlayasım var, sonra düşünüyorum da makinalardan önce de hayat hiç adil değilmiş. Galiba tarımla başlıyor bütün felaketler. Neden her gelişme aynı zamanda insanları da eziyor bilmiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dişçim de iyice yaşlandı. Bir gün çenemi uçurmasa bari..

      Valla ben de bulamıyorum suç ne zaman başladı; sanayi devrimi olarak alsak başlangıcı taa Mısır dönemi köleleri var, ona gitsek öncesi var, anlamadım. Fıtrat diyorlar ya cidden insanoğlunun fıtratında sömürmek var herhalde. O mağaradan hiç çıkmayacaktı atalarımız, ne güzel duvarlara resim çizer ateş başında otururduk; medeniyet neyimize. Gerçi o zamanlarda da ne ilaç var ne anti-bakteriyel ürünler :D Ben iki güne elemine olurdum. "Mağara tozlu kalmış beyler, alıverin şurayı". Kafama yerdim odunu.

      Sil
  4. Zuhal Topal'daki karakterler... :)

    Kitaplık postu geliyor! :) Aslında blogda epey yazıyorum ben kitap, rastlamıyorsunuz belki. :) E Instagram'da da epey paylaşıyorum. :)

    Neyse şarkıyı dinleyelim şimdi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lafı dolandırmayacağım evet ben de Zuhal Topal'ın programını izliyorum :D Sebebi de bahsettiğin karakterler :)Bu bir itiraftır :p

      Düzenli blog tutan komşularımdansın biliyorum :) Hepsini okumaya çalışıyorum ama yetişemiyorum bazen; artık daha sık yorum eklemeye çalışacağım.

      Sil
  5. Ben de 4 aydır işsizim, iş arıyorum. Bulamadıkça da bunalıyorum. Sınavımın test kitaplarına filmlere ve diğer kitaplarıma sardım. Gerçekten çok zor.

    İlk suçunu cennette yasağı çiğneyip dünyaya gelerek işlemiş insanoğluna çok da güven olmaz. İnsanlardan ve dünyadan özellikle de huzurundan çok beklentiye girmemek gerek.

    Japonların inanışına göre origamiden bin tane kuş yaparsan dileğin gerçek oluyormuş. Origamiden kuş yapmayı hiç denemedim ama belki de artık denemeliyim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kolay gelsin sana da :/

      Artık beklentim de yok aslında ama en azından biraz huzur iki muhabbet bekliyor insan.

      Zamanında çok yapmıştım ama bine yaklaştığımı sanmıyorum :)

      Sil
  6. yazının b ir sitem yazısı değil kısmına ba yıl dım. çünkü evet görüyoruz okuyoruz en önemlisi de YAŞIYORUZ. nefes alıyoruz bu yeter diyorum bazen.
    bu günleri de özleyeceğimizi biliyorum.

    ve hayattan zevk aldığım şey sinema cevabıyla hemen filmimi açıyorum! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nefes almamızı bile çok görenler var ya neyse.. Pozitif düşünmek istiyorum.

      Sinema güzel bir yalan. Bu kadar sert bir gerçeklik içinde yaşarken uyumaya, yalan bir dünyada yalan bir yaşama tanıklık etmemiz gerekiyor ki nefes almaya devam edebilelim :)

      Sil
  7. Bu yazıyı çok sevdim dostum :)

    Ruh halime çok uygun. Hem sevdim, hem şaşırdım. Zira bu sabah istifamı verdim. Verdiğim en hızlı karar olabilir. Hayat oldukça anlamsız. Biraz anlam bulursam yazarım belki.

    Kuşlar uçsun bence de. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demek sen de çıkıp gittin :/ Hayırlısı olsun komşum. Hayat anlamsız ama anlam çıkarmak bizim elimizde sanırım. Kuşlar, doğa, evren, Tanrı..

      Dışarıda bir şeyler var. Onlardan başka da bir şey yok sanırım. Dostlukla.

      Sil
  8. Bu arada, dişini sıkan bir sen değilsin. Diş sıkmak, muhatap olduğumuz saçmalıkların bize yansıması. Dişçiye görünmeni tavsiye ederim. Dişleri koruma amaçlı kalıp gibi bişey veriyorlar :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Korkuyorum ama :D Bir haftadır sessiz sakin gidiyor dişler. Çok kızıyorum bilinçaltıma. Neden böyle tepkiler veriyor anlamıyorum.

      Sil
  9. benden aldığından fazlasını veren tek zaman dilimi işsizlik zamanlarım oldu... onu bunu bırak da istiyoruz biz o kuşları! :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ooo ooo ooo ooo =O=

      \w/ \w/ \w/ \w/

      ___________________

      Şair burada bulutları, güneşi, martıları ve denizi anlatıyor :p

      Sil