60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Love 3D (8/10)


"Eğer aşık olursan, kaybeden olursun"

Sinemanın uçarı ismi Gaspar Noe, uzun bir aradan sonra yeni filmi Love 3D ile karşımızda. Filmi en güzel özetleyen cümle filmin içindeki bir diyalogta saklı; "eğer aşık olursan, kaybeden olursun". Love, tüm zamanların en çarpıcı aşk filmlerinden biri kuşkusuz. Karanlık, boğucu ve tutku dolu.

Amerikalı sinema öğrencisi Murphy, yeni yılın ilk gününde, sabahın ilk ışıklarında bir telefon alır. Eski sevgilisi Electra'nın annesi uzun zamandır kendisinden haber alamadığını ve kaygılandığını söyler. Daha öncesinde intihara dair güzellemeleri bulunan Electra'nın bu durumu Murphy'yi kendi geçmişiyle yüzleşmeye iter ve gözünün önünden geçen aşk anılarıyla karanlık bir yolculuğa çıkar.


"Bir kadınla yaşamak, CIA ile yatağını paylaşmaya benzer aslında. Hiçbir şey gizli saklı kalmaz. Bu eskiden benim dairemdi. Burada çok mutluydum. Artık burası benim değilmiş gibi hissediyorum, sürekli omzumdan arkaya bakmak durumundayım."

Cannes Film Festivali'nde senaryonun sadece yedi sayfadan ibaret olduğunu söyleyen Noe, bu filminde aşka sadece cinsellik penceresinden bakmayı amaçladığını baştan belirtiyor. Zaten 130 dakikayı aşan süresine rağmen içindeki diyalogları toplasanız on beş dakikayı geçmez. Daha film başlamadan ekranda bir uyarı beliriyor, "sinema yönetimi tüm seyircilerin üç boyutlu gözlüklerini takmalarını rica eder" (tipik bir Gaspar Noe numarası) ve hemen arkasından sakin bir elle tatmin sahnesiyle başlıyor filmimiz.



Noe, bu filmde sözünün arkasında duruyor ve aşkı tamamen cinsellik üzerinden okuyor. Bu konuda kendisini eleştirenler oldu ama aşkın önemli bir boyutu da bu değil mi zaten ? Tensel çekim ve haz aşkın olmazsa olmazlarından. Kaldı ki Noe gibi "sert" filmler çekme konusunda ustalaşan bir yönetmen bu filmde oldukça "sevecen" ve "şefkatli" davranıyor. Birbiri ardına sıralanan seks sahnelerinin neredeyse tamamı çok estetik ve hepsi de aşk dolu. Hiçbir dokunuş boşuna değil.


Film boyunca salondan çıkanların haddi hesabı olmadı. Öyle ki bir ara yerinden kalkıp oturanlar yüzünden homurdanmaya bile başladık. Evet, bu film erotik sınıflandırmasını aşan bir yapım olmuş. İçerik bakımından porno olarak nitelendirilmesi de şaşırtıcı değil. Fakat ben yine de Love'ı porno olarak yaftalamak istemiyorum çünkü içinde aşk ve tutku olan bir film porno olamaz. Love, sevecen ve aşk dolu bir film. Bir diğer sevdiğim yönetmen Lars von Trier'in Nymphomaniac filmi de zamanında çok konuşulmuştu ama emin olun bu filmdeki seks sahnelerinin süresi büyük ihtimalle o filmden daha fazladır. İlginçtir, Love, basında hiçbir şekilde kendine yer bulmadı ve dolayısıyla sansüre maruz kalmadan sessiz sedasız festivalleri dolaştı. Gaspar Noe'nin basında kendinden söz ettirememesine sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum.

Yönetmenin altını çizdiği bir nokta da filmdeki sevişme sahnelerinin hiçbirinin kurgulanmamış olması. Noe, sadece o sahnede nasıl bir şeyler istediğini söyleyip geri çekilmiş ve nasıl yapılacağını tamamen oyuncularına bırakmış. Nymphomaniac'a göre bu durum filmi daha gerçekçi kılıyor.


Hazır yeri gelmişken filmin müziklerine de değinmek istiyorum. Noe, bu filminde de yerinde şarkılar seçmiş. Diskoda Murphy'nin iki sevdiği kızla birlikte "kaybolmuşçasına" dans ederken arka planda Pink Floyd'tan Is There Anybody Out There? çalması, filmin açık ara en etkileyici birleşme sahnesinde Funkadelic'in Maggot Brain'inin sekansla fevkalade uyum içinde kullanılması ve pek tabii korku filmi üstadı John Carpenter'dan Night ve Main Theme (Assault on Precinct 13)'in seçilmesi beni oldukça tatmin etti. Salem'ın King Night şarkısını da not düşmek lazım bir kenara.

Karanlık atmosferi, lineer olmayan hikaye anlatımı, baş döndüren psychedelic görselliği, müthiş şarkı seçimleri, hınzır 3D kullanımı (filmde akla zarar üç boyutlu sahneler var) ve gerçekçi birleşme sahneleriyle amacına ulaşan bir film; her ne kadar yönetmenin bir önceki filmi Enter the Void'un yanından geçemeyecek olsa da. Eğer bazı gereksiz sevişme sahneleri kurguda uçurulsaydı, çok daha dinamik bir film olabilirmiş. Ama bu haliyle bile izlenmeyi hakeden bir film. Aşkın bağımlılık yapan, başdöndüren ve nihayetinde uçuruma sürükleyen "zehri" üzerine güzel bir film.

 "Kürtaja karşısın fakat insanların hayvanları öldürmesine ve yemesine ses çıkarmıyorsun ?"

Dario Argento ile birlikte en sevdiğim korku üstadı olan Carpenter'ın yeni albümünden çıkan ve filmde de insanı dört köşe eden o şarkıyı buradan paylaşayım. İyi haftalar olsun.
 


Not: Film içerisinde görebildiğim kadarıyla Enter the Void'a, Pasolini'nin tartışmalı filmi Salo'ya, Kubrick'in efsanevi 2001'ine, Birth of a Nation'a, Otomatik Portakal'ın kitabına ve Fritz Lang'ın M filmine ufak göndermeler mevcut.

2 yorum:

  1. Love 'ı 3d ile izlemek mi aman aman :P Bana nedense biraz altı doldurulmamış bir film gibi geldi yani 7 sayfa senaryo olması bence bir övünç kaynağı olamaz en azından bu filmde olamamış . Enter the void de de bu filmde de nedense bana hep bir şeyler eksik geliyor . ama bir yandan görsel anlamda gerçek bir şölen yarattığı renkleri ışığı çok iyi kullanıyor Mesela şu kullandığın ikinci görsel çok şahane hatta Filmden ilk haberim de bu fotoğraf sayesinde olmuştu yani bir fotoğraf ile bile dikkati çekebilecek görselliğe sahip bunu çoğu yönetmen de göremiyoruz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Malum üç boyutlu sahneler fenaydı :p Love'ın senaryosu evet kısmen zayıftı ama bence Enter the Void neredeyse kusursuz bir filmdi; Noe'nin en iyi filmidir bence :) Noe'nin görselleri hep büyüleyici oluyor zaten. Adam iki saat boyunca insana tripler yaşatıyor ışık ve renk oyunlarıyla. Filmi anladığım kadarıyla seyretmişsin, o disko sahnesindeki ışık oyunları muhteşemdi. İzlediğim en başarılı 3D deneyimlerinden biriydi. Pink Floyd da cabası oldu :p

      Sil