60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve sonunda, göreceğin aşk, vereceğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

20 Mart 2016 Pazar

İyi Pazarlar


Uzun süredir gündelik hayatıma dair yazmıyordum; haftanın özetini yapmak istedim.

Tabii yazıya başlamadan İtalya denince akla ilk gelen iki kadından biri olan Sophia Loren'e selam olsun; tüm zamanların en büyük ikonlarından biri kuşkusuz. Brigitte Bardot, Marlene Dietrich, Greta Garbo, Anna Magnani, Vanessa Redgrave, Isabelle Adjani ve daha nicesi. Avrupa geçen son yüz yılda ne büyük ikonlar yetiştirmiş insan hayret ediyor doğrusu.

Geçen cumartesi Tunalı'da bir kitapevinde (boykot ettiğim için kendilerinden bir süredir hiçbir şey almıyorum) sevdiğim yazarlardan birinin, Orhan Pamuk'un imza günü vardı. Siyasi duruşu bir yana, ben kendisinin yazdıklarını takdir ediyor ve seviyorum; yoksa kendisi ne demiş ne düşünmüş umrumda değil. Yeni Hayat ve Kara Kitap gibi birbirinden muhteşem iki kitabı var. Boru değil. Kırmızı Saçlı Kadın bekleneni veremese de, Beyaz Kale tartışmalı olsa da külliyatını okumakta fayda var. Halen önyargıları olanlar varsa, çağrımı yapayım. Neyse gittik, kitabımızı imzalattık mutlu mesut Tunalı'yı dolanmaya koyulduk. Evet geçen hafta korkmadan sokaklarda dolanabiliyorduk.

Plaklara bakındık. Leonard Cohen'ın son albümü Popular Problems'ı halen almamıştım; onu aldım ve dinleye dinleye eve geldim. Allah uzun ömür versin, Cohen büyük bir şair. Seksen yaşında olup da halen bu kadar heyecan verici kayıtlar yapması mucize. Üstad yeni albüm kaydediyor bu arada.

Bir aya yakındır James Joyce okumaları yapıyorum. Hayatımı tüketen yazarlardan biri kendisi; ama iyi manada. Yıllar yılı kendisini başa dönerek okuyorum ve halen şaşırtmayı başarıyor. Kendimi tekrar eder gibi olacağım fakat Joyce benim için her zaman en "kafa açıcı" yazarlardan biri. Zaman zaman kitapları gözlerimizin belermesine neden olup, "burada neler oluyor yahu" dedirtse de son kertede ne kadar doğru söylediğine kanaat getirip kitaplarını büyük bir saygıyla kitaplığıma geri koyuyorum. Ulysses'i olsun Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi olsun hepsi birer yol kılavuzu benim için. Geri dönüp tekrardan okunması gereken nadir yazarlardan. Merak eden ve şimdiye kadar okumayanlar varsa başlangıç için Dublinliler kitabını önerebilirm; hem teknik olarak daha alışıldık tarzda hem de Joyce evreninin tam olarak neler vadettiğini iyi özetleyen bir eser.

Sözümü tutuyorum ve bir süredir düzenli olarak Japon korku filmleri izliyorum. Geniş kapsamlı bir yazı hazırlama planım olduğu için zamanında seyrettiğim tüm o filmlerin yanına yenilerini de ekleyip öyle bir şeyler yazacağım. İzlemediğim, dahası adını bile duymadığım ne çok Japon korku filmi varmış. Derya adeta. Ben Japon korku sinemasını biliyorum diye ortalıkta gezinirken ne cevherler daha çıktı yerin on kat altından. Watashi wa bikkuri shita !

Twitter, Facebook, Youtube hepsinde bir ağırlık bir ağırlık.. Neyse hadi. Unutmadan, Spotify hesabı aldım. Şimdilik acemisiyim. İkide bir Rihanna çıkıp duruyor; Anti'yi ezberlettiler bana. Yakında listeler hazırlayıp burada paylaşacağım sizlerle. Fakat daha bir süre tutorial kademesindeyim.

Huzurlu ve musmutlu bir pazar olsun cümlemize. Sevgiler, saygılar.


10 yorum:

  1. james joyce hiç okumadım, beğenir miyim acaba?
    japon korku sineması da hiç senlik değil gibi sanki ama ben çok severim inanılmaz yaratıcılardır çünkü. bir de ispanyolları dene.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendisi genelde sanat ve sanatçı üzerine yazıyor; bunun yanında İrlanda tarihine ve kültürüne merakın varsa bayılırsın.

      Aa neden ki ? :( Ben severim Japon filmlerini. Fransızlar ve İspanyollar son 15 yılda ciddi adımlar attılar korku sinemasında. Kesinlikle haklısın.

      Sil
    2. fransız korku filmi mi? hiç izlemedim desem? hemen bir isim vermelisin!

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Hayıııııır!!! Mide dayanmaz o seriye :((( Gore tarzındaki filmleri izlerim aslında da bazen çok aşırya kaçıyorlar pig'teki gibi, insanın tüm ayarları bozuluyor. Kimseye önermiyorum :D Hayaletli, paranormal filmleri seviyorum daha çok :)

      Sil
  3. Korku sinemasına çok yabancıyım -gerçi sinema söz konusu olduğunda neye değilim ki! Ben de şaşırdım, yazını merakla bekliyor olacağım.

    Lise yıllarımda Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ni okuyup pek bir burun kıvırmıştım. Ama bir kitabını daha okumak hep aklımda, ne yazık ki para veresim gelmiyor. Son çıkan kitabını Mert aldı, ondan tırtıklayacağım sanırım.

    Joyce okumaya cesaret edebilecek miyim bilemiyorum, hayli gözümü korkutuyor.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel derli toplu bir yazı olacak :) Sinemayı seviyorum ama korku sinemasını bir başka seviyorum. Neden bilmiyorum.

      Masumiyet Müzesi'ni beğenmiştim (müzenin kendisi daha güzel) fakat en iyi kitabı o diyemem. Yazımda bahsettiğim gibi Yeni Hayat ve Kara Kitap çok iyidir bence. Kar da üçüncü sırada gelir herhalde. Onu da okurken etkilenmiştim. Son kitabı Kırmızı Saçlı Kadın vasat geldi bana. Okuma diyemem, her kitap okunmayı hakeder ama çok da üzerine düşme bence, gerçi hemen bir günde okunuyor :)

      Ben kendisini yıllardır okuyorum ve hala korkum sürüyor. Hele ki Ulysses kitabı. Bazı chapterlarda akli dengem yerinden oynamıştı. Tam bir delilik örneğidir o kitabu. Fakat sana önerim, Dublinliler'den ziyade Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi; benim için en değerli on kitaptan biridir. Liste yapsam eminim ilk onumda yer alır kendisi. Hele ki son bölümleri okurken tüyler diken diken.

      Sil
  4. Orhan Pamuk'un bir tek son kitabını henüz okumadım, bir de Masumiyet Müzesi'ni hiç sevmedim ama diğerlerini çok severim. Kişisel tarzından ise hiç ama hiç hoşlanmam. Sırf kitaplarına saygı duyup susarım.
    Spotify listelerinizi merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demek ki Masumiyet Müzesini seven pek yokmuş :)

      En kısa zamanda paylaşacağım.

      Sil