60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

25 Şubat 2016 Perşembe

Zihnin Arka Oscar'ları


Lafı uzatmak pek istemiyorum. Çünkü bu seneki aday filmleri izlerken çoğunlukla bir tatminsizlik duygusu yaşadım. Aralarında tabii ki çok sevdiklerim de oldu ama genel olarak aday gösterilen filmleri yetersiz buldum. Maddeler halinde gidersem daha iyi olacak sanırım.
  • Günümüzün Fellini'si olma yolunda emin adımlarla ilerleyen büyük Sorrentino'nun görkemli filmi Youth, her saniyesi aşk ve hüzün kokan, duyguları harekete geçiren, tutku dolu zarif bir şaheser Carol ve emektar yönetmen George Miller'ın beyazperdeye sığmayan delilik senfonisi Mad Max: Fury Road kuşkusuz bu yılın sinema olaylarıydı bana göre. Üçü de bu senenin leziz başyapıtlarıydı.
  • Dramatik yapısını Jacob Tremblay'in naif oyunculuğuyla harmanlayan Room, son yıllarda artık kabak tadı vermeye başlayan tek kişilik uzay hikayelerine keyifli bir pencereden bakan The Martian ve The Wolf of Wall Street'in dumanı henüz tüterken ona kardeş gelen eğlenceli ama bir o kadar da düşündürücü The Big Short bu senenin kayda değer filmleriydi. 
  • Çevremden gözlemlediğim kadarıyla ve takip ettiğim yayınlar gösteriyor ki Tarantino'nun son numarası The Hateful Eight'i beğenen tek insan evladı benim. Vaktiyle ne çekse izlerim dediğim adamın bendeki kredisi son iki filmiyle beraber tükenme noktasına gelmişti ki bu film hayat öpücüğü konduverdi ve kendisine olan sevgim yeniden yeşerdi.
  • Göz dolduran oyunculuk performanslarıyla minimalist 45 Years da unutulmamalı.
  • Creed'e ayrı bir madde ayırdım çünkü üzerine konuşulacak çok şey vardı. Bir kere baştan anlaşalım, spor filmlerini seven birisi hiç olmadım. Neden derseniz bana hep aynı hikayeyi anlatıyorlarmış gibi geliyor. Yoksul veya öksüz bir çocuk oluyor, dişini tırnağına takıyor ve başarıya yükseliyor. Üç aşağı beş yukarı durum böyledir spor filmlerinde. Creed de bu klişe gidişattan bir yere kadar fazlasıyla nasipleniyor fakat onu kötü bir film olmaktan kurtaran Stallone dokunuşu oluyor. Öyle ki, film tek başına düşünüldüğünde sıradan olsa da Rocky'nin varlığı, onun hasta ve yaşlı halini görmek üzüyor ve beraberinde seyircinin nostalji duygusunu kabartıyor. Hey gidinin Rocky'si hey. Boks sporuna içerdiği şiddetten ötürü sempati duymasam da Rocky serisini izlemeyi severim. Stallone'un varlığı filmi başlıbaşına kurtarsa da performansını iddia edildiği kadar görkemli bulamadım. Müzikler ve şık motosiklet sekansı filmin diğer güzel yanları.
  • Soğuk Savaş'ın kırılma noktalarından birini ele alan Bridge of Spies, hızlı başlamasına ve arama motorları üzerine ilginç kelamlarda bulunmasına rağmen beklenen gerilimi veremeyen ve klişe bir hikayeye saplanıp kalan Ex Machina ve kilisenin çocuk istismarı skandallarının üzerine giden bir grup cesur gazeteciyi anlatan Spotlight ise potansiyellerini kullanamayarak daha iyi filmler olmanın eşiğinden dönmüşler. Üçünün de izlenebilir filmler olmaları onların sıradanlıklarını örtemiyor maalesef.
  • Sicario, gerilimin dozunu film boyu korumayı başaran, zengin görselliği ve sinir bozucu soundtrackiyle atmosferik bir film olsa da hikayeden ve karakterlerden yana ciddi sıkıntıları var. Nice gerilim filmine taş çıkaracak sahneler barındırsa da, filmin sonunda kendinizi boşluğa düşmüş gibi hissediyorsunuz ve elinizde sadece Meksika coğrafyasında kaldırdığınız onca toz toprak kalıyor.
  • Nostalji yaşatmasına rağmen, kendisinden önce gelen altı filmin üzerine yeni bir söz söyleyemeyen, hatta eski serinin -özellikle de New Hope'un- vasat bir kopyasını andıran Star Wars: Force Awakens, hiçbir dalda adaylığı bulunmayan Jurassic World'ü saymazsak bu yılın tartışmasız en büyük balonuydu.
  • Bir türlü yıldızımın barışmadığı Eddie Redmayne'in abartılı oyunculuğuyla heba edilen The Danish Girl tam bir hayalkırıklığıydı. 
  • Animasyon deyip geçmemeli zira yılın bence en çetin yarışlardan birine ev sahipliği yaptı bu kategori. Shaun the Sheep Movie yer yer her ne kadar eğlendirse de suya yazı yazar gibi bir hali vardı bana göre. Varoluşçu Anomalisa ve müthiş senaryosuyla son yılların en kaliteli animasyonu Inside Out arasında biraz gitgel yaşadım. Büyüleyici görselliği ve kalbe hitap eden finaliyle When Marnie Was There'i de unutmamak lazım. Aslında saydığım bu üç film de, "en iyi film" kategorisindeki filmlerin çoğundan daha iyiydi. Kardeş payı yapıp, birine (Inside Out) en iyi özgün senaryoyu öbürüne (When Marnie Was There) de yılın animasyon filmi ödülünü layık görecektim. Ama.. Aması birazdan listemde.
  • En iyi özgün şarkı kategorisi de beni hayli zorladı çünkü bir yanda Antony Hegarty'li Manta Ray, öbür yanda ise sinema salonuna beni gömen Simple Song #3 var. Fakat her ikisi de, tüm göstergeler Writing's on the Wall'u işaret etse de son zamanlarda Amerika'yı etkisi altına alan Lady Gaga furyasına (Til It Happens to You) kurban edilecek gibi duruyor. Çok yazık. Benim için Oscar töreninin en heyecan verici anı bu kategorinin sonucu açıklanırken olacak şüphesiz. Ufak bir sitem; Outside şarkısının (When Marnie Was There'in sonunda çalan) da ödüle aday gösterilmesini beklerdim.
  • Ah Mustang vah Mustang. Kanayan bir yaraya ancak bu kadar yanlış bir tedavi uygulanabilirdi. Vasat oyunculuklar, sinir bozan tutarsızlıklar, eğreti yerleştirilen sübliminal mesajlar (bir örnek, Anadolu'nun göbeğinde beş genç kızın odasında La Liberté guidant le peuple'ün ne işi var?) ve de en fenası inandırıcılıktan uzak bir "gerçek hikaye" anlatması. Gerçek bir meseleyi ele alması, bir filmi iyi yapmaya yetmez ne yazık ki. Çok önemsiz, hatta aptalca konuları bile öyle bir ele alırsınız ki ortaya harika bir film çıkar. O yüzden Mustang'i "Türkiye'deki kadın gerçeği" kartını kullanarak savunmak yetersiz bir argüman. Bu satırları yazarken bir yerlerde genç kızların halen zorla evlendirildiğini, hayatlarının karartıldığını bilmek acı verse de bu tarz film denemelerini de en başında eleştirmeliyiz ki gelecek eserler daha amacına uygun, derli toplu meyveler versin. Bir de ricam, lütfen oryantalist üslup kullanarak gerçekçilik rolüne bürünmeye kalkmayın. Neorealismo örneğini aklınızdan çıkarmayın. Rossellini'yi, De Sica'yı ve daha nicesini büyük ve tarihi öneme sahip yapan şey, filmlerinde "miş gibi" davranmamalarıydı. En ufak detayına kadar İtalya'ya ait, incelikli bir tablo çizmeleriydi.
  • Oscar'ın açık ara favorisi The Revenant ise zengin görselliğine ve DiCaprio'nun yeterli performansına rağmen ödüllere göz kırpan mekaniğiyle bir yerden sonra insanı sıkan bir filmden ötesi değildi. Biliyorum yorumum infiale neden olacak ama benim için kesinlikle heyecan verici bir film değildi. Titiz işçiliğinden ötürü Lubzeki'yi ve performansından dolayı DiCaprio'yu kutlar geriye kalan unsurlarını görmezden gelirim. En sevdiğim yönetmenlerin başında gelmesine rağmen Birdman faciasıyla birlikte korkunç bir düşüş yaşayan Iñárritu, bir kez daha beklentilerimi karşılayamadı.
Birçok kategoride hem ödüle uzanacağını düşündüğüm, hem de bana göre kazanması gereken filmleri peşpeşe sıraladım. En az üç adayını izlemediğim kategorileri ise pas geçtim.

En İyi Film:  
  • THE REVENANT (Tahminim) 
  • MAD MAX: FURY ROAD (İstediğim)
En İyi Yönetmen:  
  • ALEJANDRO G. INARRITU (Tahminim) 
  • GEORGE MILLER (İstediğim)
En İyi Erkek Oyuncu:  
  • LEONARDO DICAPRIO (Tahminim) 
  • LEONARDO DICAPRIO (İstediğim)
En İyi Kadın Oyuncu:
  • BRIE LARSON (Tahminim)
  • CATE BLANCHETT (İstediğim)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:
  • SYLVESTER STALLONE (Tahminim)
  • MARK RYLANCE (İstediğim)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
  • KATE WINSLET (Tahminim)
  • ROONEY MARA (İstediğim)
En İyi Özgün Senaryo:  
  • SPOTLIGHT (Tahminim)
  • INSIDE OUT (İstediğim)
En İyi Uyarlama Senaryo:
  • THE BIG SHORT (Tahminim)
  • ROOM (İstediğim)
En İyi Animasyon Film:
  • INSIDE OUT (Tahminim)
  • INSIDE OUT (İstediğim)
En İyi Özgün Film Müziği:
  • THE HATEFUL EIGHT (Tahminim)
  • CAROL (İstediğim)
En İyi Özgün Şarkı:
  • TIL IT HAPPENS TO YOU (Tahminim) 
  • SIMPLE SONG #3 (İstediğim)
En İyi Ses Kurgusu:
  • THE REVENANT (Tahminim)
  • MAD MAX: FURY ROAD (İstediğim)
En İyi Ses Miksajı:
  • STAR WARS: FORCE AWAKENS (Tahminim)
  • THE MARTIAN (İstediğim)
En İyi Yapım Tasarımı:
  • MAD MAX: FURY ROAD (Tahminim)  
  • MAD MAX: FURY ROAD (İstediğim)
En İyi Sinematografi:
  • THE REVENANT (Tahminim)
  • CAROL (İstediğim)
En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı:
  • MAD MAX: FURY ROAD (Tahminim)
  • MAD MAX: FURY ROAD (İstediğim)
En İyi Kostüm Tasarımı:
  • MAD MAX: FURY ROAD (Tahminim)
  • CAROL (İstediğim)
En İyi Film Kurgusu:
  • THE BIG SHORT (Tahminim)  
  • THE BIG SHORT  (İstediğim)
En İyi Görsel Efekt:
  • MAD MAX: FURY ROAD (Tahminim) 
  • MAD MAX: FURY ROAD (İstediğim)
* * *

İsrail meselesine gelince. Bildiğiniz gibi İsrail Kültür Bakanlığı, Oscar adaylarına 55 bin dolar değerinde özel bir tatil paketi teklifinde bulundu ve bu durum kimi sivil toplum kuruluşlarını ayağa kaldırdı. Bölge halklarına yönelik sürdürdükleri baskıcı devlet politikalarını ünlü sanatçıların yaldızlarıyla kapamaya çalışan İsrail, bu atağıyla yeni bir imaj çalışmasına girişmiş durumda. Adaylar bu teklifi kabul eder mi bilinmez ama bu propoagandaya alet olmayacağını düşündüğüm iki kişi var; En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında aday olan Mark Rylance ve Mark Ruffalo. Her ikisi de zamanında diğer sanatçılara İsrail'e gitmemeleri konusunda çağrıda bulunmışlardı. Emektar sinemacı Ken Loach'un tepkisi de gecikmedi, "Düşünün, o 55 bin dolarla evleri yok edilen, toprakları gaspedilen Filistinliler için neler yapılırdı. Umut edelim ki, film insanları bu propagandayı farkeder". Efsane müzisyen Brian Eno da "Filistin'i ziyaret edin ! Doğu Kudüs mahallelerinde, göz yaşartıcı gazla dolu bir haftasonun keyfini çıkarın !" sözleriyle boykot çağrılarına destek oldu.

14 yorum:

  1. "Mustang" konusunda aynını düşünüyorum, gerçekler bu kadar gerçeklikten uzak anlatılabilirdi. Anadolu'yu hiç bilmiyor bence filmi çeken kişi, kulaktan dolma bilgilerle yapmış filmini. Filmi izlediğimde o kadar çok batan, havada kalan, alakasız sahne gördüm ki neredeyse yarıda bırakacaktım. Anlamadığımsa bu kadar oryantalist, çok şey anlatacağım diye asıl anlatacağını anlatamayan filme tutulan onca alkış. Fransa değil de biz yollasak acaba Oscar komitesi bu filmi kabul eder miydi, şimdi fırsat çıktı işte, izleyipizleyip "yivvrenç Turkiye" demek için. Neyse bakalım ne olacak, Revenant'tan sıkıldığım kadar hiç bir filmden sıkılmadım, Hateful Eight'i ben de sevdim ve bir tek adayım var o da yardımcı kadın oyuncu dalında: "Jennifer Jason Leigh".

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumunuzu okurken içime su serpildi. Filmler konusunda yalnız değilmişim demek ki :) Jennifer Jason Leigh'in performansını ben de sevdim. Rooney Mara olmasaydı Leigh o dalda favorim olacaktı kuşkusuz :)

      Sil
  2. Bu sene bir yogunluk ve yorgunluklar silsilesinden ötürü 4-5 film dışında Oscar adaylarını izleyememiştim, ne güzel özetlemişsin sevgili Zihin:) Ellerine sağlık diyeceğim...
    Ama lütfen artık Leo alsın o heykelciği, bu arada Mad Max ve Revenant eşlemesinde ben oyumu Revenant'tan yana kullanıyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :)

      Sanırım Leo bu sefer alacak. Fıkralara konu olmaya başladı yazık çocuğa :D

      Mad Max beni çok etkilemişti. Zaten eski serinin de yakın takipçisiyim. Bana Star Wars kadar heyecan verici gelen bir seri.

      Sil
  3. Oldukça emek verici bir yazı olmuş ellerine sağlık zihin mad max haricinde aşağı yukarı ben de böyle düşünüyorum.
    Son bir kaç senedir Oscar'a bakış açım değişti eskisi kadar çok itibar etmez oldum adaylıklar bile doyurucu olmamaya başladı zaten abd 'nin askeri alandan sonra en büyük kazancının sinema alanında olduğunu düşündüğümüzde iyice çekilmez hal alıyor neyse yine de takip edelim bakalım brie larson nun heykelciği nasıl kucakladığını acı içinde izleriz :D
    Mustang konusunda da kesinlikle haklısın zaten yönetmenin asıl amacının türkiyedeki kadın haklarına dikkat çekmek olduğunu da düşünmüyorum çok sıkıştırma acele birbirinden kopuk sahnelerle doluydu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saol Mariposa :))

      Mad Max yarıştaki en büyük favorim. Sinema salonundan O_O şeklinde çıkmıştım. Teknik ödülleri verip geçiştirecekler büyük ihtimalle :( Carol'ı ise hiç görmeyecekler. Fakat neticede ödüllerin bir boyutu da eğlence ve ben o kısmıyla ilgileniyorum artık eskisi gibi her töreni sabahın köründe kalkıp ciddiye alarak izleyemiyorum (bknz. Grammy Töreni). Bakalım Oscarları izleyecek miyim bu sene :)

      Neden insanlar yere göğe sığdıramamışlar anlamadım. Belki iyi niyetle yola çıkılmış bilmiyorum ama çıkan sonuç gerçekten eğreti bir film. Mustang, Fransız lobisini arkasına almasa aday bile olamazdı yani. Yönetmen de Fransa'ya göz kırpmak ve desteğini arttırmaları için filmin orasına burasına Fransızların beklediği imge ve figürleri sıkıştırmış ki filmin inandırıcılığını düşürmüş.

      Sil
  4. Aaa! Hateful Eight'i biz de beğendik ama:) Ailecek gittik, Orhun ve ben bayıldık, eşim kayıtsız kaldı. Benim oğlan Tarantino hayranıdır zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duyduğuma sevindim :) Bence Django ve Basterds'tan daha iyiydi ya.

      Sil
  5. Yine müthiş bir yazı olmuş komşum :) Emeğine sağlık. Bir çoğu izlemediğim ama senin eşsiz anlatımından dolayı listeme aldığım filmler. Sanırım eski yapımlara ağırlık veriyorum bu sıralar. Umarım hakedenler kazanır. (pek sanmamakla birlikte!)
    Özellikle son bahsettiğin İsrail mevzusunu bilmiyordum. Sanatı kirletmesinler lütfen :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler :) Ben de kıymetli yorumlar için teşekkür ederim. Klasik İtalyan filmlerini izlemek en güzeli :) Her daim İtalyan ve Fransız filmlerini ayrı bir köşeye ayırıyorum.

      Maalesef İsrail bir kez daha sanatın üzerinden reklam kotarma peşinde. Fakat en son okuduğuma göre Akademi dava açmış. Bunun direk olarak kurumumuzla bir ilgisi yoktur diye. Garip şeyler oluyor dünyada.

      Sil
  6. Mükemmel bir yazı olmuş, emeğinize sağlık. Yeni gördüm ne yazık ki :(

    En İyi Film'i Revenant alır diye düşünüyorum, ancak En İyi Yönetmen'i Iñárritu mu George Miller mı alır emin değilim.
    The Martian en çok adaylığı olan filmlerden biri ancak gördüğüm kadarıyla pek bir şey kazanacağını düşünmüyor kimsecikler... İzlemedim filmi :)
    Mustang konusunda düşüncelerimi zaten biliyorsunuz, sizin görüşlerinize de tamamen katılıyorum.

    İsrail konusunu ilk kez duydum, şaşırdım gerçekten. Neyse, izlemeyi düşünüyorum bu gece ödülleri. Özellikle Leo'nun En İyi Aktör Ödülü açıklanmadan önceki ve sonraki hallerini görmek istiyorum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şuraya da not düşeyim, mimlendin:) http://kitapkusu.blogspot.com.tr/2016/02/mim-kisisel-blog-yazarlar-ne-dusunuyor.html

      Sil
    2. Teşekkür ederim :)

      The Martian fevkalade eğlenceli bir filmdi ama yılın filmi denebilecek ayarda da değildi maalesef :( Fakat öneririm. Güzel zaman geçirten bir film yapmışlar.

      Sil