60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

1 Aralık 2015 Salı

Havadan Sudan


Geldi yine sıkıntı bulutları. Yedi yirmi dört ıslatıyorlar beni, hiç aksatmadan. Nihayet Aralık'tayız. Bir sene daha geride kalacak. Hiçbir şey değişmeyecek, dünya kötüye gitmeye devam edecek ama yine de insan bu, yakıtı umut. Kısa kısa notlar paylaşıp gidiyorum. İstek bir yazı varsa eğer, sıcağı sıcağına yazabilirim. Tekliflere açığım. Müzik, kitap, hayat farketmez.

Her sabah aynı saatte uyanmayı ve ayaküstü edilen kahvaltı ertesinde bir elle pantolonu bir elle de pabuçları toplayarak servise koşturmayı anlayabiliyorum. Tamam, biz insanlar buna da alışırız fakat gittiğimiz yerde, yaptığımız işin meyvesini alamıyorsak sabahları yataktan kalkmak zulüm gibi hissettiriyor. "Bu sabah da ölmedim ve yine aynı şeyleri tekrar edeceğim" hissi korkunç.

Rusların liseli davranışları daha ne kadar sürecek merak ediyorum.

Ankara'ya kar geliyormuş, seviniyorum. Sıcaklarla hiçbir zaman aram olmadı fakat kardan sokak canlarının etkilenmelerini de istemiyorum. Lütfen fırsatı olan apartmanına evine alsın. Geçenlerde bizim sokakta bir yavru kedi uzanmış duruyordu öylece çimlerin üstünde. Yaklaştım, gözleri açık duruyordu. Elimde de mama vardı. Birkaç defa seslendim. Kıpırdamadı. Ölmüş.. Büyük ihtimalle soğuklardan ya da açlıktan. Lütfen elinizden geldiğince ilgilenin çevredeki dostlarla. Varsa arabanız, motoru çalıştırmadan evvel kaputa vurun; eğer gece orayı yuva edinmiş bir kedi varsa kaçar böylelikle. Rica ediyorum; ufak ama hayati şeyler.

Hayatıma renk gelsin diye Idefix'ten kitap siparişi verdim. Doris Lessing. Şükür ki bir sorun yaşamadan bugün teslim aldım hepsini. Malum, kargo şirketleriyle yüz göz olmadan bir işi tamamlamak çok zor bu ülkede. Bir de hemen sinirleniyorlar.. Ben de fazlasıyla sinirliyim son zamanlarda. Hıncımı çıkarmak için sigaraya mı başlasam diyorum, sonra da aklıma kamu spotu geliyor, istemsizce gülüyorum ve vazgeçiyorum. Desenize amacına ulaşmışlar reklamla.

Sinead O'Connor geçtiğimiz akşam intihar teşebbüsünde bulunmuş; neyse ki hastanede gözetim altında şuan. Bilmiyorum sever misiniz ama 90'ların en özgün şarkıcılarından biriydi kendisi ve hala günümüzde iyi müzik yapan nadir "eski" şarkıcılardan biridir, severim kendisini

Daha koskocaman bir sene var ama 19 Kasım 2016 tarihinde Max Richter, İstanbul'daki Zorlu Center PSM sahnesinde. Tüm melankoliklere duyrulur, gitmeli.

Richter diyince aklıma geldi, The Leftovers dizisini aramızda seyreden var mı ? Six Feet Under'a benzetildiği için doğal olarak çok merak ediyorum. Dizinin müziklerinde de Richter imzası var. Bir denemek lazım sanırım.

Yazıyı bitirmeden Richter'in müziklerini yaptığı bir filmden de bahsedeyim; Disconnect. 2012 yapımı bu film sosyal medyanın ve teknoloji çağının bizlerin ilişkileri üzerindeki kötü etkilerini başarılı bir dille anlatıyor. Ufak tefek göze batan hataları dışında izlenebilir bir film.

Sevgiler, saygılar. Blogta dertleşmek garip şekilde iyi geliyor.

16 yorum:

  1. The Leftovers; m u h t e ş e m.
    İkinci sezona başlamadan romanı mı okusam diyordum. ilk sezon gerçekten Six Feet Under gibi sarsıcıydı. Ben izlenmesini çok çok çok tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dün akşam yatmadan ilk bölümü seyrettim. Baya ilginç geldi, kaybolmalar, beyazlılar, hayvanlar,.. Kafada bir sürü soru işareti yarattı ki bu iyi bir şey :) Twin Peaks'ten beri bu kadar muallakta olan şeylerin bir arada olduğu bir dizi görmemiştim. Devamını getireceğim :) Umarım drama dozu da giderek SFU'a yaklaşır, hala onun gibisini bulamadım :)

      Sil
    2. Bu yorumu yazdıktan sonra dayanamadık ve biz de başlayalım artık dedik ama önce ilk sezonun son bölümünü izledik ki havaya girelim, unutulanları hatırlayalım. Gözü yaşlı, sersemlemiş bir şekilde kalktım karşısından. (Bkz.→ SFU izledikten sonra ben) :) Bence, ilk sezon bittikten sonra bir yazı gelsin.

      Sil
    3. Yorumlarınız fevkalade motive edici. SFU benzetmeleri zaten ikna etmeye yetiyor beni :) Bu akşam da seyredeyim en iyisi. Zaten çok fazla bölümü yok galiba ? 10 bölümmüş ilk sezon, iki haftada seyredilir. Hemen üstüne de yazarım bir şeyler :) Daha henüz ilk bölümü izledim ama kafamda senaryolar yazdım; şunun sebebi bu olabilir, bu budur diye ama bakalım ters köşe mi olacağım :) Üçüncü sezon onayı verilmedi sanırım ? Gerçi kitap uyarlamalarının iyi tarafı şov iptal olsa bile sonunu kitaptan okuyabiliyorsunuz :) Efsanevi dizim Twin Peaks 2017'de dönene kadar Leftovers gizemleriyle yetineceğim ben.

      Sil
  2. kesinlikle blogta dertleşmek şahane bi şey.
    ben de seviyorum böyle anlatmayı bazen ama sen çok güzel iç dökmüşsün ayrıca kitap sparişi her zaman iyi gelir.

    bence aralığa güzel başladın :) devamı gelsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herhalde uzun zamandır burada dertleşmiyordum, unutmuşum. İyi geldi. Kitapları elime alınca da kısa süreli bir mutluluk duydum :)

      Sil
  3. Rusların liseli davranışını okuyunca güldüm:) Bugün ben de aynı şeyi söylemiştim.
    Herkes ara ara bunalır. Çabuk atlatmanızı dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah, bu arada, The Leftovers'ı çok duydum, seyredeyim diyorum.

      Sil
    2. Adamların triplerinden geçilmiyor valla :) Evet maalesef kara bulutlar ara sıra yokluyor insanı ama neyse ki "ara sıra" :) Leftovers'ın ilk bölümünü seyrettim dün akşam, biraz daha ilerleyeyim onunla ilgili bir yazı yazacağım.

      Sil
  4. Off neden ölüyorlar ki yaa :( geçen günde bizim orada ölmüş hemen gömdük bütün günüm berbat geçti bazı şehirlerde kedi evleri oluyor keşke yaygınlaşsa bu tür uygulamalar .. Sırf bu yüzden kar falan yağmasın istiyorum ama illa ki yağacaksa da bir iki hafta sonra yağsın ne güzel olur ..
    Benim aklımda da bloğa yazılacak o kadar çok şey var vaktim yok ama en basitiden yılın en'leri ve önümzdeki yıldan beklentilerle ilgili yazılar yazılabilir ki yakında bloglar bu yazılarla dolup taşar :)
    Bana konser haberi vermeee çok seviniyom gidemeyince de çok üzülüyorum yaa mesela ben max 'ı da severim şimdiden gidebilir miyim kaygısı düştü , sanal hayatlar film müİklerini onun yaptığını bilmiyordum ama sadece awolnation'ı hatırlıyorum müzik olarka , o filmde konusu ne kadar çarpıcı müzikleri ne kadar güzel ama daha güzel çekilebilirdi eksikleri vardı kanaatimce
    Neyse sustum sustum Kendi bloğuma yazamayınca yorumlar böyle uzun oluyor :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Araba altlarında çok kalıyorlar ya da böyle soğuktan etkileniyorlar. Yemeklerini sularını eksik etmeyeye çalışsak da bu iki tehditi önlemek neredeyse imkansız. Moda'da ve Fatih'te kedi evleri görmüştüm İstanbul'u gezerken ve çok hoşuma gitmişti. Fakat malum Ankara hayvandostu değil ne yazık ki. Disconnect'in beni rahatsız eden yanı havada kalan finaliydi. Aslında sonlara doğru ciddi şekilde beğenimi kazamıştı fakat o final olmadı sanki.

      Sil
  5. Rusların liseli davranışları.. ahaha:))
    Ankara'ya kar mı geliyormuuş!! olley iyi ki haftaya Ankara'ya gidiyorum:) ben Ankara'lıyım ama sanırım orayı sadece kışları seviyorum ve tek sevdiğim yanı ayazı. evet ben de senin gibi soğuk sevenlerdenim..
    ya ben six feet under'a bir türlü başlayamadım.. daha doğrusu ilk bölümünü aralıklarla 3 kez izledim ama devamı gelemedi:/ The Leftlovers da izlenecekler listemde. umarım aynı şey başına gelmez, başlamak için doğru zamanı bulmalıyım:)

    vee.. ooo Max Richter mı geliyoorr!! harika!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelmiş bile :D Akşam dönerken hafif kar yağıyordu, bahçeler de beyaz renkte. Yok ama ya ben kuru ayazlarına gelemiyorum şehrin. Hani on metre kar yağsın fakat ayaz olmasın. O kadar :)

      Normalde her gün izlemesem de bazı zamanlar dizi seyreden birisiyim fakat çok kafa yormam. SFU'yu bu kadar yere göğe sığdıramamdaki ana neden, kafamı ciddi konularla fazlasıyla meşgul etmesiydi. Ölüm, aile, ilişkiler her şey üzerine. Bir o kadar düşündürücü bir dizi daha var hayatımda; The Wire. Onun da son bölümünde yerin dibine girdim kederden. Her iki dizinin de finallerinde gözyaşları sel oldu diyebilirim :D

      Haftasonuna denk geliyor hem de yaaa oley.

      Sil
    2. aa Dominic West varmış. ben de şu sıralar The Affair izliyorum, orada kendisinden pek haz etmesem de:D
      merak ettim The Wire'ı..

      Sil
  6. The Leftovers'ı SFU ile hiç bitiştiremedim ben kafamda, allah allah? SFU'ın son sezonunu yeniden seyrettim geçenlerde, gene gene ağlaya ağlaya bitirdim. The Leftovers'ı patlamış mısır yiyerek seyrettim, "Ay acaba nereye gitti bu insanlar?" diye diye.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk üç bölümünü seyrettim ve biraz tutuk buldum. Gelecek bölümler nasıl bilmiyorum umarım açılıyordur :) Dediğin gibi SFU'yu izlerken "mendil atın üzerimee :'((" modunda izliyordum. Leftovers'taysa henüz içimi titreten bir sahne olmadı. Sadece merak duygusunu körükledi dediğin gibi.

      Sil