60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

12 Aralık 2015 Cumartesi

Gotik Kraliçe'nin Yükselişi, Düşüş ve Ölüm

Nico.

Ya da kimilerinin taktığı lakapla, "gotik müziğin kraliçesi".

Gerçek ismiyse Christa Päffgen.

60'lı yılların bohem sanatçılarının önde gelen isimlerinden. Çocuk yaşta babasını savaşta kaybediyor. Fakat neden ve nerede öldüğü hiçbir zaman öğrenilemiyor. Oyuncaklarla oynaması gereken yaşta dükkanlarda iç çamaşırı satıyor. Savaşta babasını kaybettiği yetmezmiş gibi 15 yaşında, Amerikalı bir pilot tarafından tecavüze uğruyor. Okulu bırakıyor ve modellik yapmaya başlıyor. Paris'e, New York'a gidiyor ve bir yandan yeni diller, yeni kültürler öğreniyor. Fellini'nin ünlü La Dolce Vita'sında kısa bir rol bile kapıyor.


Çeşitli filmlerde rol alıyor ve bu sırada Alain Delon'la kısa bir ilişkisi oluyor. Bunun neticesinde de oğlu Ari dünyaya geliyor. Fakat Delon, hiçbir zaman oğlunu kabullenmiyor. O dönem Andy Warhol ve Bob Dylan gibi isimlerle beraber vakit geçiren Nico, Ari'yi de kundaktaki haliyle bu bohem dünyanın içine sürüklüyor. Lou Reed ve John Cale'ın öncülük ettiği Velvet Underground grubuyla bir albüm kaydediyor. Albüm o dönem hiç ses getirmese de aradan geçen yıllar sonunda birçok müzik otoritesi tarafından "tüm zamanların en iyi 10 albümünden biri" olarak kabul görüyor.

Alain Delon'un anne ve babası bir gün gazetede Nico ve Ari'nin resmini görüyor ve Ari'nin onların torunu olduğunu düşünüyorlar. Nico'nun yanına giden aile, Ari'yi evlat ediniyor. Böylece Nico ve oğlu Ari'nin arasına yıllar ve mesafeler giriyor. Öyle ki, Delon'un annesi şöyle diyor; "Nico yıllar sonra Amerika'dan döndüğünde oğluna ne getirdi dersiniz; bir portakal !". Her zaman mesafeli bir ilişki oluyor aralarında.

Bir kulağında duyma güçlüğü olduğu için ve konser öncesi hazırlıklarında gruba çok zaman kaybettirdiği için Nico ile Velvet Underground'un yolları ayrılıyor. Aynı sene ilk solo albümü Chelsea Girl ile folk müzik dünyasına merhaba diyen Nico, o dönem Brian Jones ve Jim Morrison'la yakın dostluğunu sürdürüyor. Kimisine göre çekici dış görünüşünün yaptığı müziği gölgede bırakmasından duyduğu rahatsızlıktan dolayı, kimisine göre de o dönem uyuşturucu kullandığı için saçlarını katran karasına boyuyor ve ölene dek altın sarısı saçlarına elveda diyor. Simsiyah saçları, takıları ve farklı giyimiyle müzik alanındaki ilk gotik ikonlardan biri olarak görülüyor.

Hemen bir sene sonra çıkardığı ikinci albüm The Marble Index birçok otorite tarafından "ilk gotik müzik albümü" olarak kabul edilir; çünkü bir önceki albümün kısmen neşeli havası bu albümde yerini öfkeye, pişmanlığa ve acıya bırakmış durumda ve çok daha deneysel bir sound kullanılıyor. Nico'nun alametifarikası "karanlık ve ölüm" temaları da bu albümle gün yüzüne çıkıyor aslında. 1969 yılı zor bir sene oluyor kendisi için. Yakın dostları (hatta kimilerine göre sevgilileri) Brian Jones ve Jim Morrison peşpeşe hayatını kaybediyor. Onu daha sonra felakete götürecek olan uyuşturucu kullanımı giderek artıyor.

1970 çıkışlı, en sevdiğim Nico albümü olan Desertshore işte böylesi dalgalı bir dönemin meyvesi. Baştan sona ölüm ve ayrılık kokan, "rahatsız edici" bir albüm. İnternette bir defasında şöyle bir yoruma rastlamıştım; "bu albümü kesintisiz dinlemek lazım, fakat her türlü silahtan ve jiletten uzakta". Kulağa çok iddialı gelse de intihara en yatkın albümlerden biri olduğu kesin. Nico'yu güç kılan da bu korkunç karanlık bence. Her şarkıcıyı alelade bir günümüzde dinleyebiliriz. Fakat Nico'yu herhangi bir anda dinlemek bünyede kalıcı tahribatlar yaratabilir. O yüzden mümkün olduğunda belli aralıklarla dinliyorum. Desertshore, tüm zamanların en korkunç albümü olabilir bana sorarsanız. Brian Jones'un anısına yazdığı ve albümün açılışını yapan Janitor Of Lunacy'i kelimelerle tarif edemem. Apocalypse Now filmindeki Albay Kurtz'ün dizelerini kullanabilirim ancak; "dehşet..dehşet..dehşet"

Jim Morrisson'ı unutamayan Nico, peşine Brian Eno'yu ve Phil Manzanera'yı takarak dördüncü stüdyo albümü The End'i çıkarır. İsminden de anlaşılacağı üzere albümde The Doors'un unutulmaz şarkısı The End'in yeniden yorumu mevcut. Nico'nun, Jim için yazdığı You Forgot to Answer adındaki dehşet şarkıyı da unutmamalı. Kendisiyle özdeşleşen harmonium enstrumanı da o dönem çalınır. Ne yapacağını bilemez halde beş parasız kara kara düşünen Nico'nun imdadına Patti Smith yetişir ve kendisine yeni bir org alır.
 
Drama of Exile ve Camera Obscura adında new wave esintili deneysel iki albüm daha çıkaran Nico'nun sağlığı giderek kötüleşir. Bağımlılığı korkunç boyutlara varır. O dönem yeni yeni popüler olan gotik rock gruplarının kendisine ön grup olarak çıktığı konserler vermeye devam eder. Sahne performansları korkunç bir hal alan (Youtube'taki 1982 yılına ait Heroes performansını izleyin, tam bir enkaz halinde) ve yıkıma doğru sürüklendiğinin farkına varan Nico, rehabilitasyona girmek zorunda kalır fakat işe yaramaz. Oğlu Ari, Delon'un ailesini terk eder ve annesinin yanına gelerek bohem yaşamı seçer. İşin kötüsü oğlu da annesinin yanında bağımlı olmaya başlar. 60'lı yılların rock sahnesinin "Alman güzeli" artık tanınmaz haldedir.


Ölüm kendisini "sağlıklı yaşam"ı tercih ettiği bir dönemde, bisiklet üstünde dolaşırken bulur. İbiza'da oğluyla tatil yaparken bisikletten düşen Nico, başını kaldırıma çarpar ve doktorların tespit edemediği beyin kanaması neticesinde hayatını kaybeder. Cenazesi, annesinin yanına, Berlin'in dışındaki ormanlık alana gömülür.

Nico eşsiz bir sanatçıydı ve kendisi rock müzik tarihinin bir değeri olarak hatırlanacak. Uyuşturucu belası kadar müziğe zarar veren bir şey daha var mıdır bilmiyorum. Nico, Jim Morrison, Brian Jones, Keith Moon, Janis Joplin ve nicesi bu yüzden en verimli dönemlerinde hayata veda ettiler.

Yazımda da belirttiğim gibi kendisini ne kadar sevsem de, her daim şarkılarını dinleyemiyorum. O karanlığa ve umutsuzluğa her daim göğüs gerebilmek çok zor. Ama kimi zaman geliyor, Nico, şarkılarıyla imdadıma koşuyor. Gecelerimin karanlık prensesini tanımak isteyenler, buraya.



En sevdiğim 20 şarkısını da paylaşmak isterim böylece.

1) Janitor of Lunacy
2) All Tomorrow's Parties (The Velvet Underground'la birlikte)
3) Femme Fatale (The Velvet Underground'la birlikte)
4) You Forgot to Answer
5) Purple Lips
6) Nibelungen
7) Chelsea Girls
8) Afraid
9) I'll Be Your Mirror (The Velvet Underground'la birlikte)
10) My Heart is Empty
11) Abschied
12) Das Lied Von Einsanen Madchens
13) Evening Of Light
14) Henry Hudson
15) Ari's Song
16) Reich der Träume
17) No One is There
18) Secret Side
19) Roses in the Snow
20) It Has Not Taken Long

10 yorum:

  1. Ah ya böyle şeyler yaşadığını hiç bilmiyordum. Ama Velvet Underground ile kaydettikleri o albüm cidden bence de çok iyi. Nico ,bilmiyorum bana mı hep öyle şarkıları denk geldi gerçi, kasvet kasvet ve çok kalp kırıcı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay eyvahlar olsun yoksa bu günü Nico ve Virginia Woolf ile mi geçireceğim. Sağ kalamazsam seni sorumlu tutacağım haberin ola :D

      Sil
    2. The Velvet Undergroung & Nico albümü benim her zaman başucu albümüm oldu. Her şarkısı ayrı güzel de Sunday Morning, All Tomorrow's Parties ve Heroin gerçekten muhteşem. Psychedelic müziğin el kitabı :) Bence de çok kasvetli. Özellikle Desertshore ve The End albümleri çok fena. Nico sonrası hemen ucuz pop şarkıları açmak gerekiyor ki hava dağılsın :D

      Sil
    3. Dur yapma :( Virginia ve Nico'yu aynı cümlede kullanmak bile tehlikeli. En güzel 20 Nico şarkısı listeleyecektim ama vazgeçtim. İlerleyen zamanlarda paylaşırım dedim. Yazının üzerine fazla gelirdi :D

      Sil
    4. Ya kesinlikle o listeyi paylaşmalısın ben bu fikirden hoşlandım çok :D

      Sil
    5. Peki yayınladım :) Ama dikkatli olmakta fayda var uyarısını da ekleyeyim buraya. Gece dinlemeyiniz :D You Forgot to Answer'ı Jim Morrison için yazmış. O yüzden ayrı severim. Telefonu çaldırıp duran bir Nico, karşıdaysa telefona cevap veremeyen ölmüş bir Morrison. Korkunç bir şarkı ya :(

      Sil
  2. Ay nasıl bir hayat bu hep mi acı olur hayatında. Şarkılaarına şaşırmamk gerek o halde. Hilm gibi bir hayat. Öülümüde acı:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden hayatını filme çekmiyorlar merak ediyorum, dediğiniz gibi filmleri aratmıyor.

      Sil
  3. Bloğunu yeni keşfettim ve takibe alıyorum.Farklı bir bloğun var bana göre. Yeni yayın ve yorumlarda görüşmek dileğiyle ben de beklerim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Yorumlarınızı bekliyorum ve en kısa zamanda blogunuza geliyorum.

      Sil