60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

25 Aralık 2015 Cuma

Elveda Zalim Dünya, Elveda Küçük Adam

Yılın son yazısını bir süredir hiç yazmadığım kitaplara, daha doğrusu çok sevdiğim bir kitaba ayırıyorum; Death of a Salesman (Satıcının Ölümü). Amerikan tiyatrosunun baştacı isimlerinden biri olan, Marilyn Monroe'nun da bir süre kocası olan Arthur Miller imzalı bu oyun, çağdaş tiyatronun en sevilen oyunlarından biri olarak kabul görüyor. Birçok sinema uyarlaması da yapıldı. Hatta bir tanesinde Dustin Hoffman başrolde; yanında ise John Malkovich ! Eeserin kendisinin Pulitzer ve Tony gibi saygın ödüllere layık görüldüğünü de hatırlatmalı.

Satıcının Ölümü, King Lear (Kral Lear) trajedisinden sonra beni en çok etkileyen tiyatro oyunudur diyebilirim. Peki bu kadar özel olmasının sebebi nedir derseniz yanıtı çok basit; insanı olduğu gibi anlatması. Modern yaşamın altında ezilen ortalama insanları tüm çıplaklığıyla ele alması. Miller'ın harika kalem dokunuşları da cabası. Düşle gerçeğin, geçmişle bugünün birbirine karıştığı sahnelerdeki geçişkenlik ve karakter tasarımları çok başarılı.

Willy Loman, 60'larının başında, şehir şehir dolaşan kıdemli bir satıcıdır. Ufak bahçesine rağmen banliyödeki evini çok sever ve ailesine düşkündür. Büyük oğluyla (Biff) her ne kadar sürekli kavga etseler de iki evladının (Biff ve Happy) da kendisi gibi düzenli bir iş sahibi olmalarını ister. Dışarıdan bakıldığında Amerikan Rüyası'nı yaşamaya çalışan küçük bir aile görünümünde olsalar da işler aslında dışarıdan bakıldığı gibi değildir. Willy, oğlunun da kendisi gibi satıcı olması için ne kadar çabalasa da, Biff'i ofis başında bir işe veya kapı kapı dolaşan bir satıcı olmaya ikna edemez. Uzun zamandır farklı eyaletlerde birçok iş yapan Biff, bir gün eve döner ve evde dengeler altüst olur. Willy Loman, sandığı kadar nüfuzlu bir kişi olmayı başarmış mıdır ? O çok sevdiği mesleği, evinin son taksidini ödemesi için yetecek midir ? Dahası Willy, bu hayatta ne kadar "yaşamaktadır" ?

Bu seneki "kitap meydan okuması"nda bir soru vardı; sonuyla sizi ağlatan kitap hangisi diye. Satıcının Ölümü de bu ve bunun gibi sorulara yanıt olarak verilebilir. Loman ailesinin, özellikle de Willy'nin dramına yetişeyim derken o kadar çok gözyaşı döküyorsunuz ki, beyninize tokat gibi inen vurucu finalinde ağlamaktan komaya girme noktasına atlıyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki hepimiz biraz Willy Loman'ız. Lo(w)manız (ufak insanız). Hepimiz Willy gibi çevremizdekilerin onayını bekliyoruz. Sevilmek istiyoruz. Takdir edilmek.. Çocuklarımızın bizi sevmesini, iş arkadaşlarımızın bizi saymasını bekliyoruz. Tutunmak istiyoruz. Ve en önemlisi son nefesimizi verdiğimizde cenazemizin kalabalık olmasının hayalini kuruyoruz. Çünkü bizler "önemli" insanlarız. Tek bildiğimiz şey ise bir şeyler "satmak".

Kitaptan seçtiğim alıntıları paylaşmak istiyorum.

"Binanın ortasında öylece durakladım, gökyüzü takıldı gözüme. Bu dünyada sevdiğim şeyleri düşündüm bir an; çalışmayı, yemeği, oturmayı ve sigara içmeyi. Ve (elimde duran) kaleme baktım ve kendime dedim ki 'Ne halt etmeye bunu tutuyorum ki? Niçin olmak istemediğim biri olmaya çabalıyorum? Bu ofiste ne işim var, kendimi küçük düşürüp duruyorum, tek istediğim dışarıda bulunmak iken. İşte kim olduğumu biliyorum diyeceğim anı beklerken.. Neden bunu söyleyemiyorum?"

"İşte o an farkettim, hayatımın koca bir yalanla geçtiğini"

"Bazen en iyisi basıp gitmektir. Ya gidemiyorsan ? Sanırım bu en zorudur"

"Harika bir insan olduğunu söylemiyorum. Willy Loman, hiçbir zaman servet yapmadı. Adı hiçbir zaman gazetelerde olmadı. Yaşayan en iyi karakter olmadığını da biliyorum. Ama o bir insan evladı ve korkunç bir şey geldi başına. O yüzden dikkat etmelisiniz. Mezarına yaşlı bir köpek gibi düşmesine izin veremezsiniz. Böyle bir insana en sonunda önem göstermelisiniz."

"Onu sevin. Çünkü liman arayan ufak bir tekne kendisi"

"Saati bir dolar eden bir adamım, Willy! Yedi eyalet gezdim ve yapamadım. Saati bir dolar! Ne demek istiyorum anlıyor musun? Artık bu eve kupalar, ödüller getiremiyorum ve bu saatten sonra da benden bunları beklememelisiniz"

"Görüyorsun ya Biff, çevremdeki herkes yalan. Öyle ki sürekli olarak ideallerimi düşürmek zorunda kalıyorum."

"Ama Ben, cenaze görkemli olacak. Dört bir yandan gelecekler. Farklı plakalarıyla eski toprakların hepsi gelecekler. Ve (Biff) şaşkınlıktan donakalacak çünkü o hiçbir zaman benim kim olduğumu anlamadı. Ben bilinen (ve kabul gören) bir insanım, gözleriyle görecek bunu."

"Hayır! Acele etmeliyim. Tohumları bulmam lazım. Dikili bir ağacım bile yok!"

"Ben değersiz değilim! Ben Willy Loman'ım ve sen de Biff Loman'sın!"



Not: Çeviri bana aittir. Photo courtesy of EPAC (Ephrata Performing Arts Center).

2 yorum:

  1. Çok güzel bir konusu var.Ben hüngür hüngür ağlardım heralde

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ankara Devlet Tiyatrosu'nda da geçtiğimiz ay oynanmış fakat geç haberim oldu :(

      Sil