60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

29 Ekim 2015 Perşembe

Bohem Çocuğun Kahramanca Yaşamı


Sevdiğim çok fazla şarkıcı, yazar ve şair var. Bazıları var ki, onların benim üzerindeki haklarını nasıl öderim bilemiyorum. Fransız şarkıcı, ressam, oyuncu, yönetmen, müzisyen, yazar Serge Gainsbourg da benim idollerimden biri olmuştur her zaman. Yanından ayırmadığı sigaraları, dilinden asla düşmeyen iğnelemeleri, şiirden hallice şarkı sözleri ve keskin zekasıyla kendine has birisi. Deli mi olduğu yoksa dahi mi olduğu konusunda emin değilim; fakat deli olduğunu düşünenlerin sayısı hiçte azımsanamayacak kadar fazla.

Kendisi son "esaslı" bohemlerden; yaşantısıyla, beraber olduğu kadınlarla ve skandal demeçleriyle insanları şoke etmeyi başarmış bir deli. 68 kuşağının Avrupa'sında, erotizm yüklü şarkılarıyla radyolarda yasaklanan bir libertin, Fransa Milli Marşı'nı reggae yorumlayacak kadar cesur, ekran karşısında yüzlerce frankı yakacak kadar da beklenmedik. Skandallarını merak edenler tıklasın.

Hayatına kimler girmemiş ki, Fransa bohem yaşamının önde gelen isimlerinden olan, şarkı sözlerini yakın arkadaşı Sartre'ın yazdığı Juliette Greco, dönemin seks ikonu (bence tüm zamanların en etkileyici kadını) Brigitte Bardot ve o dönem henüz adı sanı duyulmamış olan Jane Birkin.
 

Gerçeküstücü Fransız yazar Boris Vian'ın kendisini bir gece kulübünde piyano çalarken keşfetmesiyle şöhret basamaklarını tırmanan bu çekicilikten uzak bir dış görünüşe sahip Yahudi delikanlı, o günden sonra müziğin birçok türünde eserler verdi. Caz müzikle başladığı müzik yolculuğunda klasik Fransız şansonlarından tutun da, ye-ye, pop, rock n'roll, new wave hatta reggae türlerine bile el atmıştır kendisi. Fazla da uzatmayacağım; kendisini tanımak isteyenler daha önce kendisi hakkında yazdığım "giriş yazısı"na şuradan bakabilirler.

2010 çıkışlı Fransız yapımı Gainbourg (Vie Heroique) de Serge'in yaşamının büyük kısmını özetleyen bir yapım. Nazi işgalindeki Paris'te başlayan çocukluğundan, Jane'in kendisini terkettiği ölümüne yakın olan döneme kadar Serge'in özel yaşamına ışık tutuyor.

Film benim gibi sıkı bir takipçisi için yeni bir şeyler barındırmasa da kendisini tanımayanlar ve merak eden seyirciler için makul bir giriş filmi olabilir.



Hikaye kısmı bir yana filmde beni en çok etkileyen müzik seçimi ve oyunculukladı. Serge'in beş yüzden fazla şarkısı var iken yaşamını bu kadar iyi yansıtan şarkıların seçilmiş olması çok etkileyiciydi. Nazi Rock, Baby Pop, La Javanaise, Je t'aime moi non plus, Qui est in qui est out,.. Kuşkusuz filmin en çarpıcı sahnesi de Initials BB eşliğinde Brigitte'in koridorda görünmesiydi. Deyim yerindeyse kafamdan vuruldum ve gerçekten Brigitte'in geldiğini zannediverdim. Eski Victoria meleği Laetitia Casta, Bardot'nun tüm enerjisini perdeye yansıtmayı başarmış. Jane Birkin'i canlandıran ve filmin yayınlanmasından önce intihar eden yetenekli oyuncu Lucy Gordon'ı da unutmamak lazım. Gainsbourg'u oynayan Eric Elmosnino, koca burnu ve derbeder halleriyle zaten Serge'in birebir kopyası olmuş. Bir tık daha ileri gideyim, seyrettiğim biyografik filmler içerisinde belki de en başarılı ekip seçimi bu filmdeydi.


Mekan seçimi de oyuncular kadar başarılıydı. Filmi izlerken kendime şıunu dedim, "ne kadar da Serge'in evine benziyor; çok iyi bir set kurmuşlar". Daha sonra baktım ki, film Serge'in Paris'teki müzemsi evinde birebir çekilmiş !

İki saatlik bir filmle ve bu kısa yazımla kendisini ne kadar tanıyabilirsiniz emin değilim ama şu kadarını söyleyebilirim, Gainbourg'un sanatı tanınmayı sonuna kadar hakediyor. Yolu aşktan ve bohemlikten geçen herkesin bir şekilde hayatında olması gereken bir adam. Herkese kolayca "idol"üm demem. Ama Gainsbourg benim için bir idoldür, kahramandır. Serseri ve çirkin kral. Bardot'un sevgilisi, Fransa'nın isyankarı. Kayıp şair.

8 yorum:

  1. bu yazıda resmen kültür aktı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müziksiz bir yaşam düşünemiyorum :)

      Sil
  2. Aaa çok merak ettim filmi. Sıkı bir takipçisi değilim, tam benlik demek ki :)
    Annemin gençlik saç modelinin Jane Birkin'den ilhamla kesildiğini tahmin ediyorum, bazen gugıllayıp şimdiki hallerine bakıyoruz, "Eh o da yaşlandı tabii, ne kadar güzel bir kızdı" diyor annem her seferinde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir merhaba olur :) Biraz da sürrealist yapmışlar; Günlerin Köpüğü ya da Amelie'yi hatırladım.
      Valla Jane güzel yaş almış fakat Brigitte resmen tanınmaz bir halde. Nedense büyük halama dönüşmüş :D

      Sil
  3. Ya ben izlemedim bu filmi, hatırlatma için cidden teşekkürler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne demek :) Uzun süredir müzik hakkında yazmıyordum son zamanlarda açıldım, Cure, Amy falan derken Gainsbourga'a kadar gelmişim valla.

      Sil
  4. Kısa ve öz ; Gainsbourg 'u hiç tanımayan biri sadece birlikte olduğu kadınlara bakarak bile ne kadar yetenekli birisi olduğunu anlayabilir . Bir sonraki yazıda acaba bizi kim karşılayacak :)
    Bir de bizim brigitte hakkında hissettiklerimizi siz erkekler olarak marlon hakkında hissediyor musunuz acaba :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Patti Smith'i yazacağım, Cessie'ye sözüm var. Daha sonra da herhalde Leonard Cohen'a geçerim, bayadır söz etmiyorum kendisinden :)
      Cevabı blogumun sağ altında gizli; bence Marlon tüm zamanların en jön aktörüydü ve tıpkı Brigitte gibi yaş aldıkça tanınmaz bir halde büründü.

      Sil