60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

24 Ekim 2015 Cumartesi

Aşkın Kör Olduğunu Duydum, Bir Kaybedişti


Hakkında kitaplar yazılan, şarkılar bestelenen, yere göğe sığdıramadığımız aşk, her daim bize iyi gelen bir şey mi ? Bu sorunun yanıtı Amy filmine saklı. Tam dört yıl önce, Temmuz ayının sonlarında kendisini sonsuzluğa uğurlamıştık, blogumda da kendisine mütevazi şekilde veda etmiştim. Çünkü bunu hak eden bir şarkıcıydı. Üzerine konuşulması gereken, şarkıları defalarca paylaşılmayı hak eden gerçek bir "sanatçı"ydı Amy. Karakteristik bir sesi vardı. Hatırlıyorum, Back to Black çıktığında soluğu kitapçıda almıştım ve geceydi. Kapanmak üzereydi. Belki de son müşteriydim. Rafları karıştırıp bulmuştum onu. Simsiyah bir kapağı vardı; "Back to Black" yazılı. Kendisini bir şarkıcı olarak çok sevdim, karaokelerde en çok onun şarkılarını söylüyordum ama özel yaşamı hakkında çok fazla bilgi sahibi değildim. Herkes gibi ben de skandallarını medyadan takip ediyordum fakat tüm bu yaşananların bir de arkaplanı vardı. İşte Amy, tüm bu yaşananların geniş bir özeti niteliğinde. En baştan uyarmalıyım, bu sıradan bir müzik belgeseli değil; müziğe aşık ve sevdiği erkek için ölümü bile göze alacak kadar gözükara bir kızın etrafındaki "dostları" tarafından biricik yaşamının hunharca yağmalanmasının belgesi niteliğinde.



Amy her şeyden önce gayet esprili, zeki ve güleryüzlü bir kadınmış. Daha öncesinde bu kadar esprili olduğunu bilmiyordum açıkçası. Film de Amy'nin lolipop yerken, gülümsemesiyle başlıyor. Tüm olacaklardan habersiz kardeşlerine takılırken. Babasının ilgisiz tavırları yüzünden bir yanı güdük kalmış bir çocukluk geçirmiş ve o dönem tutunduğu dal müzik olmuş. Bilardo oynamayı ve eğlenmeyi seven bu kızın müzikle olan bağını sadece aşk diye nitelendirebiliriz. Amy'i de uçuruma sürükleyen onun bu "tutkuları" ve "aşkları"ydı belki de. Her zaman "çok sevmiş". Müziği, arkadaşları, sevgililerini ve kötü alışkanlıkları. Film boyunca kendisinin çevresindeki insanların ne kadar etkisinde kaldığını gözlemliyoruz; herkes Amy'i bir yana çekmiş ve kendisi hiçbir zaman "hayır" diyememiş. Onu felakete sürükleyen erkek arkadaşına, film boyunca yeni albüm çıkaramadı diye orta yerinden çatlayan babasına ve hiçbir zaman gerçek manada ona manevi destek olamamış arkadaşlarına hayır diyip, tepesinde patlayan o korkunç flaşlardan uzakta bir yaşamı tercih etseydi belki şuan kendisi yaşıyor olabilirdi.


Yönetmen Asif Kapadia, deyim yerindeyse kalburüstü bir film çekmiş. Belgesel mi dersiniz artık drama mı yoksa korku filmi mi onu seyredip karar verirsiniz; ama bence seyrettiklerim korku filmlerinden halliceydi. Şarkılar hikayenin akışına göre seçilmiş ve bu sürekliliği güçlendirmiş. Amy kendi şarkılarında ne kadar da kendinden bahsettimiş aslında. Tüm bunlar olurken, şarkı aralarında ekrana sözlerin yansıtılması da güzel bir fikirdi. Uzun süredir bir filmi izlerken bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum. Yaşananların bir kurgu olmadığı, tüm dünyanın gözleri önünde yaşandığı düşünülürse aslında insan daha çok üzülüyor. Medyasıyla, çıkarcı arkadaşları, vurdumduymaz ailesiyle herkes Amy'den değerli bir şeyler koparmak için elbirliğiyle onu uçuruma sürüklemiş. Grammy töreninde büyük ödülleri kazandığını duymasıyla o gece sahnedeki herkesin çok sevinmesi ama esas başarının sahibi olan Amy'nin mutsuz hissetmesi aslında herşeyi özetliyor. Müziğe ilginiz yoksa bile esaslısından bir drama filmi seyretmek istiyorsanız kaçırmayın derim. Bir de Amy hayranıysanız yanınızda bir kutu mendille gitmeniz bence faydalı olacaktır.

10 yorum:

  1. Aşkın da fazlası zarar diye düşündüm filmi seyrederken.
    Dediğiniz gibi, Amy hayranları bir kutu mendille izlemeli. Ben kendimi tuttum tuttum, Grammy kazandığı sahnelerde artık dayanamadım. Umarım ruhu huzura kavuşmuştur:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben tam "sonunda kızcağızın yüzü gülecek" dedim, tam tersi filmin belki de en hüzünlü yeriydi Grammy ödülleri gecesi. Ah o gözü dönmüş çıkarcı babası ve serseri erkek arkadaşı yok mu..

      Sil
  2. Amy 'i ben de severim özellikle kendine has olan sesi şarkılarını ayrı bir güzel yapıyordu ama tüm bu güzelliklerin öldükten sonra meta'laştırılmasına oldukça karşıyım. Öldükten sonraki gösterilen ilgi ölmeden önce yapılmış olsaydı şuan yanımızda olabilirdi .Neyse filmini henüz izlemedim izleyip görmek lazım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filmi izlerken bunları düşünüyordum. Onlarca kişi çıkıyor, "arkadaşı", "menajeri", "ailesi" vs. Ne yazık ki hiçbiri kadını sevmemiş. Alelade yapılan rehabilitasyon denemeleri, medyanın kucağında savunmasız bırakmaları.. Yahu aklım almıyor, babası iskelete dönümüş kızını görmezden gelip hala "yeni albüm" goygoyu yapıyor.

      Sil
  3. Ay ben de okumak istiyorum bu kadıncağızın hayatını. Çok da şahsına münhasır biriydi, çok üzülüyorum :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç millet gibi "oo 27 klübüne katıldı efsane oldu" diyemeyeceğim. Ben de çok üzülüyorum ve bu efsane olma durumunu önemsemiyorum. Efsane oldu da ne oldu, 27'sinde mutsuz bir şekilde öldü gitti. Resmen cinayet :(

      Sil
  4. Ölümünden önce sürekli "sansasyonları" ile ön plandaydı, öldükten sonra hayatını okumuştum ben de ve gerçekten üzülmüştüm. İnanılmaz bir sesi var, insanı vuruyor sanki. Seanslarına bir göz atacağım, merak ettim filmi. Yorumunuz için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merakla bekliyorum film yorumlarınızı :)

      Sil
  5. Belgeseli izler izlemez buradayım :-)

    YanıtlaSil