60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

Geçmişin ve geleceğin bugünü öldürmesin izin verme. Zıvanadan çıkmış dünyada yola çıkmalı !

21 Eylül 2015 Pazartesi

Roma Notlarım, Morrissey ve Bayram

Morrissey, en sevdiği şehir olan Roma'da (2006).

Bir süre için de olsa mutlu olabildiğim İtalya tatilime dair biraz daha yazmak istiyorum. Gezmeyi seven ve fırsat buldukça da gezen biri olmama rağmen şimdiye kadar blogumda hiç gezi yazısına imza atmamışım. Sanırım beceremiyorum. Ya da o büyüyü yansıtamamaktan korkuyorum, çekiliyorum. Öyle ya da böyle daha fazla yazmam için değerli blog komşularımdan ve arkadaşlardan talep geldi. En azından bu yazıyı onlara ve güzel Roma'ya borçluyum. Hazır mıyız ?

Kara İtalya'sının tamamına yakınını görme fırsatım oldu ve diyebilirim ki, yeşil bir ülke. Yemyeşil. Buna sıcak insanları, yedi yirmi dört tepesinde dikilen güneş ve eşsiz sahilleri de eklenince ülkeye ister istemez aşık oluyorsunuz. Eğer bir gün İtalya'ya giderseniz tavsiyem, gezi rotaınızı sadece büyük şehirlerle kısıtlamayın. Araba veya motosiklet kiralayın ve ufak kasabalara mutlaka gidin. Nasıl ki Anadolu süprizlerle dolu, İtalya da en az o kadar süprizler barındırıyor. Ülkenin her köşesinde başka güzellikler saklı fakat Milano ve Roma beni en çok etkileyen şehirler oldu. Milano üzerine de bir gün yazarım; ama Roma'nın etkisinden hala çıkamadığım için bugün Roma'yı konuşalım istedim. Fellini'nin Roma'sı, Morrissey'in Roma'sı.. İşte bu da benim Roma'm.

Romalılar V.Emanuele Abidesi'nden hoşlanmasa da şehrin göz alıcı yapılarından biri. Tepesine çıkıp şehri fotoğraflamalı

Dünyanın merkezi kabul ettiğim ve çocukluğmdan beri sevgiyle bağlı olduğum İstanbul gibi kardeşi Roma da yedi tepe üzerine kurulu. Ortasından evsizleri ve çadırlarını konuk eden, düşük debili Tiber nehri geçiyor ve şehir Paris gibi merkezden başlayarak çevresine yayılan bir çember şeklinde bölgelere ayrılmış. Turistik alanların çoğu aynı bölgede ve metroyla ulaşım sağlamak görece kolay. Zaten bir şehri tanımak için en iyi yöntem, sokaklarında yürüyerek dolaşmak ve meydanlarını aşındırmaktır bence. Nitekim öyle de yaptım. Her köşesi sanat eseri olan "ebedi şehir". Gün be gün neler yaptığımı yazmaktansa Roma'ya gidince nereleri görmeli, neler yapmalı onları yazacağım. Böylesi daha işe yarar sanırım.

Zihnin ayak izleri..

Öncelikle baştan söyleyeyim, Roma iki üç günde bitebilecek bir şehir değil. Bu süre Orta Avrupa başkentleri için yeterli olsa da Roma da en az beş gün kalmakta fayda var ki yine bir şeyler eksik kalacaktır. Yine de yazıyı uzun tutmamak adına üç günlük bir plan yazacağım.

İlk günü sokakları ve meydanları tanımaya ayırın. Metro'da A Hattına binin ve Barberini durağında indikten sonra arkada kalan yokuşu çıkın. Quirinal Sarayı'na giderken dört köşesinde ayrı figürler (Aniene Nehri, Tiber Nehri, Tanrıça Diana ve Tanrıça Juno) olan bir dörtyol ağzı karşılayacak sizi; Quattro Fontane adında. Daha sonra Kolezyum'a geçin. Fotoğraf molası verdikten sonra meşhur Forum'u gezin. Çıkışta yol sizi Venedik Meydanı'na ve Vittorio Emmanuele Abidesi'ne götürecek. Anıtın tadını çıkarmaya bakın. Kimi turistler ve Romalılar anıttan pek memnun değil; fakat benim için şehrin en göz alıcı eserlerinden biriydi.

Yürüyüş karnınızı acıktırmıştır mutlaka. Biraz sabredin ve Corso boyunca yürüyün ta ki solunuzda bir çeşme görene dek. Çeşmede yaşlı bir adam elinde fıçı tutuyor olacak. Sokağın içine doğru yürüyün; karşınıza Roma'nın -bence- en görkemli yapısı Pantheon çıkacak. Dışarıda sokak sanatçılarının müzikleri eşliğinde, Pantheon'un içini gezin. Meydandaki çeşmenin dibine oturun. Soluklandıktan sonra hem güzel bir yemek için hem de şehrin en ihtişamlı meydanının görmek için Piazza Navona'ya yürüyün (5 dakika sürmeyecek). Neptün manzaralı restoranlarda hem ruhunuzu hem de midenizi doyurduktan sonra günün ikinci yarısına geçebilirsiniz. İlk durak Trevi Çeşmesi. 2016'ya kadar tadilatta olduğu için sizi masmavi sularla karşılamayack olsa da Trevi görkeminden bir şey kaybetmiyor. 


Geldik en güzel bölüme. Ara sokaklara bodoslama girin. Mümkünse yol tarifi almadan ilerleyin. Taş evlerin, dar sokakların arasında tarihi koklayarak yol bulmaya çalışın. Ta ki İspanyol Merdivenlerini bulana kadar. Şüphesiz gece vakti turist yoğunluğu düşeceği için meydanın güzelliği daha belirgin oluyordur fakat sizin gittiğiniz saatte büyük ihtimalle merdivende oturacak yer bile olmayacak. Sorun değil çünkü 250 yıllık tarihiyle Caffe Greco imdadınıza yetişecek. Ufak bir espresso (sert kahve sevmeyenlerin bile denemesi gerek bir lezzet - coperto vermemek için girişte bulunan kısımda ayakta da içilebilir) molası verdikten sonra ilk günümüzü tamamlamak için Popolo Meydanı'na doğru yürüyoruz. Morrissey'in bu pozu verdiği Popolo Meydanı'ndan günün yorgunluğunu çıkarıyoruz.

Gezinin ikinci gününü ise müzelere ayırmak lazım. Kendisi de açıkhava müzesi olan Roma bir çok müzeye ev sahipliği yapan bir şehir. En bilinen ise hiç kuşkusuz binlerce eseriyle Vatikan Müzesi. Ufak bir öneri, müzeyi gezecekseniz mutlaka gitmeden evvel internet üzerinden biletinizi alın. Yoksa iki üç saati bulan uzun kuyruklarda beklemek zorundasınız. Yine A hattını kullanarak Ottaviano durağında iniyoruz. Hedef Vatikan Devleti ve büyük müzesi. On dakikalık yürüyüşün ardından St.Peter Bazilikası'na ulaşıyoruz. Şansınız yaver giderse kısa bir kuyruğun ardından içerisini ve altkatında bulunan mezarları gezebilirsiniz. Daha sonra meydandan çıkıp surları takip ederek müzeye ulaşıyoruz. Pek muhterem Sistine Chapel de burada yer alıyor. Naçizane tavsiyem, müzeye gitmeden evvel nelerin sergilendiğini internetten araştırmak. Müze çok büyük ve eğer zamanınız kısıtlıysa direk olarak ilgilendiğiniz bölümleri gezmelisiniz. Aksi halde dört beş saatinizi alabilir tüm müzeyi hakkıyla dolaşmak. Vatikan çıkışı Castel Sant Angelo'ya uğrayabilirsiniz. Nehir boyu yürüdükten sonra Adalet Sarayı'nı göreceksiniz solunuzda. Binayı çevreleyerek ilerleyin ve Cavour Meydanı'nı bulun. Hani Morrissey'in You Have Killed Me şarkısında haykırdığı ve hayatını sorguladığı meydan. Yiyecek bulabileceğiniz güzel mekanlar var.

Sinemaya ilginiz var mı ? O zaman benimle gelin. Cavour Meydanı'nı geride bırakarak Lepanto durağına yürüyoruz ve A hattını kullanarak Cinecitta durağında iniyoruz. Şehrin dış mahallelerine vardık. Karşımızda İtalyan Sinema endüstrisisinin merkezi Cinecitta var. Uygun bir mebla karşılığı içeriyi gezebiliyorsunuz. Neler mi var ? Bir kere sizi bahçede Fellini'nin Casanova filminde kullandığı Venüs başı karşılıyor.


Ziyaret ettiğim gün oldukça tenha olan bu sinema müzesinde (aktif olarak hala kullanılıyor) saatin nasıl akıp gittiğini farketmeyeceksiniz.Anna Magnani'ler, Sophia Loren'ler, Anita Ekberg'ler, Elizabeth Taylor'lar.. Hepsinin yolu burayla kesişti bir zamanlar. İlginizi çekerse büyük tura katılarak bazı film (Scorsese'nin New York Çeteleri) ve dizi (HBO'nun Rome'u) setlerini de dolaşabilirsiniz.

Son gün tavsiyem ise şehrin tadını çıkarın ! Fellini karakterleri gibi kendinizi yaşamın akışına bırakın ve plansız bir üçüncü gün yapın. Nehrin öte yakasındaki Trastevere bölgesinde "tatlı hayat"ın keyfini sürebilirsiniz. Ponte Sisto'nun üzerinden geçerek kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Gördüğünüz üzere Roma bitmiyor. Her köşesinden tarih fışkırıyor. Mimarisi ve dar sokaklarıyla baş döndürüyor. Nice romancıların ve ressamların bu şehre gönlünü kaptırmasını şimdi anlıyorum. Dünyanın merkezi İstanbul olsa da Roma'nın olmadığı bir dünya ekseninden kayardı.

Evet, önümüz yine bayram ve sanırım bu defa fazla kişiyle beraber kutlayamayacağım. Bereket versin, blog komşularım buradalar, onların bayramlarını şimdiden kutlamak istiyorum. Herkese güzel, sağlıklı ve mutlu bayramlar dilerim. Uzun yazımı sabırla okuduğunuz için de ayrıca teşekkür ediyorum. Söz Morrissey'de.

"Roma'nın sokaklarında dolaşıyorum
Kalbim ızdırap içinde
Sevgili Tanrım, lütfen yardım et bana
Çok yoruldum
Her zaman doğru şeyi yapmaktan
..
Ve şimdi Roma sokaklarında dolaşıyorum.
Ve başını sokabileceğin bir oda yok
Kalp ise özgür hissediyor
Özgür hissediyor.."

10 yorum:

  1. Sevine sevine okudum ben, "bir süre için de olsa mutlu olabildiğim" yazmışsın ya, ben de öyle hatırlıyorum Roma'yı.
    Piazza Cavour, what's my life for diyerek gidiyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nereye gitsem o şehri İstanbul'la karşılaştırırım ve hep kazanan İstanbul olur. Fakat işler değişti Roma'da. İlk büyük rakibi diyebilirim :) Ve gerçekten çok stresli bir dönemde gittim. Tek başıma kendimle zaman geçirmek ve Roma sokakları iyi geldi. Hoş, dönüşte yine ağzına kürekle vurulası patronların yüzünü gördüm ama ne yaparsın :D Üç beş kısa mutlu andan ibaret yaşam dediğimiz "o" her neyse.

      Sil
  2. Bir çırpıda okudum yazdıklarını ve şuan tek düşündüğüm 'Allah'ım benim burda ne işim var" oldu. Çok teşekkürler çok güzel anlatmışsın beni de roma günlerime götürdün ..
    Yedi yirmidört yaşayan bir şehir dediğin gibi bir iki gün yetmez hele de benim gibilerine hiç yetmez romayı hiç metro kullanmadan sadece yürüyerek dolaşmıştım o kadar dolu bir şehir ki bir an bile insan sıkılmıyor , trevi 'ye üzüldüm demek ki para atamamışsın 2016 'ya kadar bütün dilekler stop ! :)vatikan da giriş için internetten alabileceğimi şuan senden öğrendim bak ben orda sırada bir iki saatimi yemiştim üstüne bütün müzeyi ve sistine şapelini ayrıntılı inceleyince bütün günüm gitmişti , sinema müzesinin sakin olmasının sebebi bilinmediği için olabilir mi ? Ben hiç ne gördüm ne duydum gitmek isterdim doğrusu , bir de emanuele anıtını niye sevmiyormuş romalılar tersine ben hayranlıkla baka kalmıştım , siyasi sebepler mi ?
    Milanoyu da hiç bilmiyorum onun yazısını da tez elden bekliyorum gezi yazılarında müzik yazıların gibi gayet tadında ;)
    Bayram ne zaman ya çarşamba mı perşembe mi onu bile bilmiyorum ne çabuk geçiyor zaman ne ara bayram olmuş

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok Morrissey geçti yazıda ama onun da Roma ve İstanbul'u çok sevme nedeni gece sokaklarında yaşam olmasıymış. Haklı adam :)

      Üzülme ya Trevi'nin önünde minyatür bir şey vardı oraya para atılıyordu :D Fakat batıl geldi atmadım :/

      Vatikan normalde 16 Euro ama internetten randevu alınca 20 Euro'ya sıra beklemeden girebiliyorsun. Paris'teki Eiffel gibi yapmışlar ki mantıklı. Cinecitta'yı öneririm. Eğer yolun Romaya düşerse, ki umarım herkesin düşer, orayı beğeneceğini düşünüyorum nedense. İtalyan sinemasına ilgin varsa hele kaçırmamalısın.

      Emmanueli düğün pastasına benzetiyorlar :D Sevmeme nedenleri anıtın gerisinde normalde yüzlerce yıllık ören yerleri var. İtalyanlar da gitmişler o tarihin üzerine yapıştırmışlar binayı :D Hoş, ben çok sevdim. Kolezyum, Trevi falan yanından halt etmiş bile diyebilirim. Pantheon 1 Emmancım 2 :p

      Milano biraz Ankara gibi. Roma'daki kargaşa yok. Bildiğin manken gibi şehir :D Ankara benzetmem hakaret olur :p Yakında inşallah oradan bahsederim.

      Bu sefer çabuk geldi :)

      Sil
  3. Roma!! çocukluk hayalimdi.. nedendir bilmem hep Roma'da bir süre yaşamak istedim. Belki saçma sapan çocukluk hayaliydi ama o eski italyan evlerinin birinde kendimi çok güzel resmedebiliyordum. Hatta Roman Holiday'i izledikten sonra, belki bir gün orada uzun süre yaşamasam bile sadece bir gün geçiririm dedim. Ki nitekim oldu:)

    2 yıl geçti üzerinden belki, ama yazdıklarını okuyunca sanki dünmüş gibi hatırladım. 9 gün italya'da en harika tatilimi geçirmiştim. ama benim favorilerimin arasında Roma'dan sonra Floransa var!! :D

    Piazza Navona gerçekten büyüleyici, ama ben ispanyol merdivenlerinin o tıkabasa halini tek geçerim. Trevi'nin tadilatta olması üzücü.. 4 gün kaldım Roma'da ve her gün yolum bir şekilde düştü oraya.

    Pantheon'un köşede yediğim dondurmayı ve Piazza Navona'ya çıkan dar sokakların birinde yediğim makaranın tadını asla unutamıyorm.. ahh ahh çok özlemişim ya, ne güzel hatırladım şimdi, o bile güzel:)

    Beni bıraksan daha yazarım da yazarım.. küçük zamanlara büyük anılar sığdırdım ben İtalya'da. eminim sen de öylesindir..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocukluk hayalim Paris'ti ama yaş aldıkça farklı şehirlere merak sardım ve erişkinlik döneminde Roma'ya vuruldum. Nicedir gideceğim, gitmeliyim, gidemedim. Sonunda gittim ve bayıldım ! :) Dar sokaklarına, görkemli meydanlarına ve taş evlerine. Her bir yanı sanat kokan enfes bir şehir. Yaşama arzusunu bende de yaratan Fellini'nin Roma filmiydi. Nedense çok sevmiştim onu :) Roman Holiday'den bölümler yansıtılıyordu Cinecitta müzesinde.

      Yazını okurken ben de -şimdiden- özlediğim farkettim :) Umarım herkes bir gün Roma'da yaşar bir süreliğine de olsa :)

      Sil
  4. Selamlar, ben de çok gezi yazısı yazarım ancak geçen sene gerçekleştirdiğimiz 2 gece 3 günlük Roma seyahatini yazamadım nedense:( Gez gez bitmez bir şehir. O kadar çok şey gördük ve o kadar çok şey eksik kaldı ki. Şimdi yazınızı okuyunca aklıma geldi birer birer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Benim ilk gezi yazısı denemem oldu :) Kimi şehirlere 2 gün bile yeterken Paris, Roma ve İstanbul gibi şehirlere 1 hafta ayırmak lazım bence. O zaman bile yine nereler eksik kalacaktır :( Zaten ben hep detaylı gezmeyi seven bir insanım. Viyana'da genelde 2 gün kalıyor turlar ama ben tek gittiğimde 4 gün dolaştım yine eksik yine eksik :D

      Sil
  5. Ah aynı detaycılık bende de var. Eşim ve oğlum bazen şikayet ediyorlar:) Sanat tarihi mezunu olduğum ve bu alanı çok sevdiğim için, her bir eseri, her bir müzeyi, her bir ören yerini görmek istiyorum elimde değil. Fakat bu her zaman mümkün olamaz bildiğiniz gibi. Hele hele dediğiniz şehirlerde her ayrıntıyı yakalamak ne mümkün. Belki yine kısmet olur Roma, ne diyelim:) Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Detaycı olduğumdan dolayı genelde tek başıma gezmek zorunda kalıyorum :) Müzeleri, ören yerlerini, opera binalarını, tiyatroları inceleyerek gezmek arkadaşlarımı pek cezbetmiyor ne yazık ki. Herkesin de gezi anlayışı farklı elbette :) Bazıları gurme işlerine meraklı oluyor, kimisi de alışveriş kısmıyla ilgileniyor. Benim içinse gittiğim şehrin müzeleri, meydanları ve operaları öncelikli. Sanat tarihi okumak çok isterdim. Bizlerden çok daha ileri bir görüşle müzeleri geziyorsunuz, imrenilecek şey :) Mühendis halimle ben de okuduklarım, izlediklerim çerçevesinde gördüklerimi anlamlandırmaya çalışıyorum. Keşke diyorum mimari okusaymışım zamanında, sanata daha yakın sanki :) Bir gün umarım Roma yine kısmet olur dediğiniz gibi.

      Sil