60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

24 Nisan 2015 Cuma

Film Meydan Okuması (5.Gün)

Meydan okumaya başlamak isteyenler için tüm sorular burada.

En sevdiğiniz dram filmi hangisi ?


İnsan bir filmi seyrederken ne kadar ağlayabilir ? Yanıtını merak ediyorsanız, en sevdiğim yönetmenlerden olan Lars von Trier'in 1996 yılında çektiği Breaking the Waves (Dalgaları Aşmak)'i izleyin derim. Film bittiğinde içimden geçen tek şey "nalet olsun böyle yönetmene" oldu. 159 dakika boyunca insanı helak etme garantisi olan film, Trier'in Altın Yürek ismini verdiği bir üçlemenin parçası aslında (diğer filmler The Idiots ve yine izlerken seyirciyi ağlatan Dancer In the Dark). "Kendisini feda eden kadın" teması aslında Trier filmlerine aşina olanların çok iyi bildiği bir konu. Breaking the Waves'in merkezinde de "fedakar" bir kadın bulunuyor.


Köyün yarım akıllısı olarak kabul edilen Bess (Emily Watson), petrol platformunda çalışan Jan'a (Stellan Skarsgard) aşık olur. Hayli olaylı şekilde evlenen çiftin tutkulu ilişkisi, Jan'ın kaza geçirmesiyle sarsılır. Yatağa düşen ve hareket kabiliyetini yitiren Jan, Bess'in yeni bir sevgili bulmasını ister ve yeni ilişkisinin detaylarını ona yatağı başında anlatmasını ister. Kocasını delicesine seven Bess, başlangıçta öneriyi kabul etmez. Ama sevdiği erkeği kaybetmemek adına, yeni erkeklerle tanışmaya başlar. Oysa bu sonun başlangıcıdır.


Filmi bu kadar sarsıcı yapan şeylerden biri hiç kuşkusuz görkemli oyunculuk performansları. Bess'i canlandıran Emily Watson, öyle muazzam bir iş çıkarıyor ki ortaya, insan hayran kalamadan edemiyor. Dindar Bess'in Tanrı'yla konuştuğu sahneler o kadar "dehşet verici" şekilde gerçek ki.. Hala aklım almıyor, nasıl bu performans zamanında ödüllere boğulmamış ? Watson, adeta tek kişilik bir şov yapıyor. Tüm zamanların en iyi oyunculuk performanslarından biridir desem yeridir.


Müzikleri de es geçmemek lazım. Filme eşlik eden şarkıcılar arasında Bob Dylan, Rod Stewart, Jethro Tull, Roxy Music, T.Rex, Leonard Cohen, Deep Purple, David Bowie, Procol Harum ve Elton John gibi ağır toplar bulunuyor.

Yanınıza mendilinizi, ilaçlarınızı alın ve Breaking the Waves'i seyredin :)

Fragman:

15 yorum:

  1. Ben nasıl izlememişim bu filmi ya hayret. Sinema da kötü yorumları okuyup vazgeçmişimdir belki. İzlemesiniz de olur orta halli bir yapım gibi. Ama merak ettim sen böyle anlatınca izleyesim geldi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sıradışı bir film bence. Neticede Trier imzası var :)

      Sil
    2. Telefondan yazınca da böyle iki yorum birden gönderiyo anlamadım.

      Sil
    3. Galiba telefonla ilgili değil genel bir sorun olabilir. Çünkü bir haftadır benim de başıma geldi bir kaç kez.

      Sil
  2. Ne zaman Trier izlesem üç gün etkisinde dolaşıyorum. Garip bir boşluk kaplıyor içimi bunalımlı bir hale giriyorum. O yüzden baya zamana yaydım onun filmlerini izlemeyi. Ama bir trier filmi izlemek istersem bu film aklımın bir köşesinde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lars abinin filmlerinin çoğu insanı depresyona sokacak cinsten gerçekten de. Breaking the Waves, Dancer In the Dark, Dogville+Manderlay, Melancholia,.. Çok fenalar.

      Sil
  3. Benim de en sevdiğim filmlerden biridir, cevaplarımız aynı olmasın diye yazmadım. Emily Watson'u unutamam, inanılmazdı. Şöyle de bir anım var, filmi vizyonda izleyememiştim sonra (sanırım ertesi yıldı) Antalya Kültür Merkezi özel isteğimiz üzerine getirtip 2 gün için gösterime soktu. Malum film biraz sansürsüz sahneler içeriyor. Sonradan doktor olduğunu öğrendiğimiz bir adam birdenbire ayağa kalkıp "bu ne biçim film, utanmanız yok mu, ya yanımızda çoluğumuzu çocuğumuzu getirseymişiz ne olacaktı" diye bağırarak salonu terketmişti. Filmin özünden çok görüntülere takılırsan olacağı budur :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hey yarabbim :) İki buçuk saatlik filmden adamın aklında kalanın bu olması..

      Watson'ın sıradışı performansının hakkını bir tek Total Film verdi galiba. Tüm zamanların en iyi 150 performası listesinde 5.ciydi.

      Sil
  4. lars von trier dedin mi bi duracaksın. Öyle hemen herkes izlemez izleyemez leylak dalının bahsettiği şey benim Üniversite'de başıma gelmişti Melancholia'yı bir festival kapsamında izlemeye gittim adamlar yarısında çıktı kimisi saçma buldu kimisi gereksiz ama bilmiyorlar ki sen eğer Trier'in bir filmini izlemeye gittiysen lars von trier gözlüğünü takacaksın hayata onun bakış açısıyla göreceksin öyle izleyeceksin filmlerini bazen ben de yok artık aa olmaz ama saçmalama yorumları yapsam da bu adamın filmlerini izlemekten kendimi alamıyorum. Bu bahsettiğin filmi de en kısa sürede izleyeceğim :) teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Melancholia'ya arkadaşla gitmiştim. Koskoca salonda bi ikimiz vardık :D Ama daha iyi oldu. Özellikle filmin son sahnesini iliğimize kadar hissettik.

      Trier'in ciddi bir hayranıyım. Adamın en dandik filmlerini bile izledim. Ki dandik dediğime bakma yine birçok filmden iyilerdir :) Provokasyonlarla kariyeri ilerliyor ne yazık ki. Adamın fıtratında var sataşmak. Nazi açıklamaları olsun, kimi zaman kadın düşmanı bakışı olsun, Nypmhomaniac'ı çekmesi (bence ilki vasat ikincisiyse kötü bir filmdi)... Benim teorim şu yönde; Trier ilerleyen yaşlarda ya intihar edecek yada Müslüman, Budist falan olacak. Mevcut durumunun stabil olduğunu hiç sanmıyorum :D

      Sil
  5. Dancer in the Dark müthiş filmdir! Diğer 2sini izlemedim, öyle güzel anlatmışsın ki listeme alıyorum. Fakat bir müddet izlemiyim, hiç extra ağlama kaldıracak modda değilim :P

    YanıtlaSil
  6. yaaaa evet yahu çok güzel film! iyi ki aklıma getirdin, yıllar geçti üstünden, bulup bir daha izleyeyim bi' ara.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke dvdsini yeniden bassalar. Aslında internette gördüm, İngiltere'de bluray olarak basılmış ama buraya gelir mi kestiremiyorum :(

      Sil
    2. ben yine sana vurgunummmm heeyyy (torrent'e şarkılar söylüyordu)
      :)

      Sil