60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

4 Ocak 2015 Pazar

Thomas Mann'ın Büyülü Dağ'dan Selamı Var

Photo courtesy of MySwitzerland.com

Alman edebiyatının temel taşlarından biri kabul edilen Thomas Mann'ın başyapıtı Der Zauberberg (Büyülü Dağ) üzerine kaç zamandır yazmak istiyorum. Geçen sene planladığım süre -iki ay- içerisinde okumayı bitirdiğim için kendimi şanslı kabul ediyorum. Çünkü kitapların, hele de Büyülü Dağ gibi iki cilt olan ve 900 sayfaya yakın bir kitabın elimde aylarca sürünmesinden hiç hoşlanmıyorum. Hem büyüsü kaçıyor hem de olayların başını unutmaya başlıyorum.

Yazarlığının ilk dönemlerinde Buddenbrooklar ve Venedik'te Ölüm ile dikkat çeken Mann'ı edebiyatın zirvesine yerleştiren ve beraberinde 1929 yılında kendisine Nobel getiren Büyülü Dağ, basıldığı yıldan bu yana bir çok listede (Le Monde'un "Yüzyılın Yüz Kitabı" listesi gibi) kendisine yer bulmuş, tezlere konu olmuştur. Peki Büyülü Dağ'ı bu kadar önemli ve "büyülü" kılan ne ? Önce kısaca konusundan bahsedeyim..

Photo courtesy of Davos.ch

-Mann kitabı yazarken Davos'taki Schatzalp otelinden ilham almış-

Hans Castorp, yirmili yaşların başında, Hamburg'ta yaşayan ve küçük burjuva diye nitelendirebileceğimiz bir gemi mühendisidir. Mezun olduktan sonra ruhsal bir bunalıma düşer. Ailesi kendisini iyi hissetmesi için, Davos'ta dağın başında bulunan sanatoryumda tedavi gören kuzeni Joachim'i ziyaret etmesini önerir ve Hans yola koyulur. Üç haftalık bir ziyaret için orada bulunan Hans, ilk zamanlar sanatoryumdaki konukların yaşayış tarzını garipser. Ancak bir süre sonra kendisi de o yaşamı benimsemeye başlar ve planlanan üç haftalık ziyaret, Hans'ın da rahatsızlanması ve ateşinin çıkmasıyla yedi sene gibi uzun bir süreyi bulur.

 Photo courtesy of anotacoes.folhadirigida.com.br

İçerdiği uzun diyaloglar, siyasi ve sosyal analizler, Alman kültürüne dair referanslar, mitolojik öğeler ve kendine has karakterlerle (özellikle Settembrini ve Naphta çok ilginç tiplemelerdir) oldukça zengin bir kitap olan Büyülü Dağ, sanılanın aksine hızlı ilerleyen, sürükleyici bir yapıya sahip. Bunda tabii kitabın ele aldığı konulara (aşk, ölüm, yaşam, zaman, cinsellik, müzik, savaş, din, burjuvazi ve mitoloji bunlardan başlıcaları) ilgimin de olması etkili olabilir. İnternette çoğu insanın, kitabın ikinci cildinde maratonu bıraktıklarını gördüm. Oysa ikinci cilt de en az ilki kadar ilginç ve düşünmeye sevk ediciydi bence.

Mann'ın güçlü kaleminden çıkan, hafızalara kazınacak derece etkileyici tespitler kendini her satırda hissetiriyor. Betimlemelerin de görkemli olduğunu söylemek gerekiyor. Özellikle walpurgisnacht (cadılar gecesi) kutlamaları ve kar fırtınası kısımlarını okurken yaşananlar gözümün önüne geldi. Savaş kısımlarını okurkense gözlerim istemsizce doldu.

"Zaman hiç kesintiye uğramadan hep aynı şekilde akarsa, elimizden kaymaya başlar ve zaman duygumuz, yaşam duygumuzla öylesine bağlantılı ve iç içedir ki, bu duygulardan birinin zayıflaması demek, öbürünün de acı ve yıpratıcı bir deneyimden geçmesi demektir. Can sıkıntısının kaynağı ile ilgili bir yığın yanlış düşünce dolaşır ortalıkta. Cansıkıntısı denen şey, aslında, zamanın tekdüzeliğinin neden olduğu sağlıksız bir kısalmadır. Alışkanlık, zaman duygusu uykuya yatarsa ortaya çıkar ve insana gençlik yılları yavaş yavaş, daha sonraki yıllar ise gitgide hızlanarak akıp gidiyor gibi gelirse bu alışkanlık yüzündendir. Yeni alışkanlıklar edinmenin ya da eskilerini değiştirmenin altında yatan şey, yaşamı korumak, zaman duygumuzu yoğunlaştırmak, zaman deneyimimizi yavaşlatmak ve böylece yaşam duygumuzu yenilemek arzusudur."

"Ölümümüz bizden çok sağ olanların sorunudur; çünkü bir bilgenin dediği gibi, biz var olduğumuz sürece ölüm yoktur, ölüm olduğunda da biz yokuz."

"Dünyadaki bu ölüm şenliğinden ve yağmurlu akşam gökyüzünü kızgın alevlere boğan bu çirkin ateşten de günün birinde sevgi doğar mı dersin?" 

* * *

Bir kitaba veda etmek zor mudur ? Kimi zaman. Büyülü Dağ'ın kapağını kapadığımda içimde adeta burukluk hissettim. O kadar alışmışım ki ordaki atmosfere ve karakterlere. Kopmak istemedim. Hans'ın naifliğini, Settembrini'nin bitmek tükenmez entellektüel tiradlarını, Naphta'nın marjinal fikirlerini ve Mynheer'in groteskliğini özleyeceğim..


5 yorum:

  1. Kesinlikşe benim de bir iskandinav ülkesine gitmeye ihtiyacım vaaar tamam şuanlık mümkün gözükmüyor olabilir öyleyse dediğin kitabı okuyayım ilgi çekici görünüyor :) merak ettiğim iki cilt toplam900 mü yoksa 1800 mü ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki cilt toplamı 881 sayfa :) Aslında neden tek cilt yapmamışlar anlamadım. Sonuçta İletişim Yayınları, Dostoyevski'nin en uzun eserlerini (Karamazov Kardeşler ve Budala) bile tek cilt bastı. Gel gör ki Can Yayınları Büyülü Dağ'ı tek cilt satıp 30-35 lira kesmek yerine iki cilt yapıp müşteriden 50 lira kesmeyi uygun görmüş. Diyecek sözüm yok onlara. Elimde olsa Can'dan bir kitap bile almam. Fahiş fiyat uygulamaları bezdirdi artık beni. Umberto Eco'nun kitapları bir cilt ve 45-50 lira bandında geziniyorlar..

      Ne yazık ki Mann külliyatını da hep Can basıyor. El mahkum. Almancam da Mann'ı anlayacak derecede ileri değil :( Okusam orjinal metni anca genel olayları anlayabilirim ki bu kitabı değerli kılan içerdiği şeytani detaylar. Haybeye okumuş olurum öylece. Türkçesinde bile yavaş yavaş, nefes alarak okudum. Çoğu cümleyi iki defa okudum (Mann zaten kitabın başında uyarıyor, kitabı tam olarak anlamak için en az iki defa okumak gerekiyormuş) Vakit ve emek isteyen bir kitap. O yüzden de bir süre bekledi kütüphanemde. Uygun zaman sonunda geldi geçen sene :)

      Şimdiye kadar okuduğum en görkemli 10-15 kitaptan biridir desem yeridir (hatta savaş karşıtlığı açısından okuduğum en iyi kitaptı diyebilirim). Özellikle anti-militarizm, zaman ve ölüm üzerine çok önemli tespitlerde bulunuyor Mann. Hani şurda o harika tespitlerden bir derleme yapsam 10 sayfayı aşar :D Zaten kendisi de dönemin en sıkı anti-militarist figürlerinden biri. Hitler'in yükselişi ile ülkesini terketmek zorunda kalıyor. Düşünsenize, hem eşiniz Yahudi olacak hem de siz biseksüel olacaksınız, yetmeyecek, savaş karşıtı söylemleriniz de olacak, kitaplarınızda sosyalizme de gözkırpacaksınız. Kaçmasın da ne yapsın adamcağız :D İyi yapmış.

      Kitabı okuduktan sonra İsviçre'ye taşınmak istedim :) Davos o kadar büyüleyici anlatılmış ki.. Orası almazsa bizi, biz de kalkar gider İskandinavya'da soğuk özlemimizi gideririz :D

      Sil
    2. Kitaplardan bile vergi alınan bir ülkede yayınevlerinin bu tür oyunlar yapmasına şaşırmamak gerek zira kitapları her şeyden önce gelir kaynağı olarak gören zihniyete sahibiz..
      Kitapları öyle güzel tanıtıp özetliyosun ki insanda bir an önce alıp okuma isteği uyandırıyosun :D
      Bence dünyanın en harika be inanılma olaylarından biri olan aurora borealis'i görebilmek için norveç'e gitmek istiyordum bi de yanında isviçre olur tam olur :)

      Sil
  2. yorumunuza sağlık , zaten notumu almıştım ama yanına 2 de yıldız ekledim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğeneceğinzden eminim :)

      Mann'ın külliyatına devam etmek isterseniz Venedik'te Ölüm ile devam etmenizi öneririm ayrıca. Büyülü Dağ ile ortak temaları bir yana, hacimsiz bir kitap olmasına rağmen derdini yüz sayfada anlatabilen nadir kitaplardan biri. Umarım ben de bir gün Mann'ın tüm kitaplarını tamamlayabilirim :) Kendisi maşallah romanlarını hep 600+ sayfa şeklinde kaleme aldığı için hepsini okumak zaman alıyor :DD

      Sil