60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

16 Ocak 2015 Cuma

Boyhood (6/10)


Bu sene iki film çok konuşuldu. İlki Akademi Ödüllerinin şimdiden favorisi olan Birdman, ikincisi de bol ödüllü Boyhood. Ne yazık ki ikisi de henüz bizde vizyona girmedi. Hatta Boyhood vizyona girmek yerine direk mağaza raflarına dvd olarak düştü bile. Fırsat bu fırsat diyip bu çok konuşulan filmi dün akşam izledim. Açıkçası filmi izlemeden önce büyük bir beklenti içine girmiştim; çünkü yönetmeninin Before Sunrise ve devam filmlerinin yönetmeni olması ve sevdiğim oyuncular Ethan Hawke ile Patricia Arquette'nin yan rollerde yer alması beni cezbetmeye yetti. Ayrıca filmin 12 yıl boyunca eş zamanlı olarak çekilmiş olması, bir oğlanın büyüme sürecini belgesel tadında incelemesi yeterince ilgi çekiciydi. Peki uygulamada karşılığını alabildim mi, tartışılır.

Esas oğlanımız, Mason Evans'ın 6 yaşından, 18 yaşına uzanan büyüme dönemini ele alan film her ne kadar ilk bakışta ilgi çekici gibi dursa da, geçen her dakikada büyüsünü kaybetmekte. Öyle ki filmin son yirmi dakikasında uykuma yenik düştüm ve uzun zamandan sonra bir filmi izlerken gözlerim kapandı. Sebebi basit, film hiçbir yenilik barındırmıyor ! O kadar düz bir "dağılan aile" dramı ki.. Böylesinden yüzlerce film çekilmişltir bugüne kadar ve her akşam televizyonlarda buna benzer filmlere rastlamak mümkün. Drama yönü de iyi kotarılmamış ayrıca. İzlerken yüreğinizde en ufak bir kıpırdanma hissetmiyorsunuz. "Aaa evet aile dağılıyor şimdi" diyip geçiyorsunuz. Hiçbir drama yönü de yok ne yazık ki. Başrol oyuncusunun da performansı beni nedense rahatsız etti. Hele o ergenliğe geçtikten sonra çocuk resmen "gel ağzıma kürekle vur" diye bas bas bağırıyordu. Ayrıca bir erkeğin büyüme sürecini çok daha kapsamlı ele alabilirlerdi

Kötü bir film sayılmaz ama buna ayıracağınız üç saatte onlarca sayfa kitap okuyabilir, çok daha iyi filmler, söyleyecek sözü olan eserler izleyebilirsiniz. Hayat kısa. İyi değerlendirmek lazım bence.

Not: Ethan Hawke ve Patricia Arquette'in performansları olmasa en fazla 3-4 verilcek bir film.

12 yorum:

  1. Ben de filmi hiç Boyhood'luk olarak değerlendiremedim, daha çok bir Motherhood'luk vardı işin içinde. ve dediğin gibi bir de büyüdükçe çocuk büyüsünü kaybetti; ben Patricia Arquette'ye bayıldığım için filmi sevmem çok zor olmadı hatta iki kere izledim ve ilk izlediğimde aklımda ki puan 7 idi sonradan 8 verdim kafamda. Ben filmin açıkçası çok iyi kotarıldığını düşünüyorum özellikle kurgusu başarılı ama hiç bir zaman çocukla bağlantı kuramıyoruz, o kadar soğuk o kadar dışarda ki benim için özellikle. Ama anneyle direk bir bağa geçtim, hoş filmde ki puanım yüksekliğinin bir nedeni de tıpatıp aynı aile sorunlarının başımdan geçmesinin de etkisi olabilir. ben yine de özellikle sinemayla ilgisi olanların izlemesi gerektiğini düşünüyorum çünkü bir ilki de başardılar. bakalım richard linklater seviyor zaman atlamalı işleri şimdiden aynı kadroyla bir 12 yıllık işe daha girişmiş bile olabilir. tam puanımı da söyleyeyim 84

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle "boyhood" olayıyla doğrudan bir ilgisi yok filmin. Yani şu yaşıma geldim, erkeklik bu kadar düz bir şey değil. Anlatılacak o kadar çok şey var ki. Hele de en buhranlı ve çalkantılı dönem olan 8-18 yaş arasıyla ilgili. Filmin adı Family and Other Drugs gibi bir şey de olabilirmiş yani.

      Yönetmen Richard ve oyuncular Patricia ile Ethan (ikisi de müthişti ama) hatrına izledim valla filmi zaten. Pişman mıyım ? Biraz. Söyleyecek bir sözü olmayan bu filmin bu kadar ödüllere layık görülmesine anlam veremiyorum. The Artist de böyle oldu. Özünde çok basit ve bir esprisi olmayan film sadece "ilk" gerçekleştirmesi adına ödüllendirildi. Burda da sadece -gerçek manada- bir ilk gerçekleştiği için övgülere mazhar oluyor ama bu bana kolaycılık gibi geliyor. Her ilkleri ödüllendireceksek hakkını yediğimiz onlarca film var geçmişte.

      Sil
  2. Boyhood'u hem merak ediyorum hem de biraz çekiniyorum, bağğzı Oscar adayı filmleri yarım bıraktım, fenalıklar geçirdim geçen senelerde. Seyrettikten sonra gelip bir yorum daha yazarım :)
    Filmlerin doğru dürüst vizyona girmemiş olması da bütün tören heyecanını alıp götürüyor. Görmediğim filmin aktörü Oscar alsa ne olur, almasa ne olur. Neyse, bir ay falan var di mi törene? Belki o arada tamamlarım listeyi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok merak ediyordum. Hele de konu boyhood olunca insan ister istemez kendine yakın hissediyor filmi ama ne yazık ki umduğumu bulamadım. Geçen sene mesela Oscar filmlerinden en güzel Muhteşem Güzellik'ti bence. Zaten onun gazıyla Roma'ya gitmiştiniz galiba siz de :) Keşke yine öyle bir şeyler olsa bu sene. Şimdilik Grand Budapest Hotel favorim içlerinde. Whiplash'i bu hafta vizyona girince izleyip yorumlayacağım. Birdman'den çok umutluyum. Eğer o da hayalkırıklığı olursa bir süre film falan izlemem :D

      Vizyon olayında o kadar haklısın ki. Birçok Oscar adayı film genelde bizde sonradan gösterime giriyor. İster istemez törenin büyüsü de gidiyor. E zaten bir de kapitalizmin gözü çıksın, digitürke geçti tören hakları. Paralı kanalda falan gösteriyorlar. Tamamen oscar eğlence olmaktan çıktı benim için maalesef :/

      Sil
    2. Unuttum. Meryl Streep 3948932483294.kere aday gösterilmiş. Konuyla ilgili bir yazı yazıcam ilerki zamanlarda. Artık sıkmadı mı sizi de bu adaylıkları ? :s Cidden iyi bir oyuncu evet ama her sefer her sefer aday olması tesadüf mü ? Streep lobisi var kesin..

      Sil
    3. Neeee digitürk mü? Şu anda benim için bitmiştir Oscarlar. İnsafsızlar ühhüühüüh kahveye mi gideyim ya tören seyretmek için?!
      Bu bağlamda, aday olmadığı kategorilerde de Meryl Streep alsın ödülü, koliyle evine götürsün, gerçekten hiç umrumda olmaz ahahhahha :D
      Of evet, resmen Muhteşem Güzellik'in gazıyla Roma'ya gittik, aradığımızı da bulduk :) Grand Budapest Hotel'i seyrettim ve çok beğendim. Whiplash'i ben de bu hafta seyredicem bakalım. Birdman'i de sen merak ediyorsun diye bir kenara not aldım. Seyredeyim de bari tören sonrası çemkirebileyim sağda solda, yoksa şu anda şişme Oscar heykelciği bıçaklayacak noktaya geldim kendi kendime.

      Sil
    4. Fermina bu Digitürk olayına ben de çok kızıyorum ama biliyorsun her yıl Oscar'a katılmam ve bir yazı yazmam gerekiyor. Bir link bulup izleyebileceğimi düşünüyorum yoksa çatlarım :) Ben Oscarlık filmleri yarıladım, çoğu nette mevcut, sen de izleyebilirsin...

      Sil
    5. Fermina,

      Whiplash'i çok beğendim valla. Yarın hemen yazıyorum kendisini :D

      Leylak Dalı,

      Ben vizyona girmelerini bekleyerek yaşlanacağım galiba :D

      Sil
  3. Oscar'ı neye göre seçiyorlar cidden anlamış değilim bir sene cidden bütün beğenileri altüst eden bir film diğer sene tamamen politik mesajlarla dolu başka bir film.. Ama çoğunlukla ikincisinin seçildiğini düşünüyorum politik olmasa bile hak edenin hak ettiği ödülü alamıyor olması beni çok üzüyor hele ki geçen sene leonardo nın performansı bence bir harikaydı ama malesef nedendir bilinmez yine kazanamadı , ondan önceki senelere hiç girmek bile istemiyorum ne the Artist ne de The Hurt Locker gerçekten hak ettiğini düşünmüyorum hele argo hala nasıl oscarı alabilmiş şaşıyorum .. Filmler kötü değildi elbette ama o seneler içinde daha iyi filmler vardı bu sene nasıl olacak merakla bekliyorum :) özellikle de boyhood u merak ediyorum henüz izleme fırsatım olmadı hatta oyüzden yazının hepsini okumadım sanırım filmi anlatıyordun değil mi ? ( bi dahakine uyarı koymalısın bence spoiler içerir gibisinden) çoculuktan gençliğe uzanan filmlere bayılıyorum umarım bende de seninki gibi düş kırıklığı olmaz zaman ve imkan yarattığım ilk fırsatta izleyeceğim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dicaprio iyidi bence de ve hakkı yendi adamın.

      Yo hayır, filmin içeriğine dair bir spoiler içermiyor. Sadece filmin konusundan bahsettim :)

      Sil
  4. Hehehe millet yılın filmi deyip duruyor ama ben de 3 saati hatır için bitirenlerdenim. Tamam kötü değildi, senden 1 not fazla vermişim (öğretmen hoşgörüsüyle) ama 12 yılda çekilmiş olması dışında pek bir numara görmedim ben de filmde. o kadar uzun olması da baygınlık verdi, 2 günde izledim, o da kopukluğa yol açtı. Belki sinemada izlesem daha bir farklı olabilirdi. Whiplash'ı çok beğendim ben, müzikal ağırlıklı filmlerden fazla hazetmememe rağmen. Gone Girl de fena değildi ama düşüp bayılmadım doğrusu. İda iyi bir film izlemediysen tavsiye ederim, çok işlenmiş bir konu belki ama görüntüler, siyah-beyaz oluşu filme ilginçlik katmış...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Whiplash gerçekten zımba gibi filmdi valla. İki saate yakın soluğumu tutarak izledim bugün sinemada. Gone Girl'u Akademi resmen dışladı nedense. Merak ediyorum İda'yı, hemen notumu aldım :)

      Sil