60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

9 Aralık 2014 Salı

Osmanlıca ve "Arşiv" Oteli

Bugünkü ikinci yazım olacak. Gelelim Osmanlıca tartışmalarına...

İnsanların atalarının, dedelerinin eserlerini okuyabilmeleri önemli bir kazanımdır. Bu işi sadece "mezar taşları"na indirgemek olmaz. Dünle bugünün arasındaki bağın kopmaması önemlidir. Neticede dünü bilmeden yarına bakamayız. Kültür ve medeniyet yığılarak ilerler. Hepsi doğrudur. Ama gelgelelim burada itiraz edilecek bir husus var.

Şimdi deniyor ki, "Osmanlıca öğretilecek!!". Peki. İnsanın bir lisan daha öğrenmesinde bir mahsur yoktur (istersen ölü bir dil öğren, her yeni dil insanın ufkunu açar); ama şu soruyu sormak lazım, geçmişte biz öğrencilerimize modern dünyanın lisanı olan İngilizce'yi (ve beraberinde Almanca'yı, Fransızca'yı) ne kadar öğretebildik ?

Bereket versin, ilkokuldan üniversiteye kadar her zaman yabancı dilde eğitim veren okullarda eğitim alma şansım oldu. Ama bu fırsatı kaçımız elde edebiliyor hayatında ? Devlet okullarımızda Osmanlıca'dan öğrenmesi çok daha kolay olan İngilizce layıkıyla öğretilebiliyor mu ? Elbette hayır ! Bunu toplumda çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Soruyorsun, "İngilizce biliyor musun ?" "Evet.. " Biraz konuş dediğinde, "hello"dan ötesine geçemiyorlar.

Eğer gerçekten "büyük ülke" olma hayallerimiz varsa, bir kere şu dil konusunu ivedilikle halletmemiz lazım. İngilizce bilmeyen bir toplum ilerleyemez. Bu kadar basit ! Propaganda veya Batı hayranlığı değildir bu söylediğim. Eğer bir ülkedeki akademisyenler, bilim adamları -iyi seviyede- İngilizce bilmiyorsa o toplum bilimsel gelişmeleri ne kadar sağlıklı takip edebilir ?  Yeni makaleler yayınlanıyor dünya çapında. Çoğunluğu İngilizce. O yayınları takip edemezsek, bilimden ve gelişmelerden nasıl haberdar olabiliriz ki ?

Öncelik İngilizce'dir !

Ayrıca bunun yanında öğrenciye Almanca, Fransızca, Rusça veya Çince gibi geleceği olan diller verilirse ne ala ! İki güncel dilin yanında -seçmeli- Osmanlıca öğrenmek elbette yararlı olacaktır bireyin ufkunun açılmasında. Kim istemez bir dil fazladan öğrenmek ? Fakat öncelik modern dünyanın lisanlarını özümsemek ve dünyayı takip etmektir.

Son bir şey daha.

Madem bu kadar geçmişimize sahip çıkma heveslisiyiz, o zaman neden yüzlerce yıllık Osmanlı Arşivi'ni sel alanına taşırsınız (bu konuda Murat Bardakçı'nın yazısını okumanızı öneririm) ? Hani gençler Osmanlıca öğrenip atalarının yazdıklarını okuyacaklardı ? Dönüp dolaşıp ranta geliyoruz. Tarihi arşiv binası şu an lüks bir otele çevrildi (haber burada). Arşiv dere yatağında, tarihse otele çevrilmiş. Tebrikler.

Orwell alkışlar mı bilmem ama padişahların Osmanlı torunlarını alkışlayacağını hiç sanmıyorum.

18 yorum:

  1. Ben kızıma arapça alfabesini öğretmeye başlayayım.
    Ha bu arada belki bana da ekmek kapısı falan çıkar. İçimdeki ukde mesleği, öğretmenliği yaparım bu sayede.
    Osmanlıcaymış. Şaka gibi. Daha reis i cumhurumuz bile ingilizce konuşamıyor. Ya da belki konuşuyor ama ben duymadım. van münüt. Bence artık yüzümüzü şarka dönüyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şarkın "medeniyet"ine yüzümüzü döndüğümüzden şüphem var aslında. Durumumuzu şuna benzetiyorum; Batı medeniyetini öven, ona imrenen ama İngilizce öğrenmek dışında Batı metinlerini okumayan, işin medeniyet kısmına geçemeyen kimseler gibiyiz.
      Sadece Osmanlıca, Arapça, Farsça her neyse o, öğrenerek bir yerlere gelemeyiz. Yüzümüzü şarka döneceksek (ki ben taraftarı değilim, sentez yanlısıyım) bari Doğu'nun medeniyetinden, ilminden feyz alalım. Nice yetişmiş Doğu bilginleri, felsefecileri var. Bizde ne var ? Yıllarca okuyan, önemli kitaplar yazan ama daha sonra menfaatler devreye girince tüm birikimini çöpe atan aydıncıklar. Sözüm tüm aydınlara değil elbette iyileri var aralarında fakat günden güne sayıları azalıyor galiba. Ne dersiniz? :(

      Sil
    2. Anlamadığım, araştırmadan, sorgulamadan, enine boyuna düşünmeden mi alınıyor bu kararlar? Sadece onlar istiyor diye mi?
      Yani bu ders konacak, kimse 4 senelik lise hayatında haftada bir kaç saatlik dersle osmanlıcayı çözemeyecek. dersi geçmek için çabalayacak. Kime ne katacak bu peki?
      Boşuna konuşuyorum onu da biliyorum. Dayatacaklar olup bitecek.

      Sil
    3. Maalesef öyle.
      İngilizce'yi çocuklara verdik de ne oldu ? Dediğiniz gibi çoğu sadece günü kurtarmaya çalıştı. Osmanlıca da böyle sonuçlanacaktır. Yarım yamalak dilin (hangi dil olursa olsun) bir yararı yok. Haftada iki üç saat aldığın Osmanlıca'yla hangi kitabı okuyabilirsin ki ? Artık üzülmekten ve hayıflanmaktan usandım ben. Karşılıklı uzlaşı kültürünü yitirdik. Birisi yapıyor, öbürleri uyuyor. Sistem böyle işliyor maalesef.

      Sil
  2. Yöntemde sıkıntı olacak bence. Bir kaç aylık hizmet içi eğitimle, kocaman bir dili öğretmek... Zor biraz.
    Heves, güzel bir heves. Şu an 15-16 yaşında, ortalama kültür seviyesindeki bir gence "haleti ruhiye ne demektir sence" diye sorsak, cevaplama ihtimali çok çok düşük.
    Kim Bir Milyon İster mi, neydi adı, güzel bir örnek bunu anlamak için.
    Genç kardeşlerimiz ne yazık ki annesinin yada anneannesinin gündelik hayatta kullandığı bir ifadeyi anlayamayacak durumda şu an.
    Kocaman bir medeniyetin bu hale gelmesi içler acısı!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle zorlanacağız.
      Bir dil öğrenmek, hele de farklı alfabe kullanılan bir dil öğrenmek o yaştaki çocuklar için çok zor olacaktır. Dediğim gibi İngilizce gibi öğrenmesi görece kolay bir dili -bırakın öğrencileri- eğitmenler bile tam anlamıyla konuşamıyorsa vay halimize !

      Kaldı ki nesiller arası fark giderek açılıyor. Yani şuan ilkokul sıralarında oturan çocukların büyük ihtimalle ne anneleri ne dedeleri Osmanlıca yazıyor konuşuyordur. Biz koca insanların bile ailelerinde Osmanlıca konuşan hiç kalmamışken.. Ben yıllar önce lisedeyken bir arkadaşım bana "son İstanbul Beyi" derdi. Çünkü ikimiz yaşıtlarımıza oranla eski dile meraklıydık ve "haleti ruhiye"den haberdardık :) O zaman bile gençler eski dilden kopmuş durumdaydı ki şimdi ifade ettiğiniz gibi genç kardeşlerimiz ifadeleri anlayamayacak durumda.

      Evet, fazladan dil öğrenmekten zarar gelmez. Ve geçmişten de kopmamak lazım. Bunu her zaman savundum. Ama bunun yolu yordamı farklı olabilir. Böyle "yaptım oldu"yla çözülecek bir sorun değil bu. Dil öğrenmeye hevesli benim bile (ki Arap alfabesi okuyabilmeme rağmen) "zorunlu" kısmından dolayı bu işe soğuk baktığımı söyleyebilirim. Dil öğrenmek gönüllülük esaslıdır. Kimseyi zorla bir dile yönlendiremezsiniz. Hele de kısmen ölü bir dile. Bir vatandaş resmi dilini ve evrensel geçerli dili (ki son yüzyıldır İngilizce'dir bu) öğrenmek dışında kalan dilleri ancak isteğiyle öğrenmelidir :)

      Sil
  3. Off gif çok güzel!
    Geçenlerde Bilkent'te gittim, dönerken Mimarlık'tan bir hocayla sohbet ettik serviste. Derste "Bu mesnetsiz iddia..." demiş, bir kişi bile bilmiyormuş mesnetsizin ne demek olduğunu. Bunun kendi geçmişinden kopuk olmaktan ziyade okumamakla alakası olduğunu düşünüyorum. Aynı hoca, derste öğrencilerin sürekli telefonlarıyla uğraştıklarını da söyledi, küçük boy bir jammer almasını tavsiye ettim. Önce gözleri parladı, sonra da "Ama hiç demokratik olmaz!" dedi. "Öğrenciler jammer'ın varlığını bilmezse çok da demokratik olur, pek de güzel olur," dedim :) Bak ben de uyum sağlıyorum Yeni Türkiye'ye.
    Dil öğrenmek vakit alıyor, çalışmak lazım, unutmamak için sürekli kullanmak lazım, o dilde yayın takip etmek lazım. Nasıl olacak bu iş bilmiyorum. Keşke bu toprakların kaybolmaya yüz tutmuş dillerini yaymak olsaydı önceliğimiz; o diller gittiğinde şarkılar, masallar, yemekler, her şey gidecek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kanuni duysaydı arşivin son halini eminim bu tepkiyi gösterirdi :DD

      Hiç uğraşmasın bile jammerla. İsteyen dinler istemeyen dinlemez. En güzeli. Nihayetinde mezun olduktan sonra piyasada kimin ne bildiği ortaya dökülecek ve çürükler elenecek :) "Yeni Fermina" gözümden kaçmadı :p

      Dediğin gibi çalışmak ve sürekli kullanmak çok önemli. Dil canlı bir varlık. Gündelik yaşamda kimseyle Almanca veya Fransızca konuşamadığım ve okuduğum yayınların da hepsi İngilizce olduğu için öbür dillerim yerlerde :( Evde bazen Almanca konuşunca insanlar "deli mi ki bu" demeye başlıyor.

      Giden sadece dil olmuyor maalesef, beraberinde masalları, yemekleri ve bir kültürü topluca götürüyor mezara.

      Sil
  4. Şimdi dedelerimizin mirasına sahip çıkmak kisvesi altında yeni Osmanlıcılık özentisiyle önümüze koyulan ve buram buram samimiyetsizlik, hamaset kokan beyanatlar karşısında Tanpınar’ın şu cümleleri geliyor hatırımıza: “Karşıtlık Doğu- Batı arasında değil halis gerçek ile taklit ve özenti olan arasındadır. Dedelerimizin meziyeti hayatlarının kendilerine has ve gerçek oluşudur… Ben şarka bağlı değilim, eskiye de bağlı değilim, bu memleketin hayatına bağlıyım.. O ne medreseden, ne tekkeden, ne şeyhülislam kapısından, ne kazasker konağından gelir, halkın emrindedir, ruhaniyeti onunla beraber yürür…İşte benim sevdiğim inandığım bu hayattır”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mirasa sahip çıkılması lazım bence (tüm kültürlerin geleceğe taşınması lazım çünkü) ama şu arşiv hadisesi bile "gerçekten ne kadar sahipleniyoruz" sorusunu akla getiriyor. Yeni Osmanlıcılık tabirini doğru bulmuyorum çünkü vitrine baktığımda Osmanlıcılığın o'sunu göremiyorum. Miş gibi yapılıyor belki. Gerçekten Osmanlı kültürüne sahip çıkanlar nasıl olur da müzelerine ve arşivlerine sahip çıkmazlar ? Konakların yakılıp, zenginlere satılmasına göz yumabilirler ? Tahtlarda yemek yerler ? İmparatorluk başkenti İstanbul'un silüetinin elden gitmesine seyirci kalabilirler ?

      Bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere çoğu şeyin içi boşaltıldı. Osmanlıcılık, sağcılık bile artık içi boş halde. Lafta herkes Osmanlıcı, sağcı bilmemneci. Ama uygulamada hiçbiri yok. Tanpınar'a kısmen katılıyorum. Fakat şunu da eklemek lazım. Eskiye bağlı olmak başka şey, eskiyi günümüze taşımak başka şey. Eskiye bağlı olmanın sakıncalı olduğunu düşünmüyorum. Burada sorunlu olan eskinin yeninin önüne geçmesidir.

      Sil
    2. Ben çok beğendim Tanpınar'ın lafını. Gidip Ankara'nın yeni şehir kapılarına yazasım geldi.

      Sil
    3. Söz güzel ama şark tanımı sıkıntılı bence. Şarktan anladığımız farklı Tanpınar'la. Doğu'nun birikimini yadsımak hatalı. Tekke, şeyhülislam filan şarkın bir bölümünü oluşturabilir ama şark demek tamamen dogma üzerine kurulu bir şey değil.

      Sil
  5. Bazı şeylerin zorunlu olması beni yoruyor.Ülkede daha ciddi konular varken birşey yokmuş gibi sadece Osmanlıca tartışması aldı başını gidiyor.Edebiyat fakültesinde okumuş yeğenim takır takır Osmanlıca okuyup yazıyor lakin işsiz.Edebiyat öğretmeni olarak atanmayı bekliyor.
    sorunlar çığ gibi.İşsiz üniversiteler çığ gibi.Osmanlıca bilmek kimsenin karnını doyurmuyor bu devirde açıkçası.Ülkemiz refah olsa ve tek derdimiz bu olsa keşke.Gider ben bile öğrenirdim Osmanlıca,farsça...Niyetin ne olduğu apaçık ortada oysa.neyse .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Temel sorun bence de zorunlu olma hali. Yoksa dil öğrenmek isteyen zaten gidip öğreniyor. Neden öğrenmesin.. Alıştık biz "gündemi kurtarma"lara. Bir siyasi çıkıp bir şey söylüyor, tüm tartışma onun etrafında şekilleniyor. Öyle bir çağdayız ki yanlızca İngilizce bilmek dahi karın doyumuyor.

      Sil
  6. o değilde kim öğretecek :D inglizce hocaları bile zar zor ingilizce konuşuyor grammar iyi ama konuşmaya gelince yok ben konuşamıyorum. Bu iş yaş. Faydadan çok zarar sağlayacağını düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla ben öğretmeyeceğim kimseye :D Aynen öyle. Pratik eksiği var insanlarda ki İngilizce'yi öğrenmesi de konuşması da görece daha kolay. Şimdi kalkıp binlerce öğrenciye elinde yarım yamalak Osmanlıca konuşan üç beş hocayla eski bir dili öğretmeye kalkıyorsun.. Olacak şey değil valla :)

      Sil
  7. Öncelikle dilbilimci olarak bir yanlışı düzelteyim.Osmanlıca bir dil değildir,Türkçenin arap ve fars harfelerinin karşımıyla yazılmasıdır.Dil yaşayan bir varlıktır.Değişir,gelişir,ilgi ister.Bundan 10 sene önce anlamını bile bilmediğimiz kelimeler dilimize yerleşti.Bazı kelimelerin anlamı değişti.Mesela dokunmatik deyince telefon, tablet hatta pc ekranı anlıyoruz.Osmanlıca elbette öğrenilmeli ama bu şekilde dayatma ile değil.Kaldı ki üniversitelerin bazı bölümlerinde zaten dersler arasında var Osmanlıca.İsteyen kurslardan da öğrenebiliyor ama bu ben yaptım olacak diyen zihniyeti anlayabilmek ne mümkün.Sizinde dediğiniz gibi bugün öykündükleri ecdadımız dedikleri tarihin hangi değerini koruyup sahip çıktılar.Tek dertleri para ve rant oldu.Şimdiki müfredatta var mı bilmiyorum ama bizler ortaokul ve lisede divan edebiyatı okumadık mı?Tarihimize sahip çıkmalıyız, onlardan kalan yazılı belgeleri okuyabilmeliyiz evet ama ben bırak Osmanlı arşivinden bir belgeyi 75 sene önce dedemin askerdeyken yazdığı mektubu bile okumakta zorlanıyorum.Bu da - belki olumsuz birşey ama - dilin yaşayan dinamik bir varlık olmasıyla alakalı.30 sene önceki ingilizce sözlükle yeni basım ingilizce sözlüğü karşılaştırdığımda o kadar çok yeni sözcükle karşılaşıyorum ki.Yeni nesilin Türkçe konusundaki mesnetsiz gibi kelimeleri bilememe cehaletleri de hem bizim hem de eğitim sisteminin suçu.Bir millet dilini kaybettiğinde yokolma sürecine girmiştir gibi bir söz vardı, yanılıyor olabilirim.Biz hem şarkın hem garpın iyi yönlerini almak yerine şark ve garpa öykünerek yozlaşmayı daha kolay bulduk sanırım.Bu kadar osmanlıca tartışmaları yapılırken daha da geriye gidelim madem anadilimizin ilk anıtlarını okumayı öğrenelim :) Ferminanın da dediği gibi bu topraklardan gelmiş geçmiş tüm dilleri yok olmaktan kurtarabilsek,ölü dilleri canlandırabilsek.Keşke bu Osmanlıca tartışması siyasi değil de gerçekten samimi bir şekilde bilim için yapılsaydı.Bir de sanki Osmanlıca öğretmek ve öğrenmek yasak birşeymiş gibi bir hava yaratıyorlar ki akıllara zarar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Biz hem şarkın hem garpın iyi yönlerini almak yerine şark ve garpa öykünerek yozlaşmayı daha kolay bulduk sanırım" Altına imzamı atarım bunun. Çok doğru ve ne yazık ki üzücü bir tespit. Her zaman ben sentez yanlısı olmuşumdur; ama çoğu zaman bizim yaptığımız öykünmekten veya bir şeyi olduğu gibi uygulamaktan öteye gidememiş. Özümseyip, harmanlayamamışız.

      Osmanlıca'yı (ve diğer Anadolu dillerini) öğrenme konusunda zaten çoğumuz hemfikiriz. Seçmeli olsun, dileyen öğrensin. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Ama dediğiniz gibi iş dayatmaya gelince işte orada "bir dakika ne oluyor" demek hakkımız. Bu ecdat düşmanlığı filan da olmaz.

      Neticede İngilizce de çok değişti. Ben o konuya ilgili olduğum için biraz araştırıyorum. Mesela Old English'i şuan İngilizce konuşan insanların birçoğu konuşamaz. Bırakın Old English'i, çok daha yakın döneme ait, Shakespeare yapıtları bile çoğu İngilizce bilen için zorlayıcı nitelikte. Çünkü dil yaşayan bir varlık. Artık hiç kimse "thou" kullanmıyor mesela.

      Hiçbir dilin seçmeli şekilde öğretilmesi yasaklanmamalı. Bilakis teşvik edilmeli. Dediğiniz gibi öyle bir algı yaratıldı ki, şuan ülkede hiçbir okulda, kursta Osmanlıca öğretilemiyormuş gibi.. Tam tersine ben her sene başında mahallemde görürüm ilanlarını, "ücretsiz kurslar". Hoşuma da gider açıkçası. Dil öğrenmek güzel bir şey çünkü.

      Akademik ve bilimsel tartışmalara siyaset katılması çok tehlikeli bir şey. Nasıl evrim konusuna siyasi yaklaşılmaması gerekiyorsa dil konusuna da yaklaşılmamalı.

      Sil