60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

15 Kasım 2014 Cumartesi

Deniz Türkali, FÜ ve Polonyalılar


Bazıları sevmesin, varsın olsun. Ama sanat olmadan bu hayat çekilmezmiş. Düşünüyorum da.. Müziksiz bir günüm geçmez. Fırsat buldukça sinemaya giderim. Bilet bulabilirsem tiyatro ve operayı da takip ederim. Çünkü bir soluk almaya ihtiyaç var. Çünkü insanlığımızı hatırlamaya ihtiyaç var. Benim için güzel bir akşamdı. Uzun zamandan beridir göremediğim bir arkadaşımla birlikte kalktık Cermodern'deki oyununa gittik. Peki nedir bu ?

 Photo courtesy of Milliyet Sanat

Tek perdelik bir tiyatro aslında Fü. Başrollerini Deniz Türkali ve Serra Yılmaz paylaşıyor. Genç oyuncular Canan Atalay ve Aziz Caner İnan de onlara eşlik ediyor. Yanlış anlaşılmasın. Türkali ve Yılmaz'a "yaşlı" oyuncular demek istemedim. Hele ki Türkali'ye.. Cıvıl cıvıl, ışıl ışıl, kıpır kıpır haliyle Deniz Türkali. Daime genç, daima güzel. Muzip. Her zaman kendisini çok sevmişimdir. Bu oyunun da "yıldız"ıydı şüphesiz. Uzun ömürler dilerim. Ne güzel tesadüftür ki bugün kendisinin 70.doğumgünüydü (maşallah!!). Alkışlarken bazılarımız Türkali'nin doğumgününü de kutladı. Nice yıllara.

Oyunun tanıtımından;

Füreyya (Deniz Türkali) ve Münevver'in (Serra Yılmaz) kalmak, gitmek, beklemek ve birbirine tutunmak üzerine kurdukları rutine, tıpkı Füreyya gibi tiyatro sevdasıyla yanıp tutuşan Sibel dahil oluyor. Onun da hayatını renklendiren bir Erkan'ı var, başka da bir şeyi yok. 

Belki oyunun konusu "yenilik" vadetmiyor olabilir, ama yaşamının son demlerindeki "sevimli çatlak" kadın Fü'yü canlandıran Türkali'nin muazzam performansı izlenmeye değer. Ayrıca genç oyuncuların da sahnede parladığını söylemeden edemem.

Kaçıran Ankaralı dostlar için; fırsat bulursanız, yarın Cermodern'de oyunu izleyebilirsiniz.
 
* * *


Arkadaşımı beklerken aylak aylak dolanmayayım biraz kültürleneyim diye devam eden sergileri de gezdim. Polonya Çağdaş Afiş Sergisi ve Polonya Çağdaş Sanat Sergisi – “Özgürlüğün Özel Alanları” sergileri çok hoşuma gitti. Zaten oldum olası Polonya ve insanına karşı sempatim var.

Afişlerden dikkatimi çekenlerden bazıları:

 

4 yorum:

  1. Merhaba;
    Bu oyunu geçenlerde bir yerde okumuştum. Adıyla sevdim önce, sonra da içindeki kişilerle. Fü derlerdi arkadaşlarım var eskiden. Ön dişim biraz yamuk olduğundan zaman zaman ıslığa benzer füüü diye bir ses çıkartıyor konuşurken, o yüzden adım fü ve o yüzden bu oyuna yakın hissettmiştim. Deniz Türkali ve Serra Yılmaz'ı pek severim. Öyle çok üzülüyorum ki bu oyunları ve daha nicelerini kaçırıyor olduğuma. Benim gibi sanat sever birinin bu topraklarda sanattan uzak bir yaşam sürmesi pek acı. Hayatımın içinde sanat hep vardı, olamadığı zamanlarda da ben hep bir yerlerden dahil etmeye çalıştım. Ne yazık ki burada elimden bir şey gelmiyor. Yine de aslında hayatın her alanı sanata yakın, iyi ki yakın. Sanat şimdilerde ev içinde geliştirilen bir tür oyun gibi benim için, hayatım için, mutluluğum için, sağlığım ve hayallerim için sanat hep lazım!
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba.
      Güzel bir tesdaüf olmuş. Fü.. Bana da ilginç gelmişti ilk duyduğumda. Türkali'yi ben de çok severim, dünya gözüyle kendisini sahnede izleyebildim sonunda. Cezayir'de yaşama nedeninizi bilmiyorum ama eminim orda da sanata dair bir şeyler vardır :) Sanatsız olmaz.

      Sil
    2. Yeniden Merhaba;
      Güzel tesadüftü evet ve ben hep güzel tesadüfleri sevmişimdir. Bende istiyorum görmek dünya gözüyle sevdiğim naif insanları sahnede veya hayatın bizi karşılaştırabileceği herhangi başka bir yerde.
      Cezayir'de iş için bulunuyoruz. Bunca yılın özetini çıkartırken kendimize uydurduğumuz bir yalan gibi geliyor bazen ama gerçeği bu, birikim yapmak ve geleceğe dair planlarımızı hayata geçirebilmek arzusu. Başkentte değiliz, bir köyde, köyün yakınında bir şantiyede yaşıyoruz. Buradaki hayatımı şu an tam da şimdi satırlarca anlatabilirim ama yazmayayım o kadar çok:) Başkentte sanata dair şeyler elbette var ama ne biz onlara gidebiliyoruz ne onlar bize gelebiliyor. Zor bir ortam var şu anda burada, engeller pek çok. Anlatınca anlaşılmıyor pek biliyorum veya inanılmıyor ama sineması olmayan bir ülke burası, yıllar evvel terör nedeniyle bildiğim çoğu sinema kapanmış, hala da kapalı. Müzeler var, bazen de fransız kültür merkezinde organizasyonlar oluyor danslar, müzik gibi, ama bize çok uzak, işten çıkıp gecenin bir körü yollara düşmek zaten şu sıra yasak! Yani sanatsız oluyormuş hayat ama pek çirkinmiş, yapma çiçekler gibi adeta, içi boş bir vazo veyahut. İşte böyle, daha ne diyebilirim bilmiyorum. Bu konu beni çok üzüyor:(

      Sil
    3. Tekrardan merhaba.
      Umarım dileğiniz gerçek olur ve sevdiklerinizi dünya gözüyle bir yerlerde izlersiniz :)
      Çok oryantalist ve naif bir yorum olacak ama yorumunuzu ve blogunuzu okurken gözümün önüne Gide kitapları ve Çölde Çay filmi geliyor istemsizce. Bilmiyorum gerçekten öyle mi oralar ? Kum, çarşaflı kadınlar falan. Merak etmiyor değilim o bölgeleri ama sanırım turist olarak bir süreliğine gezmek daha iyi. Uzun süre kalmak insanı bunaltabilir gibi. En iyisi bavula çokça kitap doldurmak orada yaşayacaklar için. Resim yapılabilir mesela :)
      Hayat sanata rağmen çok zor. Nereye gidersek gidelim her yer engellerle dolu. Çekilecek tarafı yok ya aslında yaşamın.. Gittiği yere kadar deniyoruz :(
      Kolay gelsin sizlere de orada :)

      Sil