60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

11 Ekim 2014 Cumartesi

Filmekimi 2014: Belki Şehre Bir Film Gelir

 "..bir güzel orman olur yazılarda,
İklim değişir, 
Akdeniz olur,
Gülümse."
Gülümsemeye fazlasıyla ihtiyacımızın olduğu günlerden geçiyoruz. En son ne zaman gülümsediğimizi hatırlıyor muyuz ? Şüpheli. Ama şairin de dediği gibi; belki şehre bir film gelir ! Filmekimi 2014'ün Ankara ayağına bu sene Büyülü Fener Kızılay sineması evsahipliği yapıyor.

Bu seneki film seçkisinin tatmin edici olduğunu baştan söylemem lazım. Bir kere Cannes'da bu sene ikincilik ödülünü aralarında paylaşan bir Dolan yapımı Mommy ve usta yönetmen Godard'ın son filmi Adieu Au Langage (Dile Veda) var. Mike Leigh imzalı Mr.Turner (Bay Turner), Pasolini'nin son gününü anlatan Pasolini, kadrosunda Jessica Chastain, James McAvoy, Viola Davis, William Hurt ve Isabelle Huppert gibi usta oyuncular barındıran The Disappearance of Eleanor Rigby: Them (Aşkın Halleri) ve daha nicesi.


Festival kapsamında izlenmeye değer bir çok film olsa da insanın hepsini izleyecek durumu olmuyor maalesef. Ben de içlerinden iki film seçtim. Seçtiğim filmler (Pasolini ve Dile Elveda) şansıma programda aynı gün ard arda yerleştirilmişti. İyi de oldu. Fazla ara vermeden kısa ama öz bir festival oldu benim için. İki filmden de aşağıda bahsedeceğim ama festival organizasyonuyla ilgili birkaç şey demem lazım.

Öncelikle altyazı sorununu çözmeniz lazım sayın organizatörler ve sinema yetkilileri. Ben İtalyanca veya Fransızca bilmek zorunda değilim. Filmlerin bazı yerlerinde ya çeviriler yoktu ya da altyazıda senkronizasyon sorunu mevcuttu. Kimse kusura bakmasın; ama bu kabul edilebilir bir durum değil ! Çünkü her filme -yanlızca- bir gösterim yapılıyor. Haliyle daha özenli olmanızı beklemek hakkımız.

Bir diğer ciddi sorunsa bilet satışı. Evet, biletleri sinemadan ve Biletix üzerinden sorunsuz aldık. Ama Dile Veda'da anlaşılan o ki "fazladan" bilet satılmış. Filmin normalde 13:30'da başlaması gerekiyordu ama film ne yazık ki rötarlı başladı. Çünkü biletçiler ve bilet alanlar arasında bir kargaşa çıktı. "Lütfen boş yerlere oturmayın, bilet almış ve gelecek olan seyircilerimiz var" (bilet üstünde de güya gösterim başladıktan sonra izleyici alınmayacaktır yazıyordu, dolmuş misali insanların gelmesini bekledik koca salonda) şeklinde bağıran görevliler mi ararsınız, "ama siz de fazladan bilet satmayın o zaman" diyerek haklı çıkış yapan ve merdivenlere oturan seyirciler mi arasınız ! Böylesi güzel bir festivale yakışmayacak bir tablo ne yazık ki.

Zaten ben de bu sorunlu bilet satışı ve tek gösterim olayından yıllardır muzdaribim. Neden festivallerde ikinci bir gösterim eklenmez ? Çoğu filmin biletlerinin tükeneceği öngörülebilir pekala. Örneğin bu gittiğim Dile Veda, Fransız sinemasının kilometre taşlarından Jean-Luc Godard'a ait olduğu için biletlerin tükeneceği öngörülebilir ve ek gösterim yapılabilirdi. Her neyse. Filmlere dönelim.


Pasolini (2014)

Abel Ferrara ismini daha önce duymamıştım açıkçası. Filmin yönetmeni. Kendi çapında meşhur biriymiş. Öğrenmiş olduk. Başrolünde en sevdiğim oyunculardan biri olan Willem Dafoe'nun olduğu Pasolini, ünlü İtalyan yazar, düşünür, şair ve yönetmen Pier Paolo Pasolini'nin öldürülmeden önceki son saatlerini anlatıyor. Film barındırığı bazı sıkıntılara rağmen teknik olarak ortalamanın üzerinde olsa da bekleneni de tam olarak vermiyor. Pasolini'yi iyi kötü biraz bilen herkese aşina olan konular ve olaylar üzerinde duruyor Ferrara. Oysa filmde Pasolini'nin kısmen daha az bilinen gerçeklerine eğilselermiş ve film daha geniş bir süre zarfını ele alsaymış daha iyi olurmuş sanki. Yönetmen kendine çok dar bir alan bırakmış.

Ferrara, burada bir sanatçının son saatlerini ele alıyor olsa da bahsi geçen sanatçı sıradan biri değil. Pasolini, dönemin önde gelen Marksist düşünürlerinden ve çektiği filmlerle (özellikle de o korkunç Salo'su ile-ne filmdir ama o!!) toplumu derinden sarsmış biri. Yaşamı kadar esrarengiz (ve korkunç!!) ölümü de ses getirici. 85 dakikada böyle bir sanatçıyı etraflıca ele almak oldukça güç. Ferrara da bunun farkında olacak ki Pasolini'nin belli başlı yönlerini ön plana çıkarıyor film boyunca. Daha "insani" yönlerini. Ama ne yazık ki Pasolini'nin sanatçı ve "aykırı" görüşleri bazı şeylerin gölgesinde kalmış. Öyle ki, Pasolini'yi bilmeyen birisi filmi izlese, kafasında oluşacak sanatçı portresi aynen şöyle olacaktır; "oğlancı", fazla derinlik sahibi olmayan sol görüşlü ve alelade bir sanatçı. Ferrara, Pasolini'nin eşcinsel kimliği üzerine o kadar eğiliyor ki bir süre sonra Pasolini'nin sanatçı ve düşünür kişiliği unutulup gidiyor. Arabasıyla boş boş sokaktaki oğlanları kesen bir Pasolini ile karşı karşıyayız ! Film boyunca verdiği bir röportaj haricinde Pasolini'nin ağzından politikaya ve hayata dair kayda değer bir söz çıkmıyor.

Filmin güzel taraflarına gelirsek. En güzel yanı geçmişte Pasolini filmlerinde (özellikle Decameron'daki performansı unutulmazdır) de rol almış olan Ninetto Davoli'nin filmde yer alması. Ayrıca filmdeki müzik kullanımı da oldukça başarılı. Pasolini'nin katledildiği sahnede çalan şarkı, sahnenin dramatik yapısına katkıda bulunmuş.

Buyrun fragman:



Adieu au langage (2014)

"Dünyayı değiştirmek istiyorum" diye yola çıktığı sinema serüveninde yarım asrı deviren ve her daim yenilikçi işlere imza atan Jean-Luc Godard da aynı Pasolini gibi en sevdiğim yönetmenlerden biri. Hatta belki de Kubrick'le birlikte en sevdiğim de diyebilirim. O yüzden Dile Veda'nın festival programında olduğunu görünce heyecandan bayılacak gibi oldum.

Bir kere herşeyden önce şurada anlaşalım; Godard devrimci bir sanatçı. Gerek dünya görüşüyle gerekse sinemaya getirdiği anlayışla her daim yenilikçi ve sıradışı biri. Özellikle 2000'li yıllarda imza attığı filmlere bakarsak kendisinin yavaş yavaş dehalıktan deliliğe doğru evrildiğini söyleyebiliriz. Zira Dile Veda, yabancılar deyimiyle fazlasıyla "mind-fuck" bir film ve her Godard filmi gibi kışkırtıcı, fikirleri alevlendiren ve dahası rahatsız eden bir film.

Günümüz iletişim çağında dilin gitgide yokolduğunu ve dünyanın birbirine sağırlaştığına dikkat çeken Godard, bu deneysel filminde araç olarak üç boyut teknolojisinden faydalanıyor. Şu kadarını söyleyebilirim; normalde üç boyutlu filmleri izlemekten hoşlanmıyorum. Hem başağrısı yapıyor bende, hem de seyir keyfini bozuyor. Ama Godard o kadar güzel ve yetkin biçimde kullanmış ki bu teknolojiyi.. Hayatımda deneyimlediğim en tatmin edici üç boyut deneyimiydi.

Usta yönetmen ayrıca filmde çokça edebi refernasta bulunuyor. William Faulkner, Jean-Paul Sartre, F.Dostoyevski ve Celiné bu isimlerden bazıları.

Her ne kadar izleyicilerden bazıları salonu terk etse, önemli bir kısmı da öfleyip pöflese de ben Dile Elveda'dan memnun ayrıldım. Belki 60'lardaki Godard'dan eser yok; ama yine de eski tüfek aralarda kayda değer tespitlerde bulunuyor ve bizlere görsel bir "deneyim" sunuyor.

Fragman burada:



3 yorum:

  1. Kaç senedir Ankara'dayım, bir türlü festival izleyicisi olamadım. Filmekimi'nin broşürünü daha bugün bulup aldım :) Haliyle de sinema bende hep güdük kaldı. Filmi bulayım da annemle seyredelim, o sever Pasolini. Kesin senin yaptığın eleştirilerin aynısını yapacak :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Willem Dafoe'yu ben de çok beğeniyorum, yazmayı unutmuşum.

      Sil
    2. Dafoe adamım ya :) Pasolini seviyorsa filmden de zevk alacaktır ama beklentilerini fazla yüksek tutmasın bence. Sonra benim gibi "iyidi hoştu ama eksikti biraz" diyebilir :/

      Pasolini'nin filmlerinden bir seçki sunsa keşke festivaller. Neden bizim festivallerde öyle "ustalara saygı" tarzı şeyler olmuyor anlamıyorum. Koskoca Pasolini yahu. Bir gün olsun gösterin bari filmlerini. Dimi ama.

      Sil