60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

8 Eylül 2014 Pazartesi

Sarışın Akşam

70'li yıllara damgasını vurmuş New York'lu ünlü punk/new wave grubu Blondie, unutulmaz rock ikonu Debbie Harry önderliğinde 6 Eylül akşamı Black Box İstanbul'daydı. Uzun zamandır bu konserin hayalini kurduğum için biletler satışa çıktığı gün koşa koşa sahne önünden yerimi ayırtmıştım. İyi ki de öyle yapmışım. Zira grubun bu sene çıktıkları 40.yıl turnesi büyük ihtimalle son turneleri olacakmış. Dile kolay, 40 yıl boyunca rock sahnesinde zirvede oynamak.. Her baba yiğidin harcı olmasa gerek.

Aslında biz o akşam sadece bir rock konseri seyretmedik; aynı zamanda dönemin moda ikonlarından bir ismi, rock dünyasının ender kadın solistlerinden Debbie Harry'nin tükenmez enerjisine de tanıklık ettik. Doludolu 69 yaşında olan Harry, adeta gençlere taş çıkardı.

Grup sahneye Partizan Marşı eşliğinde çıktı ve arayı soğutmadan bir Blondie klasiğiyle, One Way or Another ile gecenin fişeğini ateşledi. Yediden yetmişe herkes sanki bu şarkıyı bekliyormuş gibi çığlıklar eşliğinde bağıra çağıra eşlik etti. Kolay mı, 40 yıl ! Kimisi o şarkıyı dinlemek için yarı ömür vakit bekledi. Seyirci şarkının hakkını vererek Blondie'ye güzel bir "merhaba" demiş oldu.

Yeni albümden Rave ile devam edildi ve şarkının sonunda alanı telefon sesleri kapladı bir anda. Evet; bir başka klasik Hanging on the Telephone'daydı sıra. Gecenin çoğunlukla bir yeni şarkı, ardından bir klasik şarkı düzeninde ilerlemesi aslında çok iyi oldu. Zira hem genç kitleyi sahnede tutmayı başardılar, hem de çoğunlukla eski şarkılara hakim kurtların iletişimini koparmadılar. Son albümden benim en sevdiğim Mile High ile haz bulutlarının üzerinde yürüdüm. Peki ayaklarım yere bastı mı sonra ? Call Me dedik hep beraber. Genci yaşlısı herkes eşlik etti şarkıya. Yine en sevdiğim Blondie klasiklerindendir.

Ve benim için gecenin en büyük süprizi What I Heard oldu. Şarkıyı öylesine seviyorum ki, konser başlamadan kendi kendime, "sadece onu çalsalar yeter" diyordum. Good Boys şarkısına çektikleri klip ile desteklendi şarkı. Hemen ertesindeyse grubu 90'ların ortasında küllerinden yeniden doğuran ve konserde Debbie'nin tüm kadınlara ithaf ettiği Maria geldi. Sanırım en çok bu şarkı beğeni topladı. Şarkının sonunda ise Denis'ten bir kaç dize okudu ve geçtiğimiz gün İstanbul'da konuk oldukları radyo programcısına ithaf etti. Bu jest şüphesiz sadece programcıyı değil alandaki herkesi çok mutlu etmiştir. En azından ben Denis'i canlı canlı dinlemek çok istiyordum ve turnede daha önce bir defa bile okumamışlardı. Kısa ama öz oldu.

Bir diğer yeni şarkı Euphoria'da triplerden triplere girildi ve A Rose by Any Nam ile "kız da olsan erkek de, seni aynı derecede seviyorum" dedik. Gecenin bir başka zirve noktası ise barındırdığı rap kısmıyla unutulmaz klasiklerinden Rapture oldu. Öyle ki, şarkının bitiminde Debbie, Beastie Boys'un unutulmaz (You Gotta) Fight for Your Right (To Party!) şarkısından da bir bölüm okudu. Alan deyim yerindeyse yıkıldı. The Tide is High için diyecek sözüm yok. Muhteşem bir düzenleme ile çalındı.

Atomic benim için adam akıllı eşlik edebildiğim son şarkı oldu gecede çünkü bu şarkıdan sonra çıkacak sesim kalmadı. Şarkının ilk notalarını duyar duymaz tepinmeye ve eşlik etmeye başladık. Öyle böyle enerjiyi tükettik. Yeni albümden son bir şarkı daha okudu; Sugar on the Side ve unutulmaz disko hiti Heart of Glass ile sahneyi terk ettiler.

Peki bu kadar mı ? Asla. Debbie, arka planda savaş ve ufo görüntüleri eşliğinde sahneye geri döndü ve grup unutulmaz bir War Child icra ettiler. Çevremde şarkıya eşlik eden pek olmadı ama benim için çok güzel bir an oldu. 82'de grubun dağılmadan önce yaptıkları en derli toplu işlerden biridir bence bu şarkı. Son gücümü o şarkıya eşlik ederek harcadım diyebilirim. Debbie'nin şarkıdan önce "şimdi size 1982'de yazdığımız bir şarkıyı okuyacağız, ne yazık ki o günden bugüne hiçbir şey değişmedi ve bu durumdan biz de sizler gibi memnun değiliz" anonsu da çok anlamlıydı. Gönül isterdi ki bu şarkının üstüne bir de X-Offender okusun; ama olmadı. Olsundu. Dreaming ile unutulmaz bir kapanış yaptılar ve Debbie bize defalarca sahneden sordu, "düşlemenin bedeli ne?" Salondaki herkes yanıtladı; "paha biçilemez".

Böylece dünya gözüyle en önden Debbie Harry, Chris Stein (ne karizmatik bir adamdır ya o) ve Clem Burke'ü izlemiş olduk. Hakkını yemeyelim. Debbie her ne kadar enerjik dansı ve çekiciliği ile grubun öne çıkan ismi olsa da Burke'ün davul performansı da şapka çıkarılacak cinstendi. Bir ara gözüm ona doğru kaydı ve gözlerime inanamadım. Grubun 40 yıldır sahnelerde olduğuna inanmak güç. Hala ilk günkü punk hırçınlığına sahipler ve iddia ediyorum bir çok yeni gruptan daha iyi bir performans gösteriyorlar.

Nice 40 yıllara Blondie.

Not: Resim bana ait.

4 yorum:

  1. Oha ne kadar öndeymişsin! Heyecanla okudum gene, çok seviyorum konser yazılarını. Allah hepimize Debbie Harry biraz havası versin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) AMİİİİİN !! O enerjinin yarısına razıyım :D İnanılır gibi değil, kadını en önden izledik. Ve bilet fiyatı oldukça makuldü. Normalde daha "popüler" birini izlemeye kalksak o mesafeden rahatlıkla 600 lira cebimizden çıkardı ki hayatta vermem o kadar parayı. İsterse Elvis'i Michael'ı getirsinler mezarlarından :D

      Sil
  2. Off ne güzel konser olmuş! Debbie Harry çok cool kadın ya <3 Enerjileri hiç bitmesin, yine gelsinler ama ben de gideyim :):).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke gelseler, blogtan herkes gider bence :D

      Sil