60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

14 Haziran 2014 Cumartesi

Kış Uykusu (5/10)

 

Altın Palmiye'li, sinema eleştirmenlerinin yere göğe sığdıramadıkları bu filme on üzerinden beş vererek her türlü eleştiriyi göğüslemeye hazır olduğumu söyleyerek yazıma başlamak isterim. Türk sinemasının gururu, Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi Kış Uykusu'nun dün ilk gösterimine katıldım. Erken bir saat (12:00) olmasına rağmen salonun büyük kısmı hınca hınç doluydu. Genci yaşlısı.. Kış Uykusu'nun, Ceylan'ın en çok kopyayla vizyona giren filmi olduğunu da satır arasında hatırlatmakta fayda var. Sinemanın gelişmesi için böyle filmlerin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.

Nuri Bilge Ceylan'ın filmografisine çok hakim olduğum söylenemez (hala izlemediğim filmleri mevcut) ama fazla yabancısı da değilim. Uzak, İklimler, Üç Maymun ve Bir Zamanlar Anadolu'da filmlerini izleyen biri olarak yazıyorum bu satırları. İyi kötü Ceylan'ın diline aşinayım kısacası. Özellikle Bir Zamanlar Anadolu'da ile Uzak'ı çok sevmiştim. Görkemli sinematografisi ve hikayeleri ele alış biçimi oldukça etkileyiciydi. İşte bu yüzden Kış Uykusu'ndan beklentim çok yüksekti. Uzun süresi başta korkutucu gelse de kadrosunda Haluk Bilginer ve Demet Akbağ gibi ustaların yer alması benim korkularımı törpülemeye yetti ve arkadaşımı da kapıp Büyülüfener'deki ilk gösterime koşturarak gittik.

- Filmin kardosunda Melisa Sözen, Nejat İşler ve Serhat Kılıç gibi parlak genç oyuncular da barındırıyor-

Tüm bu beklentilerime rağmen 196 dakikalık maratonun sonunda "bir şeyler eksik" olarak ayrıldık salondan. Belki de Ceylan, diyalogları arttırarak sinemasını güçlü kılan sessizliğin anlamını yitirerek büyük bir hataya imza atmış. Çoğunluğun aksine Ceylan'ın her yeni filminde bir öncekine göre daha fazla diyalog yazmasını olumlu karşılamıyorum (diyaloglara birazdan yine uğrayacağım). Nasıl Tarkovski filmleri gücünü sinematografisinden ve durağanlığından alıyorsa Ceylan filmlerinin de en güçlü yanı görkemli dış plan çekimleri ve fotoğraf sanatının hakkını veren, diyaloglara boğlumayan sekanslarıdır. Ancak bu filmde yönetmen hikayesinin büyük bölümünü kapalı planlara hapsederek, diyaloglara sıkça yer vererek kendine hareket edecek yer bırakmamış. Tek tük kendine yer bulan -her zamanki gibi- harika dış plan çekimleri ise filmi kurtarmaya ne yazık ki yetmemiş.

-Hikaye Kapadokya'da geçmesine rağmen dış plan çekimlerinin bir kısmı Kars şehrinde gerçekleştirilmiş-

Her şey bir yana filmin senaryosunda ciddi aksaklıklar olduğunu düşünüyorum. Özellikle diyaloglar fazlasıyla eğreti ve plastik duruyor. Altlarının çoğu doldurulmamış. Filmi izleyenler şu örnekle ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır: Akbağ ile Bilginer'in loş odada karşılıklı atıştığı sahnede ortaya atılan tiradlar fazlasıyla büyük ve fazlasıyla altı doldurulmamış. Sanki oyuncular söylemek için bir şeyler söylüyor. Felsefe ve edebiyatla yeni tanışan "genç sanatçı"ların düştüğü hataya düşüyorlar ve zorlama bir "entel tartışması"na girişiyorlar. Ayrıca filmde karakterlerin bir kısmının söylenen sözleri dinlemeyip ikinci defa söyleyen kişiden tekrar etmelerini istemesi de bir süre sonra sinir bozucu bir detaya dönüşüyor.

 - Nuri Bilge Ceylan her şeye rağmen Türk sinemasının en özgün hikaye anlatıcılarından biri-

Bir diğer can sıkıcı mevzu da filmdeki abartılı oyunculuklar (overacting denilen şey filmde adeta hayat buluyor). Karakterler tiradlarını atarken o kadar yapmacık duruyor ki.. Özellikle Melisa Sözen ve Demet Akbağ'ın (ki kendisine hayran olmama rağmen) performansları kendilerinden beklenmeyecek düzeyde hayal kırıklığı. Film gösterime girmeden önce medyada çıkan "Fransız basını Sözen'e hayran oldu, festivalde en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görülecekti ama kurallar gereği alamadı" şeklindeki haberler ile filmde gördüğümüz performans uyuşmuyor. Plastik oyunculuklar seyircinin ellerini uzatıp o "gerçek" karakterlere dokunmasına imkan vermiyor. Kaldı ki Ceylan'ın filmlerindeki karakterler çoğunlukla insan halini evrensel düzeyde temsil eden "gerçek" karakterler olur. Ne yazık ki bu filmde söz konusu değil. Fazlasıyla yapaylar.

-Bilginer'in performansı ve Ceylan'ın görkemli dışplanları filmi kurtarmaya yetmiyor-

Haddimi aştığımı düşünebilirsiniz; ama ortada temeline Çehov ve insanlığı oturtumasına rağmen tam anlamıyla "ödüle oynayan" bir film mevcut. Uzak ve diğer filmlerindeki o samimi havayı içime çekemedim ne yazık ki bu filmde. Jane Campion gibi bir ustanın başını çektiği bir jüriden en büyük ödülü almak kolay iş değil elbette, bunu azımsamıyorum. Hatta gurur duyuyorum. Ama bazı gerçekleri de, kralın çıplak olduğunu da birinin haykırması lazım. Aydın gibi gerçeklerden kaçarak yönetmene iyilik yaptığınızı sanmayın. Yapıcı eleştirilerle kış uykusuna yatan bu sanatçının bir an evvel uyanmasını ve yoluna devam etmesini sağlamalıyız. Çünkü Nuri Bilge Ceylan'lar kolay kolay yetişmiyor. Sinemamızın ona ve onun gibilere ihtiyacı var.

Not: Eklemeyi unutmuşum. Filmdeki at sahneleri umarım gerçek değildir. Eğer filmde kullanılan hayvanlara eziyet edildiyse sette (kapanış jeneriğinde bir ibare göremedim "hayvanlara kötü muamele edilmemiştir" gibisinden), kimseyi tanımam valla boykot çağrısında bulunurum filmi ve yönetmeni. Kimse kusura bakmasın !

14 yorum:

  1. Fragmandan güzel film gibi geldi bana, ama tabii 196 dakikada neler oluyor, hepsini izleyip görmek gerek. Bu yazı biraz moral bozsa da en kısa zamanda gidip izleyeceğim Kış Uykusu'nu. Kasaba kadar kötü olamaz sonuçta. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de fragmana kanıp iyi birşeyler aradım filmde ama nafile. Filmden çıktığımda aklıma blogun geldi ve içten içe "acaba Güven Turan buna ne diyecek" diye merak ettim. Yazını dört gözle bekliyorum kısacası :) Kasaba'yı izlemedim ama emin ol 196 dakika eziyet gibi geldi bana.

      Sil
  2. Film konusunda değil ama Demet Akbağ ve Melisa Sözen konusunda sana katılıyorum. Bence D. Akbağ hep komedi oynasın, iğreti kalmış sanki o rolde. Onun dışında filmi beğendim, ruhuma ayna tutuluyor gibi geldi. 1-2 klişe dışında beni tatmin etti (ki biri paraların yakılması idi). Favori oyuncumsa çocuk oldu, nasıl bakışlardı onlar yav :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında Akbağ dramaya da yatkın biri fakat nedense bu filmde gerçekten eğreti duruyor. Oysa ne çok sevinmiştim afişte ismini gördüğümde. Beni aslında filmde rahatsız eden şey senaryo ve oyunculuklar oldu. Teknik olarak yine iyi bir film; ama dediğim gibi o diyaloglar biraz yapmacık geldi bana. O çocuk döktürmüş valla :D Dediğin gibi nasıl bakışlardı onlar. Şu yaşımda korktum :D

      Sil
  3. NBC kendi içlerinde gerçekçi karakterler yaratmış aslında, aynı Shakespeare'in uzun tiratlar atan karakterleri gibi karakterler var filmde. Edebi bir dil var ve bence oyuncular mükemmel bir şekilde oynuyorlar. Gerçekçilik derken ne kastettiğini anlamadım açıkçası. Hayatın içinde böyle karakterler ve daha fazlası mevcut. Oyunculuklarda sorun olduğunu söylemek bence haksızlık olur. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekçi olamama durumunu şöyle açıklayayım. Bir Zamanlar Anadolu'da ya da herhangi başka bir NBC filmine bakarsan orada tipik bir Anadolu insanına rastlaman mümkün. Tepkileri olsun, konuşması olsun. Bu filmde de bunun hakkını din adamı Hamdi Hoca rolündeki Serhat Kılıç vermiş. Toplumda öylelerinden o kadar çok var ki. Perdeye elini uzatsan o karaktere dokunabilirsin. Öylesi gerçekçi.

      Ama bu filmdeki Aydın ve kızkardeşi oldukça plastik. Tiyatrodaymışcasına bol keseden attıkları tiradlar bir süre sonra gülünç olmaya başlıyor. Oturup "kötülük nedir"i tartışıyorlar. Aydın ve kızkardeşi ne kadar okumuş kimseler olsa da tartışmaları kendileri için bile "fazla". Sanırsın iki tane akademisyen karşışıklı oturmuş münazara yapıyorlar. Yoksuluğun ve gerikalmışlığın ortasnda böyle bir tartışmanın gerçek hayatta gerçekleşeceğine inanmak bana biraz hayalcilik gibi geliyor.

      İyi de Shakespeare, tiyatro eserlerinde o karakterlere yer veriyor ve bildiğin gibi tiyatro biraz abartı üzerine kuruludur. Sinemanın farklı olmasını bekleyebiliriz o yüzden. Bu bir tiyatro eseri olsaydı diyaloglar bu kadar göze batmazdı. Kastettiğim şey aslında bu :)

      Oyunculuklar ne yazık ki fazla abartılı. Sözen'in olur olmaz tepkileri ve Akbağ'ın o malum tirad sahneleri fazlasıyla yapay duruyor. Hemen bir önceki filmden örnek vereyim. Bir Zamanlar Anadolu'da rol alan Yılmaz Erdoğan'ın canlandırdığı polis rolü oldukça sade ve gerçekçi. Taşradaki bir polis arketipine uygun. Performansı ne polisin altında ne de üstünde. Tam olması gerektiği gibi.

      Sil
    2. sen yaratılan karakterlere olan inancını kaybetmişsin yoksa böyle karakterler var, böyle kouşmalarda geçiyor. daha doğrusu olmasa bile var olduğunu hissettirmekte bir başarıdır, bence karakterlerin hepsi bana çok sahici elle tutulur geldi. illa her karakter anadoluda yaşayan, halktan biri olmasına gerek yok. NBC'de kendisi zaten Cannes'da ki basın toplantısında sinemada edebi bir dil oluşturmaya çalıştım demişti, bence karakterlerin gerçekçi olmadığını söylemek abeste iştigal ama oyunculukları beğenmemiş olabilirsin. ki çok iyiydi ya nasıl beğenmedin demek istiyorum :D, ama film zevklerimiz pek uyuşmuyor sanırım, bir önce incelediğin film bisikletli çocuğu da ben çook beğenmiştim. :D

      Sil
    3. Bisikletli Çocuk tam anlamıyla facia ! :D Hiç oraya girmeyelim. Ben sadece şuna sinir olmaya başladım. İki yabancılaşmadan bahset, insan ilişkilerine odaklan hemen filmin övgüye boğulsun. Bence çok bir esprisi yok bu filmin diğer NBC filmlerine oranla.

      Sil
  4. Yazıyı okuyup hevesim biraz kırılmışken yorumları okuyunca bu duygu yerini daha çok meraka bıraktı. Sanırım çoğu şeyde olduğu gibi filmlerde de iyi ve kötü algısı kişinin beğenisi ve bakış açısına göre değiştiği için bir film yorumu üzerine çok bir şey söylemek anlamsız oluyor :)
    Beğenip beğenmeyeceğimi çok merak ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumlarını bekliyorum :) Dediğin gibi beğeniler kişiye göre şekillendiği için farklı okumalara sebep oluyor.

      Sil
  5. Önce filmi izledim, sonra yorumunu okudum, sonra Mert'in yorumunu okudum, sonra altına senin yazdıklarını okudum. Hıımm ben her filmin başlı başına farklı bir yolculuk olduğunu düşünüyorum. Her yolculukta yolcular değişiktir. Önceki hiç bir filmini izlemedim. İzleseydim de aynı yolculuğu ya da yolcuları görmeyi beklemezdim Kış Uykusu'nda. Adam bir öncekilerde geniş açı almış, bunda dar almış, çok konuşuyorlar az konuşuyorlar, bunlara girmicem, adamın canı öyle istemiş işte. Ama açık söylemek gerekirse büyülendim. Çoğu dialog benim üzerimde çok rahatsız edici ve gerçekci iz bıraktı. Bir ara sahnede araya girip "-eeehhh yeter be, car car car çık git odadan" diyesim geldi dskhdkjah

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende iz bırakan Hocaya kadın terliği verildiği sahneydi :D

      Sil
    2. Ya say say bitmez. Toplantı öncesi "hani senin kahveli bir likörün var ya" diyor, orda naif idealist bir öğretmeden çok içinde üç kağıt barındıran bir imaj veriyor, çok etkilendim. Senin dediğin sahne de çok etkileyici. Aynen!

      Sil