60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

25 Haziran 2014 Çarşamba

Bir Pixies Yazısı: Maymunu Cennete Uğurladık

Uzun zamandan beridir beklediğim gruplardan biriydi Pixies. Şarkılarıyla büyüdük, şarkılarıyla efkar dağıttık nice zaman ve nihayet bu hayalim dün gerçekleşti. İstanbul'da yeni açılan ve birkaç gün önce de orada Bob Dylan'ı seyrettiğim harika konser salonu Black Box ev sahipliği yaptı bu güzide organizasyona. Ne diyebilirim ki. Tek kelimeyle coştuk. Konu Pixies olunca zaten insanın kanı ister istemez kaynıyor, başı gözü oynamaya başlıyor. Ölüyü dirilten cinsten bir grup. Böyle coşkulu grup görmedim arkadaş ! Albümlerini dinlerken de coşardık ama canlı performansları tam anlamıyla canavar gibiymiş.

Pixies'ten önce sahnede yerli rock gruplarının medarı iftiharı The Ringo Jets vardı. Onları da izlemek istiyordum kaç zamandır. İyi oldu Pixies öncesi onları da aradan çıkardık. Büyük konuşmayı sevmem ama bu topraklardan çıkan son zamanların en iyi rock gruplarından biri. Punka doyduk resmen. Sahneye Beatles coverlayarak çıktılar ve Helter Skelter ile seyirciye haşin bir merhaba dediler. Tease'de ise coşku tavan yaptı. Yanlız ışıklandırmaları beni rahatsız etti. Ya ben yaşlandım ya da o zemine yerleştirdikleri beyaz ışık gerçekten sorunluydu. Neyse. Gelelim Pixies'e..

 -The Ringo Jets'i beklerken-

Esas konser ise Wave Of Mutilation'la başladı ki deyim yerindeyse heyecandan küçük dilimi yuttum. İstemsizce şarkıya eşlik etmeye başlamışım: "cease to resist, giving my goodbye drive my car into the ocean." Soluk almamıza fırsat verilmeden U-Mass'in ilk notalarını duyduk. O nasıl bir gitar riffidir canlar? Bir de uzatmışlar girişini. Of ki ne of. Bağıra bağıra haykırdım: "we got ideas to us that's dear like capitalist, like communist like lots of things you've heard about". Surfer Rosa'dan River Euphrates geldi daha sonra. Albümdekine benzer bir düzenleme ile karşımıza çıktı şarkı ve Something Against You ile Rosa yolculuğumuz devam etti.

Salonu ilk hareketlendiren şarkı ise Hey oldu. Neredeyse herkes şarkıya eşlik etti. Come On Pilgrim'e uzandılar ve Levitate Me dedik hep birlikte. Ve sıra geldi yeni albümün açılış parçasına; What Goes Boom. Nedense kimseyi heyecanlandırmayan ama benim ağzımın sularını akıtan Indie Cindy'nin öne çıkan parçalarından biri bu ve koca salonda bir ben doya doya eşlik ettim sanırım. Gayet taş gibi şarkı. Neden sevilmedi anlamadım. Crackity Jones ise salonda yaşanan durulmanın üstesinden geldi ve bir anda herkes coşmaya başladı. Grubun en "oynak" parçalarından ne de olsa ! Mr.Grieves de iyi gitti peşi sıra. Broken Face'te Black Francis'in vokali beni benden aldı. Çıkardığı tiz sesler görülmeye değerdi. Cactus'le gece daha ısınmaya başladı.


Ve geldik benim açımdan konserin ilk kırılma noktasına. Deneysel bir intro ile süslenmiş Velouria tam anlamıyla aklımı başımdan aldı. Kulak orgazmı diye bir şey varsa onu yaşadım o an. Bağıra bağıra eşlik ettim (yüz yıldır bu şarkıyı dinlemek istiyordum ama). Yanımdaki amcanın gözleri belerdi. Tam da "nerede bu şarkı" diyordum ki yeni albümden favorim olan Magdalena 318 imdadıma yetişti. Velouria üzerine kaymak gibi geldi valla. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Sonra ne oldu dersiniz? Caribou ! Tüm salon eşlik ettik. Bossanova'dan bir şarkı daha geldi; Allison. Kısa gitar solosu tatmin ediciydi.

Önde pogo yapan gençlerin fitilini ateşleyense Isla De Encanta oldu. İyi kafalarını gözlerini yarmadılar. Tribündeki bizler bile zor durduk yerimizde. Düşüverecektik aşağı oynarken :D Nasıl bir şarkıdır arkadaş.. Ed Is Dead'le devam ettik. Bir yeni şarkı daha; Indie Cindy. "Kızınıza aşığız bey baba" dedik böylece. Nimrod's Son için diyecek sözüm yok. Gecenin en iyi performanslarından biriyidi. "You are the son of a mother fucker" kısmını nasıl söylediğimi ben de bilmiyorum. Kendimi kaybetmişim.


Here Comes Your Man ve La La Love You gibi klasikleri de dinledikten sonra (davulcunun vokal performansı şapka çıkarılacak cinstendi) bir yeni şarkı daha dinledik; Greens and Blues. Tüm salonu yeşil ve mavi ışıklar kapladı. Kim ne derse desin ben yeni albümü ve bu şarkıyı çok sevdim. Konserden önce bir totem yapmadığım kalmıştı bu şarkı için. No.13 Baby'den sonra gecenin son "yeni" şarkısı Blue Eyed Hexe ile kulaklar gitara doydu. Setlist.fm'e göre daha sonra The Sad Punk çalınmış ama ben anımsamıyorum. Ya zevkten bilincimi yitirmişim o sıra ya da.. Ama iyi hatırladığım bir şey varsa o da en sevdiğim Pixies şarkısı Monkey Gone to Heaven'a deliler gibi eşlik ettiğimdi. Bıraksalar beni sabaha kadar okurum o şarkıyı. Öyle bağımlılık yapan türden bir şarkı. Uzatılmış bass introsu ile daha da seksi bir hal alan Gouge Away ise gecenin en iyi performanslarından biriydi. Ana set ise efsane bir şarkı ile Debaser'la kapandı. Onca konsere gittim. Debaser'daki kadar eğlendiğim an nadirdir.

Yoğun alkışı karşılıksız bırakmayan grup sahneye Where Is My Mind? ile döndü ve tahmin edeceğiniz üzere başta grupla alakası olan, olmayan herkes yerinden fırladı ve şarkıya eşlik etti. Her ne kadar "piyasa"ya düşürülse de bu şarkı klasik olmaya devam ediyor bence. Hiçbir zaman da eskimeyecek. Ve geldik gecenin en "deli" şarkısına; Vamos ! Rosa'nın en deli dolu şarkısı öyle eğlenceli icra edildi ki.. Joey sahnede şapkasını çıkarıp onunla solo attı, iyi mi. Şapkayla senden benden iyi gitar çalıyor adam :D Tam bitti derken (Francis'in grup arkadaşlarına el kol işaretleriyle "bileğim ağrıdı hadi gidek" gibisinden takılması çok hoştu) yoğun coşkumuza bir bonus şarkı ile karşılık verildi. Planet of Sound ile salon gerçek manada yıkıldı. Sahne gözümün önünden gitmiyor. Pogo yapanlar, deli gibi dans eden gruplar.. Resmen herkes kontrolünü kaybetti. Ama doğal. O şarkıyı taş dinlese yerinde duramaz. Aradaki kısa gitar solosu da yüzüncü defa bana kulak orgazmı yaşattı ve gece tek kelimeyle "zirvede" bitti. Sen ne güzel abimizsin be Francis !

* * *

Şöyle bir bakıyorum da şaka maka toplamda 31 şarkı dinlemişiz ve neredeyse tamamı grubun en iyi şarkılarından seçilmiş. Yeni albümden de gönlüme göre şeyler seçtiler sağolsunlar. İzlediğim en eğlenceli konserdi şüphesiz. İron Maiden'dan bile daha enerjik bir performans sergilediler hatta. Saha içindekiler rahat 2-3 kilo vermiştir dans etmekten. Öyle bir gece oldu. İnsana kendini ölmeyecekmiş gibi hissettiren gruplardan biri Pixies. Her daim genç kalacağız bu grupla.

Ben Black Box'ı da çok sevdim. Yıllardır hayalini kurduğum konserlere ev sahipliği yaptığı ve çalışanlarının güler yüzlü oluşu sebebiyle. Beş yıldız, on numara mekan. Oradaki konserelere tereddütsüz gidin. Otoparkı mis gibi, akustiği ise başarılı.

Tüm resimler bana ait.

3 yorum:

  1. Artık kesin otele gelirsin bi kahve içeriz bugün, yoksa bazuka atıcam ankaraya

    YanıtlaSil