60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

18 Şubat 2014 Salı

Her (8/10)


Yıl 2025. Los Angeles'ta eşinden bir süredir ayrı yaşayan Theodore Twombly (Joaquin Phoenix), hayatını başka insanlara onların ağzından kişisel mektuplar yazarak kazanmakta. Teknoloji öylesine ilerlemiş ki artık mektup hatta e-posta bile atmaya ihtiyaç duyulmuyor. Bu işi yapan insanlar ve aygıtlar var. Kendi el yazınızla ve sizin ağzınızdan yazılmış gibi mektup yazdırabilirsiniz mesela. Theodore'un belki de bu hayatta en iyi becerdiği şey bu. E-postalar ise ses komutuyla anında yazılıp gönderilmekte. Öylesi bir gelecek tasviri..


Elbette böyle bir dünyada teknoloji esaretinden kaçmak mümkün değil. (Günümüzde dahi ufaktan görmeye başladığımız) Telefonlarıyla ya da başka aygıtlarla -özellikle bluetooth kulaklıkla- meşgul olurken kendi kendine konuşur gibi görünen insanlarla dolu sokaklar. Yanlız insanlar yığını. Kulaklıklarıyla kendini dış dünyaya kapatmış, herkes kendi ufak dünyasında hayatını idame ettirmekte.

İlişki yaşamanın bile alternatifi keşfedilmiş. OS adını verdikleri sisteme bağlanarak kendinize hayali bir erkek/kadın arkadaş edinebiliyorsunuz. Tek ihtiyacınız olan kulaklığınızı takmanız. Sevgiliniz istediğiniz an yanınızda ! Beyninizin içinde. Yanlız yaşamanın zorluklarını her geçen gün daha da üzerinde hisseden Theodore da kendine bir OS-arkadaş ediniyor. Samantha adındaki bu program, boşanma arifesindeki Theodore'a başlarda çok iyi geliyor. Ama sonra bu "hastalıklı" gibi duran ilişki çok başka bir boyuta taşınıyor ve işler çığrından çıkıyor.


Phoenix ve Theodore'un komşusu Amy'yi canlandıran Amy Adams, oyunculuklarıyla adeta göz dolduruyor. Yanlız insanların kendilerini teknolojiyle avutmalarını anlatan bu buruk hikaye son zamanlarda yazılmış en sıradışı senaryolardan birine sahip aynı zamanda (Black Mirror adlı dizinin bir bölümüne de göz kırpıyor).

Böylesi korkunç mekanik ve yanlızlık dolu bir gelecek aslında o kadar da uzak değil bizlere. En korkunç olanı da bu aslında. Ünlü İngiliz yazar D.H.Lawrence ilişkilerde dokunmanın önemine işaret etmiştir her zaman. Dokunmanın ve sıcaklığın hissedilmediği bir ilişki ne kadar sağlıklı olabilir ki ? Dahası sürdürülebilir midir ?

4 yorum:

  1. Ben de seyredeceğim bu ara, 10 üstünden 8 beklentilerimi arttırdı hadi bakalım :)

    YanıtlaSil
  2. İmrenerek okuyorum ama film izleme özürlüyüm. Uzun bir tatil ve evden çıkmadan olabiliyor ama normalde izleyemiyorum hiç.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşin film kısmı bir yana arkadaşlarla sinemaya gitmek gerçekten insanı rahatlatıyor. Onca iş stresinin arasında ufak bir kaçamak. Her şeye rağmen.

      Sil