60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

21 Şubat 2014 Cuma

Gerçek Dedektiflik Bu Değil

2014'ün en çok ses getiren televizyon işlerinin başında yeni HBO dizisi True Detective gelmekte kuşkusuz. Yayına başladığı günden beri neredeyse her çevreden olumlu tepkiler alan ve deyim yerindeyse yere göğe sığdırılamayan dizi, Imdb puanlamasında da on üzerinden dokuz buçuk gibi iddialı bir notla yerini şimdiden sağlamlaştırmış gibi görünüyor. Öyle ki daha beş bölümü yayınlanmasına rağmen sosyal medyada "tüm zamanların en iyi dizisi" olarak adlandıranlar bile var.

"İnsanoğlu en acımasız hayvandır" sloganıyla yola çıkan ve esrarengiz bir cinayeti aydınlatmaya çalışan iki polisin yaşadıklarını anlatan dizi başrol oyuncularıyla da dikkatleri üzerine çekmekte. Dizinin muhafazakar; ama eşine pek de sadık olmayan polisini Natural Born Killers'la tanıdığımız Woody Harrelson oynarken, -Behzat Ç. benzeri- pesimist, sorunlu ortak rolünü ise son zamanların gözde oyuncularından Matthew McConaughey üstlenmiş durumda.

Yayınlanmış beş bölümden şimdilik dördünü izledim. Tüm karanlık atmosferine ve güçlü kadrosuna rağmen ne yazık ki hiç beğenmediğimi söylemek istiyorum. Evet, sanırım bu diziyi sevmeyen bir ben varım bu civarlarda. Ama izin verin sevmeme sebeplerimi iki üç maddede toparlayayım.

Öncelikle dizi fazlasıyla ağır ilerliyor. Hemen "sen ne anlarsın sanattan" diye yaftalayanlar çıkabilir. Onlara cevabım şu olacak: Bu bir polisiye dizisi. Drama ya da tarihi bir dizi değil. O yüzden ister istemez belli bir temponun üzerinde olmak durumunda. Kaldı ki ben sıkı bir HBO izleyicisiyim. Zamanın en efsane HBO yapımlarından bir kısmını da (Oz, Six Feet Under, Rome ve The Wire gibi) izledim ve kanalın dramalarına aşinayım.

Bir diğer husus da abartılı oyunculuklar. Harrelson için geçerli olmasa da McConaughey için bu durum geçerli. İlk bölümlerde göze batmasa da zamanla sergilediği performans fazlasıyla abartılı -hatta gülünç- bir hal alıyor. Tabii bu durum da seyircinin diziyi rahat takip etmesine engel oluyor.

Ayrıca dizinin alamet-i farikası haline gelen ve son bir haftadır dillerden düşmeyen malum çatışma sahnesinin de fazlasıyla abartıldığını düşünüyorum. Bu sahneyi hayranlıkla izleyip ona methiyeler düzenler sanırım hayatlarında ilk defa plan sekansa tanıklık etmişler.

Son olarak bu yapımı unutulmaz televizyon efsanesi The Wire'a benzeten hatta onunla aynı klasmanda olduğunu iddia edenlere bir şeyi hatırlatmak istiyorum. True Detective sıradan detektiflik öğeleri içeren ve o rotada ilerleyen bir dizi iken The Wire, polisiye içeren bir sistem eleştirisidir. Üzerine Amerika'da tez çalışmaları bile yapılmıştır. Yani ikisini de aynı kefede değerlendirmek şu noktada haksızlık olur. Kaldı ki The Wire'da oynayan oyuncuların istisnasız tamamı abartıya kaçmadan kalbur üstü bir performans sergilemekteydi. Prop Joe karakterinden tutun da yaramaz haydut Omar'a kadar.

Breaking Bad'in bitmesiyle birlikte yeni dizi arayışına giren bendeniz True Detective hezimetinden sonra sizlerin önerilerini bekliyorum.

Sevgiler,

Zihin.

4 yorum:

  1. Ben beğendim True Detective'i, 5. bölümü de seyrettik geçen akşam. Tempo aynı devam ediyor, olaylar az çok tahmin ettiğimiz gibi gidiyor. Breaking Bad'in yerine koyamam ama heyecanla seyrediyorum :)

    İki dizi önereceğim. Biri Bron/Broen, hatta Amerikan versiyonu da var The Bridge diye. Bu Danimarka-İsveç yapımı olan orijinali güzeldi, diğerini seyretmedim. Polisiye bu da.

    Bir de bir mini dizi, Top of the Lake, Mad Men'deki Elizabeth Moss var. Bu da karanlık polisiye, üstelik yazarlarından biri Jane Campion.

    Ay bak bir tane daha mini dizi geldi aklıma, 2013 yılı BBC yapımı bu, Mayday diye. Biraz daha "mehh" kategorisinde ama bu da polisiye :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben Mad Men'i de izlemedim :D Acaba ona da mı baksam biraz bilemedim. Bron/Broen'i internette varsa izleyeyim :)

      Sil
    2. Ben de izlemedim Mad Men, kız gözünün önüne gelir belki diye dedim :) 80 sezon falan oldu herhalde, çok üşeniyorum en başından başlamaya.
      The Killing vardı bir de, onun da bir Avrupa bir de Amerikan versiyonu var. Onu seyrettin mi? İlk sezonu güzeldi.

      Sil
    3. Aynen ya çok bölüm birikti o dizide. Başlasan başlanmaz yani :( Konusu da çok ilgimi çekmedi zaten. Sopranos'la birlikte "izlemeye üşendiklerim çöplüğü"ne gönderdim gitti :D
      Aaa eveeet. Çok merak ediyorum bak o diziyi. Orjinalini bulursam başlarım ona. Life On Mars'ın da orjinalini bulamadım :/ Neden bu ülkede diziler satılmıyor adam gibi ? Hem dizi satılmıyor hem izleme siteleri kapatılıyor. E nasıl izleyeceğiz ? İlla Amazona hayvan gibi para mı vericez. O shipping ücretini devlet ödesin o zaman peh.

      Sil