60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

21 Aralık 2013 Cumartesi

2013'te Sinemanın En'leri

2013 yılında izlediğim en iyi ve en kötü filmleri kendimce sıraladım :) Bu seneki 100 film hedefime ulaşamadım ne yazık ki. Ama yine de bu 25 filmlik listeyi çıkaracak kadar fazla filmle buluşma fırsatı elde ettim.

EN İYİ 15 FİLM

1) Life of Pi – Ang Lee

Her ne kadar Türkiye'de 28 Aralık 2012 tarihinde vizyona girmiş olsa da 2013'ün ilk günlerine kadar filme gitme şansım olmadı. O yüzden bu listeye dahil oldu kendileri. Ang Lee, sevdiğim yönetmenlerden biri. Özellikle Ice Storm (Buz Fırtınası) ve Wo hu cang long (Kaplan ve Ejderha) filmlerini çok severim. Life of Pi ise bu hayranlığımı bir üst boyuta taşımama vesile oldu. Filmin görkemli sinematografisinden tutun da alternatif sunan sonuna kadar her şeyiyle dört dörtlük bir film. Normalde üç boyutlu filmlere önyargıyla giden ve genellikle de tatmin olamayan ben bile balinanın suyun içinden fırladığı sahnede "Aman yarabbi" nidalarıyla nutkum tutulmuştu. Sadece bu senenin değil aynı zamanda tüm zamanların en muhteşem sinema olaylarından biri. Modern bir klasik olmaya aday.


2) Beasts of the Southern Wild – Benh Zeitlin

Tüm güçlüklere ve yokluğa rağmen varolmanın dayanılmaz hafifliği. Sistem dışında bırakılan bir grup insanın birbirlerinden güç alarak hayata tutunma çabalarını masalsı bir dille anlatan büyülü bir yapım. Yılın en güçlü filmlerinden biriydi kuşkusuz. Filmle ilgili zamanında yazdığım yazım için tıklayın.


3) The Great Gatsby – Baz Luhrmann

Her ne kadar sinema eleştirmenlerinin çoğunluğundan olumlu eleştiriler almayı başaramasa da bence Luhrmann'ın The Great Gatsby uyarlaması tam da olması gerektiği gibiydi. Luhrmann sinemasına aşina olanlar bilirler. Yönetmen anlattığı hikayeyi her daim renk cümbüşüne boğmayı ve rüküşlüğe varacak derecede abartılı görsellerle sunmayı tercih eder. The Great Gatsby de geçtiği dönem ve anlattığı zümre bakımından aslında böyle görkemli hatta abartılı bir tasviri hakediyordu. Sonuçta burada Jay Gatsby'den bahsediyoruz. Zamanın *hayali* parti kralı. Jay-Z bir yana, filmin soundtracki de tatmin edici. Film bittiğinde The xx'in enfes Together şarkısıyla salonda baş başa kalıyorsunuz ve filmin tüm o görkemi ve eğlencesi yerini büyük bir hüzne bırakıyor. En sevdiğim kitabın böylesi büyük bir yapımla taçlandırılması beni mutlu etti.




4) Blue Jasmine – Woody Allen

Büyük usta, geveze insan Woody Allen'ın yeni numarası. Son iki yıldır Avrupa şehirlerinde çektiği başarılı filmlerin (zengin içeriğiyle Midnight in Paris izlediğim en iyi Allen filmlerinden biriydi, belki de Annie Hall'dan sonra en iyisiydi kim bilir) ardından rotasını yeniden aşina olduğu kendi ülkesine, Birleşik Devletler'e çeviriyor ve vahşi kapitalizmin en faal olduğu bu ülkede -dolandırıcı kocası yüzünden- varını yoğunu kaybetmiş dünün zengini Jasmine'e odaklanıyor. Eski günlerine dönebilmek, paraya ve sosyal statüsüne tekrardan ulaşmak için her türlü oyunun, yalanın içinde bulunan Jasmine modern zaman insanlarının stereotipi aslında.


 5) Holy Motors – Leos Carax

Sinemanın bir şeyler anlatmak ve mesaj vermek gibi bir zorunluluğu olmadığına inanıyor ve önemli olan hissetmek diyorsanız Carax'nın yeni filmi tam size göre. Kaos ve mutlak grotesklikten beslenen dört dörtlük bir görsel şölen. Müthiş bir performans ortaya koyan Denis Lavant'a eşlik eden Eva Mendes ve Kylie Minogue'la Lynch filmlerini aratmayan Holy Motors, Les amants du Pont-Neuf (Köprüstü Aşıkları) ile sinemaya adını altın harflerle yazdıran Carax'nın yeni delilik denemesi.


 6) Only God Forgives – Nicholas Winding Refn

Geçen sene vizyona giren "Drive" ile dikkatleri üzerine çeken başarılı yönetmen Nicholas Winding Refn, Only God Forgives'te bir önceki filminde beraber çalıştığı ve kimyalarının müthiş şekilde uyduğunu düşündüğüm Ryan Gosling'e günümüzün en karizmatik aktrislerinden Kristin Scott Thomas eşlik ediyor. Stilize, karakteristik ve estetik bir intikam filmi izlemek istiyorsanız buyrun. Tüyleri diken diken eden müzikleri ve beklenmedik şiddet patlamalarıyla yılın en hararetli filmlerinden biri. Bizim ülkemizde ne yazık ki beklenen ilgiyi görmedi ve vizyondaki macerası uzun soluklu olmadı. Filmi izlediğim salonda üç kişiydik ve arkamda oturan iki abi fevkalade sıkıldı ve film boyunca ecel terleri döktüler. Baştan uyarmalı, Van Damme filmi tadında bir şeyler arıyorsanız bu filmin kenarından dahi geçmeyin.


7) Trance – Danny Boyle

2013 yazının beklenmedik bombası hiç şüphesiz Danny Boyle imzalı Trance'ti. Boyle da tıpkı Ang Lee gibi yakından takip ettiğim bir yönetmen. 127 Hours (127 Saat) ile son dönemlerini de boşa geçirmeyen Boyle, (UNKLE ve Moby destekli) synthpop ve elektronik müziklerle baştan aşağı bezeli, Amerikalıların "mind-twisting" dediği tarzda bir soygun filmi. Rüyaların, hipnoz seanslarının ve aksiyonun iç içe geçtiği bu filmi mutlaka seyredin. Pişman olmayacağınız bir görsel-işitsel şölen.  James McAvoy, Rosario Dawson ve Vincent Cassel gibi zengin oyuncu kadrosu da cabası.


8) Insidious: Chapter 2 – James Wan

Son dönemin tartışmasız en yetenekli korku sinemacılarından biri olan ve zamanında bizlere Saw (Testere) ve Insidious (Ruhlar Bölgesi) gibi 2000'lerin en kaliteli korku yapımlarndan ikisini armağan eden James Wan, bizleri yeniden "ürkütücü" Insidious evrenine davet ediyor. İlk filmde korkudan oldukça rahatsız şekilde uyuduğum düşünülürse ikinci filme giderken içimden ara sıra "lan acaba ara sıra bakmasam mı ekrana" şeklinde şeyler geçirmedim değil. Wan bizleri şaşırtmadı ve ikinci filmde de korkulardan korku beğenmemizi sağladı. İlk film kadar ürkütücü olmasa da ortalamanın üstünde ve hayli korkunç bir film. Bu sene vizyona giren bir diğer Wan filmi olan The Conjuring'e (Korku Seansı) de buradan selam yollamak lazım. O da aynı şekilde yılın en iyi korku yapımlarından biriydi. Wan'ın hayranlarına üzücü bir haberi var. Artık kendisi bir süre korku filmi çekmek istemiyor. Hatta yeni filmi Fast & Furious 7'in (Hızlı ve Öfkeli 7) çekimlerine başlandı bile. Ne dersiniz, filmin yıldızı Paul Walker'ın ani ölümünde Wan'ın beraberinde getirdiği kötücül ruhların etkisi olabilir mi ?

 
9) Elysium – Neill Blomkamp

İlk filmi District 9 (Dokuzuncu Bölge) ile bilimkurgu sinemasına sıkı bir giriş yapan Güney Amerikalı yönetmen Neill Blomkamp, ikinci filmi Elysium ile kendisinin bilimkurgu sinemasında kalıcı bir isim olacağının sinyallerini veriyor aslında. Başrollerini karizmatik Matt Damon ve harika oyuncu Jodie Foster'ın paylaştığı bu distopya yılın en tatmin edici bilimkurgu filmiydi bence. Tek sorun Gravity'i izlememiş olmam. Onun eleştirileri de gayet olumlu ve büyük ihtimalle de bu sene bolca ödüle layık görülecek.


 10) Lincoln – Steven Spielberg

Son zamanlarda iyiden iyiye yeteneğini kaybettiğini düşündüğüm Hollywood'un dahi çocuğu (çocuk diye diye adam 70 yaşına geldi nerdeyse..) bu sefer bize gerçek bir yaşam öyküsünü sunuyor ve eski görkemli günlerine göz kırpıyor. Amerikanın en sevilen başkanlarından olan ve İç Savaş'ta Birlik'in liderliğini yapan, köleliği zorlu bir süreç sonunda tarihe gömen (ve sonucunda süikaste kurban giden) önemli siyasi figür Abraham Lincoln'ün köleliği kaldırmasını ve savaşın son günlerini anlatan destansı bir drama. Daniel-Day Lewis'in muazzam oyunculuk performansı bir yana, ona eşlik eden ve Lincoln'ın eşini oynayan emektar oyuncu Sally Field ve genelde polis rollerinde görmeye alışık olduğumuz (ve resmen hayranı olduğum) Tommy Lee Jones kölelik karşıtı Thaddeus Stevens'ı canlandırmakta. Dört başı mamur, büyük ölçekte bir yapım. Oscar'larda Lewis hariç görmezden gelinmesi beni üzmüştü. Filmde neredeyse herkes oyunculuk dersi vermek için orada bulunmuşlar.


11) Evil Dead  - Fede Alvarez

Korku sinemasını yakından takip eden (vizyona giren çoğu korku filmine mümkün olduğunca giderim ve klasiklerin tamamına yakınını izlemişimdir) birisi olarak bu türün zirvesi olarak 70'ler ve 80'leri kabul ederim. O dönemlerde çekilen korku filmlerinin çoğu kült statüsüne erişmiş yapımlar ve bunların başında kendi hayran kitlesini oluşturan bir Sam Raimi klasiği Evil Dead (Şeytanın Ölüsü) gelmekte. Filme girmeden evvel böylesi iyi bir yapımın 2013 yılında bir yeniden çevrime (remake) ihtiyaç duymadığını düşünüyordum. Ancak filmi izledikten sonra yönetmen Fede Alvarez'in ne kadar doğru bir iş yaptığını anladım. Orjinal filme belli bir noktaya kadar bağlı kalan ama kendine özgü sahneleri de aralara sokuşturan oldukça başarılı bir yeniden çevrimle karşı karşıyayız. Özellikle ilk filmde olmayan ve bu filmin de zirve noktası olduğunu düşündüğüm arka fonda çalan siren eşliğinde gökten yağan "kan yağmuru" sahnesi yılın en ürkütücü sahnesiydi.


12) De Rouille Et D’os -  Jacques Audiard

Doğumgünümde vizyona giren bu Fransız draması yılın en iç burkan öykülerinden birini anlatıyor. Bir kazada iki bacağını da kaybeden katil balina eğitmeni kadının aşkı "sorunlu" bir erkekte bulması kulağa fazla klişe gelse de uygulama da göze batan bir durum yok. "Kaybetme"yi karanlık bir dille aşk üzerinden anlatan başarılı bir Avrupa filmi.


13) Warm Bodies – Jonathan Levine

Bir zombi, yaşayan genç bir kıza aşık olursa fikrinden yola çıkan Warm Bodies yılın en sıradışı aşk öyküsüydü kuşkusuz. Filmi izlerken yüzünüzde tebessümlerin belirmesine engel olamıyorsunuz. Hınzır ve zekice seçilmiş ince espriler ve muhteşem şarkılar ("Patron" Bruce Springsteen çalıyor be daha nolsun) eşliğinde yılın en eğlenceli filmi.


14) Io e te – Bernardo Bertolucci

En sevdiğim 3-5 yönetmenden biri olan ve 2003 yılında çıkardığı enfes dönem filmi The Dreamers'tan bu yana sessizliği koruyan İtalyan sinemasının estetik ve erotizmi birbirine katık eden usta ismi Bernardo Bertolucci'nin dönüş filmi olan Io e te (Ben ve Sen) her ne kadar ustanın eski filmleri kadar çarpıcı olamasa da yılın en güzel filmlerinden biriydi. The Cure ve David Bowie'nin şarkılarıyla renklenen film, güzel bir dayanışma öyküsü aynı zamanda.


15) L'Écume des jours – Michel Gondry

Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan) ile üne kavuşan Fransız sinemacı Michel Gondry'den başrollerini Romain Duris, Audrey Tautou, Gad Elmaleh ve Omar Sy'ın paylaştığı bir roman uyarlaması. Boris Vian'ın unutulmaz romanı L'Écume des jours (Günlerin Köpüğü)'un bu modern uyarlaması her ne kadar kitaptaki fantastik olayları ekranda fazlasıyla ön plana çıkararak esas anlatılmak istenen şeylerin geri planda kalmasına sebep olsa da bşarılı bir uyarlama olduğu söylenebilir. Kitabı okumuş biri olarak ben memnun kaldım. Ama tabii Vian'ın müthiş gözlem gücü ve kitapta oluşturduğu hayal dünyasının yanından geçemez bu film.


* * *

EN KÖTÜ 10 FİLM
1) Iron Man III
2) Hangover: Part III
3) The Lone Ranger
4) Carrie
5) Man of Steel
6) Les Miserables
7) Now You Can See Me
8) Maniac
9) A Good Day to Die Hard
10) Texas Chainsaw 3D

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder