60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

9 Ağustos 2013 Cuma

4 Ağustos 2013 - Roger Waters "The Wall"

 -Saha içi alana girdiğimde çektiğim bir kare-

4 Ağustos gecesi İTÜ Stadyumu'nda gerçekleştirilen Roger Waters konserinin benim gibi bir Floyd hayranı için "unutulmaz" bir gece olacağından hiç şüphem yoktu; ama bu kadar etkileyici ve enfes bir gece olacağını tahmin etmemiştim.

Bu fevkalade büyük boyutlardaki, politik, görsel ve işitsel şov öncesi "ortamı hazırlamak" adına konser öncesi alanda çalınan şarkılar/isimler özenle seçilmişti belli ki:  

The Rolling Stones'un Vietnam Savaşı'nı yeren "Gimme Shelter"ı, rock müziğin modern ozanı Bob Dylan'ın en güçlü savaş karşıtı şarkılardan biri kabul edilen ve savaşın efendilerine açık açık lanet okuyan "Masters of War"u, Sam Cooke'un buram buram değişim kokan ve Afro-Amerikan sivil hakları hareketinin sembolü olan "A Change Is Gonna Come" ve John Lennon'ın dünya barışı temalı unutulmaz şarkısı "Imagine"ı gibi.

Bir stadyum dolusu insanla hep bir ağızdan "Imagine"ı söylemek tarifi mümkün olmayan bir keyifti. Şarkı bitiminde alkış fırtınası koptu. Hepimiz "duvarları yıkmaya" hazırdık artık.

* * *

İlginçtir, kapılar 18:30'da açılmasına ve ben sıraya 18 civarında girmeme rağmen konser alanında iyi bir yer kapmakta hiç zorlanmadım. Diğer konserlerde (özellikle de Madonna konserinde) olduğu gibi depar atmama, bayır aşağı kaptırıp gitmeme lüzum olmadı. Gayet sakin ve yavaş adımlarla sahnenin önlerinden kendime yer kaptım.

 -Sahne önleri yavaş yavaş dolarken-

Şovun açılışında duvara bir uçağın çarpıcağını bildiğimden sahnenin hafiften sağına doğru bir yere konuşlandım. Bahsi geçen -İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların kullandığı uçakları andıran- uçak, alttaki resimde gördüğünüz tek başına duran tuğlanın olduğu bölüme çarptı. Havada gergin şekilde duran ipin diğer ucu da uçağa bağlı:

-120 metre genişliğine ve 20 metre yüksekliğine sahip duvarın sağ kanadı-

-Zoom özürlü telefonum sağolsun-

-Alana girince daha iyi bir kare yakaladım-

* * *

Konserin setlisti tahmin edeceğiniz üzere The Wall albümünün aynısıydı. Albümdeki şarkıların -bir konsept konser olduğundan ötürü- tamamı aynı sırayla çalındı. Bir farkla. Roger'ın Londra göbeğinde bir kaç sene önce katledilen Brezilyalı Menezes için kaleme aldığı "The Ballad of Jean Charles de Menezes" adlı ballad, "Mother" öncesinde icra edildi.

* * *

Konser "In the Flesh"in eşliğinde, ihtişamlı bir havai fişek gösterisiyle, bayrakların gölgesi altında başladı.

-Muhsin AKGÜN'ün çektiği harika bir fotoğraf-

Şarkının sonunda ise yukarıda bahsettiğim uçak büyük bir gürültüyle tepemden geçerek önümdeki duvara tosladı. İnternette -İstanbul kaydı olmasa da- toslama sahnesine ait güzel bir kayıt buldum:



Özellikle uçağın çarptığı anda patlayan devasa havai fişekler birkaç saniyelik nutkumuzun tutulmasına sebep oldu. İzlediğim ve büyük ihtimalle de izleyeceğim en görkemli konser açılışıydı !

Ama tabii bu daha başlangıçtı. Pink Floyd'un hiç şüphesiz en bilinen şarkısı "Another Brick In the Wall (Part.2)"nun ilk notalarıyla yavaştan stad ısınmaya başladı. Türk çocuklarının sahneye çıkarak koro kısmını okuduğu şarkıya deliler gibi eşlik ettik. Herhalde bir başka konserde bağırmadığım kadar bağırdım. Özellikle şarkının malum nakarat kısmında boğazlarımızı yırtana kadar eşlik ettik. Stadta hatrı sayılır bir gürültü koptu !

Gözlerinden ışıklar saçan ve tüm stadı elindeki tahta çubukla tehdit eden devasa öğretmen kuklası ise tüyler ürperticiydi.
 
 (Photo Courtesy of Nathanel Vass)
-Çocuklar korosu öğretmeni kovmaya çalışırken-

"Mother" öncesindeyse Roger, kısa ama öz bir Türkçe konuşma yaptı. Dünyadaki tüm devlet terörlerinin bitmesi konusunda çağrıda bulundu ve şarkıyı bu uğurda hayatlarını kaybedenler için okudu. Konuşma sonunda şarkıya geçmeden dev duvarda Gezi olaylarında hayatını kaybeden göstericilerin ve polisin resimleri/isimleri belirdi. Tüm stad sloganlarla inledi.

(Photo Courtesy of Skyturk)

Albümün en can alıcı şarkılarından olan "Mother"da ise sahnenin sol tarafında devasa bir anne kuklası belirdi ve şarkı bitene kadar alandaki herkesi gözleriyle taradı. Bu sıradaysa duvarda 1984 kitabına atıfta bulunan oldukça anlamlı bir yazı eşlik etti: "Big Brother Is Watching You (Büyük Birader Seni İzliyor)"

(Photo Courtesy of Gabriel Gonzalez)
-Brother'ın Mother olarak değiştirilmesi hoş bir detaydı-

Şarkının sonlarına doğru Roger'ın "Mother, should I trust the government? (Anne, hükümete güvenmeli miyim?)" dizesini okumasıyla ekranda Türkçe olarak kocaman "KESİNLİKLE HAYIR" ibaresinin belirmesi bir oldu ve bu hareket oldukça fazla alkış topladı.

Konserin en unutulmaz anlarından biriyse "Goodbye Blue Sky" sırasında duvara yansıtılan videoydu:



Gökten yağan kaptialist, dini ve ideolojik semboller dünya üzerinde birike birike dünyayı kan gölüne çeviriyor..

Din ve ideoloji adı altında kan dökenler bir kez daha bedduayla anıldılar.

"Young Lust" ise fevkalade seksi ve büyüleyiciydi. Madonna'nın göğsünü bizlere göstermesi kadar basit değildi.

* * *
İkinci yarıya geçmeden verilen 15 dakikalık ara boyunca -artık tamamı örülmüş olan- duvara dünyanın dört bir yanında haksızca öldürülen insanların resimleri ve hayatları yansıtıldı. Olof Palme, Mahatma Gandhi ve Rachel Corrie'yi görmek oldukça etkileyiciydi. Özellikle Corrie'nin isminin duvarda olduğunu görünce tüylerim diken diken oldu. Toprağı bol olsun. Çoğu insanın adını bile duymadığı bir kahraman.

Bizdense Gezi olaylarında ölenler, Hrant Dink ve Adnan Menderes vardı. Arka fonda çalan ağıtla bu isimlerin başına gelenleri okumak gerçekten dehşet vericiydi. İnsanlığımızdan bir kez daha utandık.


-Biraz daha geride olsam tüm duvarı tek seferde kameraya alabilrdim-

Bu isimler dışında öyle hayatlarla tanıştım ki.. Dünyanın bir ucunda 20 yaşında hayata veda eden bir İtalyan askeri mi ararsınız, İran'da infaz edilenler mi.

O 15 dakikalık ara aslında bize bizleri gösterdi. Medeniyet diye övündüğümüz şeyin aslında kandan ve ihanetten ibaret olduğunu gördük ve bir kez daha hayatlarımızdan şüphe ettik.

* * *

İkinci yarı bir başka klasikle, Roger Waters ve vokalistlerin duvar arkasından seyirciye görünmeden icra ettikleri "Hey You"yla açıldı ve gitar solosuyla kulaklarımızın pası silindi. Demek ki Gilmour olmadan da bir şeyler oluyormuş !

Ve geldik konserin ağlatan şarkılarına; "Vera" ve "Bring the Boys Back Home".

"Vera"da Amerikalı çocukların savaştan dönen babalarını görünce verdikleri tepkiler hepimizi kadın erkek demeden gözyaşlarına boğdu. Alanda birkaç dakikalık bir sessizlik hakim oldu.

"Bring the Boys Back Home" ise Roger'ın askerlerini acımadan cepheye süren, açlıktan ve ölümlerden güç alan ve durmadan silahlanan emperyalist devletlere haykırışıydı adeta.

Floyd hayranlarının sen sevdiği şarkıların başında gelen "Comfortably Numb" ise hiç şüphesiz gecenin zirvesiydi. Tek kelimeyle inanılmazdı. Sanırım tüm hayatım boyunca tanıklık ettiğim en büyük konser anıydı. Enfes bir solo dinledik:



Roger'ın tam önümde duvara vurarak (5:56'da) onu darmaduman etmesini asla unutmayacağım. Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki izlediğim en görkemli konser performansıydı. O kulakları sağır eden solo eşliğinde..

"In the Flesh"e yeniden sıra gelince Roger aldı eline taramalı tüfeği ve acımadan tüm stadı baştan aşağı taradı. 


Bu sırada sahnenin sol üst kısmında devasa şişme bir domuz balonu belirdi. Üstünde Yahudi yıldızı, kapitalizm vb. semboller bulunan. İşte domuzcuk tam tepemden geçerken:


-Telefonumun berbat video kalitesine gelin..-

Bu da Muhsin AKGÜN'ün çektiği mükemmel kare:

 

Daha sonra arkadaki seyircilere yaklaşan domuz sanırım her konserde olduğu gibi paramparça edildi. Bir parça da ben almak isterdim doğrusu.

"Run Like Hell"i konser öncesi provalarda bile duyunca çıldıran ben, sıra ona gelince ellerim patlayana kadar alkışladım ve deliler gibi eşlik ettim.

Duvarın alaşağı edildiği enfes rock opera parçası "The Trial" ise aklımı tamamen başından aldı. O sıralar kendimi dev bir sinemada hissettim.Çirkin jüri, Pink'i azarlarken..

"Tear down the wall !!!"



O dakikalar hayatımda gördüğüm en görkemli şeye tanıklık ettim. Boşuna "The Wall" dünyanın en büyük prodüksiyonu diye adlandırılmıyor. Hem şov, hem konser, hem opera, hem de tiyatro bir arada !

* * *

Sahnenin devasa boyutu bir yana dursun, konserin en etkileyici teknik detaylarından biri de konser alanının dört bir yanına ses sistemlerinin bulunduğu kulelerin kurulmasıydı. Tam bir surround system sağlandı ve tüm konseri bir sinema salonunda film izler gibi izledik. Tüm sesler en ince ayrıntısına kadar iştildi ve en ufak bir patlama olmadı. Özellikle uçağın düştüğü anlarda duyulan sesler gerçekten etkileyiciydi.

Bu büyük prodüksiyonu kaçırmadığım için binlerce kez dua ediyorum. Ama bir yandan da üzülüyorum. Çünkü Roger abi çıtayı öyle bir yukarı taşıdı ki... Bundan sonra hangi "büyük" konseri izlesem hemen aklıma "The Wall" gelecek ve kazanan gene Roger olacak.

Daha iyisini izleyebileceğimi sanmıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder